Burada her şey akşamdan sabaha başka bir yüze bürünebiliyor. Sonra yine, yeniden, her gün her dakika…Yaşananlar bir ilerleme, gelişim olsa amenna. Ama değil, beşikte gibiyiz. İpi bağlamış sallıyor birileri. Varamayacağımız iki uç arasında gidip geliyoruz durmaksızın.
Bu hem yorucu, hem moral bozucu bir durum. Düşünsenize; mücadele ediyorsunuz, uğruna ölüyor, tutuklanıyor, eziyet görüyor, acı çekiyorsunuz ve sonunda kazandım derken başa dönüyorsunuz.
Çözüm süreci öyle, temel hak ve özgürlüklerimizin düzeyi ve yargının tutumu öyle, çalışma yaşamından kadın cinayetlerine öyle, yasalarda, yargıda, ceza infazında eşitsizlikler, ayrımcılık öyle, yargıda yeniden dizayn adı altında yapılanlar öyle, idam cezası tartışmaları öyle…
Mesela; çözüm süreci ilerliyordu, umut verici gelişmeler oluyordu daha düne kadar; bugün bitebilir açıklamaları yapılıyor. Dünden bugüne ne değişmiş olabilir sizce? AKP mi, HDP mi, Kandil mi, Öcalan mı? Barış ihtiyacı mı kalktı ortadan, çözüm ihtiyacı mı? Ne değişti? Ne değişti de dün kararlılıkla ilerlediğimiz yol, bugün çıkmaz sokak oldu?
Özel Yetkili Mahkemeler mesela. Sıkıyönetim Mahkemeleri ve DGM'ler gibi ÖYM’ler de adil yargılanma ilkesini ihlal ettiği için kaldırılmışlardı, üstelik tam bir mutabakatla. Bugün, HSYK kararı ile İhtisas Mahkemesi adı altında yine kuruluyorlar.
İç güvenlik yasası mesela; kişi özgürlüğü ve güvenliği konularında evrensel hukuka, hakim güvencesine doğru yol alıyoruz diye düşünürken, şimdi sadece bunlar değil canımızı da polise teslim eden bir yasa kapıda. Hatta, devlet şiddetini olağanlaştıran bir yasa da hapishaneler için hazırlanmış ve kabul edilmeyi bekliyor.
Mesela; tam da devlet şiddetine ve devleti arkasına alarak saldırganlaşan sivil şiddete tepkiler artmışken, Ali İsmail Korkmaz’ı katledenler arasında bulunan esnaflara tepkiler yükselmişken, bir eylem dönüşünde bir gazeteci, Nuh Köklü, Tayyip’in bir esnafı tarafından öldürüldü. Mahallenin polisi, hakimi rolüne soyunmuş, icazetini cumhurbaşkanından almış, o güçle saplamış bıçağı, içinde zerre vicdan, kafasında zerre akıl!
Özgecan’ın katili mesela, sadece cinsel arzuları mı yönlendirdi o caniyi? Esnafı mahallenin namusunu korumakla görevlendirenlerin suçu yok mu sizce? O namus anlayışı değil mi, akşam saatinde tek başına minibüse binen bir kadına tecavüzü de, öldürülmeyi de hak gören.
Bir yandan katillere iyi hal indirimi yapmaya devam ederken, Özgecan’ın öldürülmesi üzerinden idam cezasını geri getirmeyi ve hadım cezasını savunanlara ne demeli?
Oysa bu tartışmalar tükenmişti nice zaman önce. İdam devlet eliyle cinayet işlemekti. Yaşam hakkı temel bir haktı ve her koşul altında korunması devletin birinci göreviydi. Bu nedenlerle kaldırılmıştı idam cezası. Ne oldu da unutuldu her bir şey? Ya da ne oldu da hatırlandı, muteber oldu yeniden?
Üstelik 13 yaşındayken daha, içinde kamu görevlilerinin askerlerin de olduğu soysuzlar tarafından tecavüze uğradığında N.Ç. hadım kimsenin aklına gelmemişti. Geçtim bunu; bir çocuğun tecavüze rızası var sayılmıştı da tecavüzcülerin cezalarında indirim yapılmıştı. Roboskî'de 34 insan bombalarla parça parça edilmişti, Ali İsmail sokak ortasında dövülerek öldürülmüştü, 12 yaşında ki Nihat bir kurşunla yere serilmişti ama kimsenin aklına idam cezasını geri getirmek gelmemişti… Gelmesindi zaten. İdam cinayettir. Devlet şiddetinin, işkencenin hiçbir koşulda savunulmaması, yaşam hakkının her koşulda savunulması gerekir çünkü.
Ama şimdi ne oldu da biz bunları tartışır olduk. Niye tartışır olduk? Hadi siyasiler, halk tartıştı, Yargıtay başkanı niye alelacele idamı savunan bir açıklama yaptı kamuoyuna? Sizce burada pek çok bit yeniği yok mu?
Velhasılı söylenecek çok şey var ama şu çok net; sallanmaktan içimiz dışımıza çıktı artık. Biz bu beşikten inmek istiyoruz.