İş devleti yönetmek bile olsa, mesele hukuk olmaktan çıkınca ya da iktidarın hukuku haline gelince ne laf lafı tutar, ne kararlarda istikrar kalır. Muktedirin keyfince ya da ihtiyacına binaen inşa edilir cümleler de, kararlar da. Tükürmüş yalamış, afiyetten sayılır. Özellikle son birkaç yıldır yoğun karşılaştığımız bir durum sözünü ettiğimiz. Örnek mi? Yargı konusu operasyonlara, soruşturmalara, mahkeme kararlarına, çıkarılan kaldırılan yasalara ve iktidar temsilcilerinin açıklamalarına varana çokça var. Ama Tayyip Erdoğan'ın üç beş on yıl önce söyledikleri ile şimdilerde söylediklerini karşılaştırın, en çok örneğin yaratıcısına şapka çıkartacaksınız. 

Milletvekili dokunulmazlığı konusu da böyle bir konu. Yasalar ve anayasa ne der kimsenin derdi değil. Mesele siyasi ve hassas çünkü. Sadece iktidar değil bunu yapan, Kılıçdaroğlu'nun tüm CHP'lileri töhmet altında bırakan, HDP'li vekilleri hedef alan iktidarın teklifini anayasaya aykırı olmasına rağmen destekleyeceklerine dair açıklaması mesela. MHP ve Devlet Bahçeli'nin Kürt düşmanlığına şaşırmıyoruz, CHP geleneğine bakarsanız Kılıçdaroğlu'nun açıklamasına da şaşırmıyoruz. Ancak CHP'nin seçmen kitlesinde önemli yer tutan Kürtleri kıracağını bile bile bunu yapmasına, kendi ayağına kurşun sıkmasına ne demeli?

Muhalefet muhalefet olalı bu kadar rezilleşti sayelerinde. Mesele Kürtler olunca şer bloğunda birleşmeleri an meselesi, bunu bir kez daha ispatlamış oldular. Bir kez daha gördük ki; hassasiyetlerimiz diye dövündükleri AKP'nin rejim tehdidinin, toplumsal hayatı İslama göre biçimlendirme gayretinin, Cumhuriyeti zul sayan açıklamalarının bir önemi yok aslında. Aslolan Kürt düşmanlığı. Arkasından şeriat mı gelir, başkan adı altında bir diktatörümüz mü olur, uğruna öleceklerine yemin billah ettikleri cumhuriyet, laiklik hatta Atatürk yalan mı olur? Önemli değil. Önemli olan Kürtlere nefes aldırmamak. Önemli olan Kürtleri uslandırmak, uslanmayanların başını ezmek. Feyz aldıkları Atatürk de bu yolu tutmuş, mirasa sahip çıkıyorlar, yalan yok. 

AKP/CHP/MHP şer ittifakı, ne çeşit birlik olurlarsa olsunlar Kürtleri yok edemeyeceklerini biliyorlar aslında. Öncesini koyun bir tarafa, tam 93 yıllık bir yenilgi pratiği var karşılarında. Tüm devlet imkanlarıyla tam 93 yıl, dile kolay. Ancak Tayyip'in yeni gazı sanırım bir umut kapısı daha açtı. Vatandaşlıktan çıkarma tehdidinden söz ediyorum. Öncesinde denenmeyen diyemeyeceğim ama en az denenen yöntem belki de. Tutuklamalar, zorunlu göçle yerinden yurdundan etmeler, infazlar, katliamlar Kürtlerden kurtulmalarını sağlayamadı ya, şimdi kalanları da vatandaşlıktan çıkaralım ki bu ülkeyi terk etsinler ya da siyasal haklardan mahrum kalsınlar ve siyasi hayatın dışında tutulabilsinler. Yok öyle milletvekili olmalar, yok seçmen olmalar, parlamentoya girmeler, mecliste yer yurt sahibi olmalar, oralardan dünyaya seslerini duyurmalar olmasınmış yani. 

Kaldı ki Kürtlerin parlamentoda var oluşları her daim kanlarına dokundu, bunu bilmeyen yok. Kürt vekillerin Meclis çıkışı gözaltına alınırkenki görüntüleri, tutuklu sıralarındaki mahkeme görüntüleri hiç eskiyemedi. Şimdi HDP ile yakalanan başarının faturası kesiliyor Kürtlere. Bir de Suriye'deki başarının faturası tabii. Cizre'de, Sur'da, Bismil'de, Silopi'de, Nusaybin'de halka yapılan zulüm, milletvekillerine yapılacak olanla birleştirilmeye çalışılıyor. Oysa, katliamlarla güne uyanan Kürt halkı için de özgürlük mücadelesi için de dokunulmazlıkların kaldırılması önemli olmakla birlikte bir teferruattan öte değil.  

Kürtlere verilen mesaj açık. Ya baş eğecekler ya baş verecekler. Olmayacak işe amin nizamındalar ama muhalefeti ile iktidarı ile devletlularımızın tüm gayreti bunun için. Mecliste bugün yapılması beklenen dokunulmazlıklar görüşmesi ertelendi ama haftaya Allah kerim. Ne olacak derseniz? En zor soru bu. Bunca istikrarsızlığın ardından tahmin kolay değil. Ancak, süren Kürt direnişi karşısında bu da paralelin işiydi derlerse bir süre sonra, şaşırmayacağım.