Elde bomba yok. Yerde mayın yok. Göz, gez, arpacıktan Türk devletini vuran yok.

Amed zindanında 55 yaşında, ağır sağlık sorunlarıyla boğuşan bir Kürt annesi var: Ölüm orucunda.

İşte bu Kürt annesi Saray faşizmini korkutuyor. İmkan olsa onu kendi elleriyle boğardı. Boğmadan önce gözündeki korkuyu görmek için her şeyi yapardı.

Ama karşısındaki Kürt anne, onun korkutmak için bütün Kürtlerin, bütün demokratların, bütün sosyalistlerin tepesinde sallandırdığı ölüme kendi iradesiyle meydan okuyunca, işler değişti.

Ölümden korkmayan Leyla Güven, öldürmek isteyenleri korkuttu.

Erdoğan’ın “korkusunu” biz uyduruyor değiliz. Onu yakından tanıyan, eski partidaşı Saadet Partisi Başkanı Karamollaoğlu, geçtiğimiz gün Erdoğan’ın içinde taşıdığı “korkuyu” T24’de Şirin Payzına tane tane anlattı.

Erdoğan korkuyla yaşıyor. TBMM’ye adım attığı her Salı günü, etrafını üç bini aşkın ağır silahlarla donatılmış Saray çetesi kuşatıyor. Tepede dört helikopter uçuyor.

Daha düne kadar, promterden okuduğu metinlerin yazarı, Yeni Şafak gazetesindeki yazılarına, “çürüme” var diyerek, kendi eliyle son verdi.

Abdurrahman Dilipak, AKP içindeki çatlaklardan söz edip duruyor. Abdullah Gül’ün “5-5’te 55 vekille” bir parti kuracağını iddia ediyor. Tırnak içindeki parola, 27 Mayıs darbesi eşiğinde “555 K” parolasını çağrıştırmak, bir “darbe” ihtimalini anlatmak için kullanılmış. “555 K”nın açılımı, 5’inci ayın, 5’inde, akşamüzeri saat 5’te Kızılay Meydanında Menderes’e karşı eylem” çağrısıydı.

Dilipak’ın bu yazıdaki tezini Yeniçağ Gazetesi devam ettirdi. Bu gazeteye göre, “yeni partiyi” Gül değil de, devrik başbakan Davutoğlu kuracak.

Kurarlar mı kurmazlar mı bilmeyiz. Ama şu açık: Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

Nitekim Erdoğan Ordu’da “bu trenden inenler bir daha bu trene binemeyecek” deyiverdi. Demek ki trendin inenler var.

Derken yine Erdoğan “bütün adaylarımızı MİT tahkik etti” deyiverdi. CHP cenahı yine “hukukçuluk” yaparak, bunun Anayasaya ve yasalara aykırı olduğu iddiasını ortaya attı.

Oysa durum vahimdir: AKP adaylarını, AKP’liler, AKP tabanı değil, Erdoğan’ın itiraf ettiği gibi MİT belirliyor. “Olur” verirse aday oluyorsun, MİT “olmaz” derse olamıyorsun. Yerel seçimler Erdoğan için fasa fisodur. O, kimin Belediye Başkanı olacağını seçmene değil, MİT’e soruyor.

Bunun adı faşizmdir.

Kendi partisinin adayını MİT’e soran adam, elbette aynı MİT eliyle HDP’li adayları da seçildikten sonra tasfiye etmeye kalkışacaktır.

Şu anda ölüm orucunda direnin Leyla Güven HDP’nin Hakkari vekilidir. Berberoğlu hüküm giydiği halde bırakılırken, Leyla Güven yargılanma sürecinde olduğu halde MİT’in, yargının, Sarayın kararıyla zindandadır.

 Şimdi bir kere daha ilan edelim: Eğer Erdoğan, PKK Önderine karşı kendi anayasasına ve yasalarına aykırı olarak sürdürdüğü tecride en kısa zamanda son vermezse, kritik aşamadaki Leyla Güven’i “öldürmüş” olacak. Şimdi bütün mesele “katili durdurmak, onun cinayet işlemesini önlemek, onu tecridi kaldırmaya mecbur etmektir.”

Leyla Güven’in ölümü, şu anda onunla birlikte ölüm orucuna yatan yüzlerce insanın tecride son verilmezse kitlesel ölümü demektir. Hiçbir açlık grevcisi böyle bir durumda tecrit kalkmadıkça eylemine son vermeyecektir.

Kitlesel ölümlerin eşiğinde yapılacak olan Yerel Seçimler ne gibi sonuçlar doğurur bilemem. Ama şu aşamada seçim çalışmalarının temel sloganı “tecridi kırmak, kayyumları silip süpürmek, faşizmi yıkmak ve Kürdistan’ı özgürleştirmek” olmalı. Çünkü Leyla Güven ölmemeli. Onun öncülüğünde direnen ölüm orucu eylemcileri yaşamalı.

Bunlar başarılamazsa, Belediye kazanmanın fazla bir anlamı kalmayacak.

Ve bilelim ki, AKP-MHP faşizmi ekonomik ve politik kriz içinde. En zayıf zamanlarını yaşamakta. Leyla Güven’in başlattığı hareketin başarı kazanması için hem içeride, hem de uluslararası alanda koşullar hızla olgunlaşmakta.

Yerel seçim eşiğinde Leyla Güven’in eylemi başarıya ulaştığı gün HDP Saray rejimini tüm Kürdistan’da, onun temellerini sarsan bir yenilgiye uğratacaktır.

Seçim başarısı, artık Amed zindanında Leyla Güven’in başlattığı eylemin başarısına bağlıdır.