Sabah, bir delinin yaydığı savaş sesleriyle uyandık. Kürdistan’da yer, gök savaş uçaklarının bombarmanı, top sesleriyle sarsılıyor, havası kan, kimyasal öldürücü kokuyordu.
Ölü ve yaralıların sayısını, delinin emrine bağlı olarak ayarlayıp, duyuran Türk medyasında, yalanın „kalbimiz ağlıyor“ ve „yüreğimize ateş düştü“ anonsları…
Medyası, aydınıyla yalanla besleniyorlar. Delinin istediği övgüye karşılık kimileri tatlı ihaleden, ballı, şerbetli ihaleye koşuyor, aydın, entelektüeli de ekranlar koşusunda, günlük kazançla cep dolduruyor.
Onun için „kalp“ ya da „yürek“ söylemi düpedüz yalandır. Kazancın önde tutulduğu yerde vicdan yoktur, çünkü. Bedenlerinde, vicdan ile insanlığın var oluş semgesi olarak cisimleşen „kalp“ ya da „yürek“ taşıdıklarına dair emare yok; olan da bugüne kadar görülmedi. Olsaydı, Kürdistan tepesine ateş yağdırma pahasına ayaklanmaz, dağlarda yanan özgürlüğe adanmış isyan ateşlerini harlamaya ihtiyaç olmazdı.
Vicdanı olmayan, Kürdün insanlık arayışını anlamayanlara, bugün yaşananların sebebini, dilimizde tüy bitene kadar tekrarlayacağız: Kürdün ülkesini işgal ettiniz. Dillerini, sizinle bağdaşmayan ırkları, yani varlıklarını, kültürlerini yasaklayıp, ağızlarına kilit vurdunuz, vahşice. Size yüz buruşturunca, vahşetin tepelerine tüy, tuğ diken hücumlarla kırıma geçip, yurtlarını yaktınız, yıktınız.
Utanılması gereken vahşeti övünme vesilesi yaptınız. Çünkü vicdanı olmayanın, utanması da yoktu. Vicdansızlığın sesi olarak „Zilan deresi leba leb insan ölüleriyle doldu“ sevinç çığlıkları attınız. Tırnağı olmayan bebeği, dizinde takat tükenmiş ihtiyarı, karşı koyacak gücü bulunmayan kadını öldürmek, onların cesetleriyle newal û gelileri doldurmak övüncünüzdü.
Hiç biriniz, yaptığımız insanlığa karşı işlenmiş suçtur, dinen günah, vicdanın utanç damarında ayıptır demediniz. Vahşete alkışa durdunuz.
Sonra mı? Kürdistan yerde yaralıydı. Yarasını tutarak doğrulanlar, öndersizdi. Ortalıkta yas havası…
Ve siz yaralı, kanayan yarasıyla sinmiş ülkeye yeni vahşet dalgalarıyla hücum ettiniz. Kürdün en saygınını köy meydanında çamura, zıvıl, rixe yatırdınız. Senin adlandırmanla ona kendi dışkısını, hayvan pisliği, mayıs yedirdiniz. Cinsel organına özel merakınızdan mı bilinmez, ihtiyar Kürdün cinsel organına ip bağlayarak, köy meydanlarında kadınlara çektirdiniz.
Yaralıların, terör devletine ilk isyanı böyle başladı. İsyancılar kadınlardı. Sizi taşa tutuyorlardı. Sizin anlamanız imkansız, ama bu, bir onur savaşıydı. İsyancı kadınlar, sizi taşa tutuyorlardı.
İsyancı çocuklarının dağa akması, bundan sonradır.
Sen teröristtin. Konuştuğun dil, aklın, mantığın terör, tapındığın kandı. Dağa çıkanlar bir iken, kısa zamanda bin, binler oldular. Dar kafan, kör gözün, taşlaşmış vicdanınla, bir halkın onur savaşını görmen mümkün değildi. „Terörist“ diyerek, terör devletinin en vahşi örneğiyle, mafyalaştın…
Sonra söz ve karar, camileri soygun yeri olarak seçenlerin eline geçti. Camilerde toplanan sadaka torbaları da soyup, çalanların daha çok çalma hırsıyla olan aklını kaybetmiş delilerin…
Deliyi seyrediyoruz. Bir vurgun hamlesinde dindar, ötekinde dini puç edip, kirleten eli kanlı ırkçıdır, deli. Delice sırıtışı, akıldan yoksun kibriyle, tımarhanede tutulması gerekirken, emir veren muktedir.
Ve deli, Kürt örgütlü gücünün „barış“ diyerek, uzattığı zeytin dalına daha çok bomba, daha çok zindanla cevap verince, savaşın muharebe etapları dün Hakkari’de bir Türk tugayının muhasara altına alınması boyutlarına ulaştı.
Deli savaş cephelerinde tanklar, toplar, uçak ve helikopterlerle saldırıyordu. Ama hala kendisi gibi düşünenleri de atlayarak, dünyayı kandırıp, dolandırma hesabıyla „terörist“ diyordu.
Oysa halk isyanda, Kürdistan’ın her dönemeci savaş alanıdır. Her aile gerilla üssü, ailenin her bireyi birer isyancı. Onuru yaralı bir halkın ayaklanmasını daha çok bomba, daha çok zindanla bastırılmanın imkansız olduğunu birilerinin ona anlatması gerekiyor.
Gerçi Tanrı zalimden yana değil, ama deli ve hempaları dün, zulmün galebe çalması için, Kürtler de kurtuluş savaşçısı evlatlarının başarısı için, Allah’a yakarıyor, dua ediyordu. Türk televizyonlarından yükselen sövgüler, aşağılama haykırışlarını Kürtler, onurlarına hançer olarak karşılıyorlardır.
Bu bir saflaşma, birleşmesi artık imkansız kopup, ayrılmadır. Bunca zulüm sonsuza yayılan kin, temizlenemeyecek hale gelen kan davasından sonra, iki kesim ayrı ayrı kendi kayıplarının yasını tutuyor, ölüm ayinleri düzenliyorsa eğer, kimse kendini de, bizi de kandırmaya kalkışmasın. Dün belki, ama bunca olanlardan sonra, artık „kardeşçe bir arada masalları“ beyhudeliktir.
Daha vahim olayların yaşanmaması için birilerinin deliyi durdurması, kaçınılmazdır artık. Fakat görüldüğü kadarıyla, bu mümkün değildir. Çünkü deli, kendi çapında bir Hitler’dir artık. Kimse, „deli sen de dur“ diyecek cesarette değildir. Gittiği yere kadar gidecektir, deli…
Kürtlerin deyimiyle, „başını yiyeceği yere kadar…“