Başına buyruk yönetim anlayışıyla son ayları uzatmalı olmak üzere 13 yıl boyunca Türkiye’yi yöneten AKP’den kurtulmanın arifesindeyiz.  

Devlet içerisinde tam bir gladio gibi örgütlenen ve çeteleşen AKP, halktan intikam alıyor. Seçim başarısızlığının faturasını halkın çocuklarına çıkarıyor. Bunu da öyle gizli kapaklı değil açık açık yapıyor. Bas bas bağırarak yapıyorlar. Sağlık bakanı Müezzinoğlu hiç utanmadan, "Eğer başkanlık olsaydı bu cenazeler gelir miydi?" diyerek ölümlerin sorumlusunun halk olduğunu söylüyor. "Bize oy vermemenin sonucuna katlanın" diyor. 

Halka yani milli iradeye cezayı kesen AKP iktidarı tüm bir ülkeye şantaj uyguluyor, savaşla, ölümle tehdit ediyor. 

Peki bu cesareti kimden alıyor?

Elbette ki "Bu ülkenin yönetim sistemi fiili olarak değişmiştir" diyen Erdoğan’dan. 

Bir başkası Taner Yıldız, "Ben de şehit olmak istiyorum" derken, onun da fikir babası, çocuğunu kaybeden asker ailesine "Ne mutlu size" diyen malum zat yine. Ama nedense bunların bir yakınının "şehit" düştüğünü kimse görmedi henüz... Bunların hiçbiri bu "mutlu" ailelerden değil.

Halkın çocuklarının dökülen kanı üzerinden siyaset yapmayı marifet sayan, "Bu topraklarda ilelebet kan dökülecek" diyen Erdoğan, sonsuza kadar savaş ilan ediyor. "Ben var olduğum sürece, hükmüm geçtiği sürece barış olmaz" diyor. 

Peki Erdoğan kimi tehdit ediyor, kime şantaj uyguluyor? Kime savaş ilan ediyor?

PKK’ye mi?

Hayır. 

Çünkü PKK zaten yıllardır bu zihniyetle savaşıyor ve yenilmek bir yana daha da güçlenmiş durumda. 

Peki tehdit kime?

Türkiye’ye. 

Kürdüyle, Türküyle, Lazıyla Alevisi ve Sünnisiyle herkese yani.

AKP’nin tek derdi iktidarının kesintiye uğramaması...

Ve bunun yolunu savaşta, çatışmada ve uzlaşmazlıkta görüyor; boyuna körüklüyor. 

"Bana mahkumsunuz, mecbursunuz" diyor. 

Hükümet kurma görevini Kılıçdaroğlu’na vermeyen Erdoğan, geçici seçim hükümeti için Davutoğlu’nu görevlendirdi.  

Yaratılmak istenen algı şu: Bu ülkede bizden başka kimse iktidarda olamaz, iktidarda olmayı aklına dahi getiremez. 

Erdoğan yasa, anayasa, prosedür, teammül tanımıyor. Anayasayı adeta bir paçavraya çevirmiş durumda. İşine geldi mi "anayasal hakkım" diyor gelmedi mi "Bu anayasa darbe anayasasıdır" diyor. Tam bir diktatörlük örneği. Tam bir keyfilik. Tam bir kendine Müslüman hal.  

Türkiye’nin gerçekten çivisi çıktı. 

Davutoğlu, "Partilere değil, uygun gördüğüm isimlere teklif götüreceğim" diyor. Onun da kılavuzu yine Erdoğan.

Teamüllere göre meclisteki bütün partilerin içerisinde yer aldığı "seçim hükümeti" değil, teknokratlar hükümeti kurma yoluna gidiyor Davutoğlu. 

Seçim hükümetinde diğer partilerin adlarının dahi anılmasına tahammülleri yok çünkü...

7 Haziran’dan bu yana her konuda AKP’nin koltuk değneği olan MHP ile koalisyon ortağı olma hevesiyle muhalefet görevini unutan CHP, sırf AKP ile yan yana görünmemek için seçim hükümetine bakan vermiyorlar. Erken seçimde bu tutumlarını bir koz olarak kullanmayı planlayan her iki parti, bir kez daha kendi elleriyle iktidarı AKP’ye altın tepside sunuyor. Türkiye’yi AKP’nin insafına terk ediyorlar. 

HDP’nin hükümette yer alması ise gerçek anlamda bir Türkiye partisi olma tutumu oluyor. 

7 Haziran seçim sonuçlarını değerlendiren herkes, AKP’liler dahi "Mili irade AKP’nin tek başına iktidarına hayır demiştir" dememişler miydi?

O zaman mili iradeye gerçek anlamda sahip çıkan duruş HDP duruşudur. 

Bütün bu keşmekeş içinde DBP’li 7 belediye başkanı tutuklandı. Gerekçe, "Ülkenin idari sistemini değiştirmeye teşebbüs"... 

Cumhurbaşkanı Erdoğan ülkenin yönetim sistemini fiili olarak yani korsan olarak değiştirdiğini övüne övüne anlatırken, Kürtlerin öz yönetim talebi yine "bölücülük" ve "devletin yönetim biçimini değiştirmeye yeltenmek" zırvasıyla karşılanıyor. 

Erdoğan için harekete geçmeyen savcılar seçilmiş Kürtlere karşı hemen harekete geçiyor. Hakimler hemen hüküm veriyor. 

Erdoğan iki de bir "ben yüzde 52 ile geldim" derken halkın yüzde 90’ından fazlasının oyunu alan belediye başkanlarının tutuklanmasını emrediyor. 

Yani seçilmişten seçilmişe de fark var. 

Kendisine yönelik hak ihlalleri olunca kıyameti koparan CHP, halkın iradesine, Kürtlerin teveccühüne el ve dil uzatılınca sessiz... 

Bu ülkenin gerçekten çivisi çıktı, çivinin yuvası yalama oldu. 

Artık bu çiviyle, bu yuvayla ve bu duvarla olmaz.  

Ülkenin bir yeniden inşaya ihtiyacı var. 

Bu ülkenin harcı yeniden karılmalı, duvar yeniden örülmeli.

Bu yeniden inşanın AKP ile olması ise mümkün değil. 

Yapısal kriz yeni bir kuruluş için fırsat aslında. 

Bu kriz, diktatörden ve diktatörün keyfi yönetiminden kurtulma ve halkın demokratik, öz yönetimini inşa şansı doğuruyor. 

Bu bakımdan Kürtler için olduğu kadar bütün Türkiye için, yeni bir ülkenin inşası için bir fırsata dönüştürülebilir erken seçim.