İnsanın iradi eylemlerinin gittikçe sınırlandığı ilerlemenin makineleşme ile eş değer görüldüğü çağımızda, merkezi otoritenin iletişim aygıtları ile kitlelere empoze ettiği kültürel kodlar, insanları gün geçtikçe biraz daha birbirine benzetiyor. Bu benzetme süreci ile birlikte insanın içsel zenginlikleri de bastırılarak insana yeni bir şekil veriliyor. Egemen ideolojinin yaydığı kültür karşısında insanın hem içsel zenginliğini koruyacağı hem de kendi iradi gücünün farkına varacağı etkinliklerden bir tanesi de tiyatro sanatı. Şimdilerde sahneye konulan Bertolt Brecht’in „Sezuan’ın İyi İnsanı“ da tiyatronun insan üzerinde yarattığı farkındalık hissini var eden ender oyunlardan biri olarak dikkatleri çekiyor. Yücel Erten’in başarılı rejisiyle sahneye konulan eser, gerek ortaya koyduğu görsellikle gerekse de kapitalist uygarlığa yaptığı sert eleştirilerle öne çıkıyor.

Epik tiyatronun önemli temsilcilerinden Brecht, oyunu 20 yılı aşan bir zaman diliminde kaleme alır. Çok farklı kaynaklar yararlanılarak oluşturulan metin, yazarın içinde büyüdüğü Avrupa edebiyatının yanında klasik Çin edebiyatından da önemli oranda etkilenmiştir. Brecht, oyunun merkezine incelediği klasik Çin edebiyatının önemli temsilcilerinden Me-Ti’nin etik kuramını yerleştirir. Oyun, Avrupa kültürünün egemen olduğu fakat Çinlilerin yaşadığı Sezuan’da geçmektedir.


Tanrıları misafir edemeyecek kadar yoksullar
Oyun sucu Wang’ın sahneye çıkıp yaşadıklarını anlatmasıyla başlar. Wang’ın anlatımının sürdüğü sırada beyazlara bürünmüş kanlı canlı üç tanrı karşımıza çıkar. Tanrılar, amirleri tarafından iyi insan bulmak üzere yeryüzüne gönderilmiştir. Wang ile karşılaşan tanrılar önce kendini tanıtır daha sonra kalacak yer arayışına girer ve Wang’dan yardım isterler. Wang, isteklerini seve seve yerine getirmek ister ama nereye gitse olumsuz karşılanır. İnsanlar üç tanrıyı ağırlamayacak kadar yoksuldur. Tanrılara bir tek yaşamını bedenini satarak idame ettiren Shen Te kapıları açarak yardım eder. Bu iyilik karşısında tanrılar Shen Te’ye bir miktar para verir. Shen Te de bu para ile bir dükkan açarak, yaşamanı idame etmeye karar verir. İşte bu noktadan sonra oyunun ana temasını ören olaylar silsilesi başlar. Shen Te iyi olarak kalıp da bu dükkanı nasıl işletecektir. Ya piyasa koşullarının hakim olduğu düzen karşısında yoksullara yardım edip yoksullaşacaktır ya da yürüyen çarka ayak uydurup zenginleşecektir. Tam da bu noktada oyunun sorduğu temel soru belirir: „Bu kadar kötülüğün kol gezdiği bir dünyada iyi olup da nasıl ayakta kalınabilinir.“

Kapitalizmde iyi kalmak imkansız

Brecht, iyi-kötü ikilemi izleyiciye daha iyi anlatmak için Shen Te’yi acımasız tüccar rolünde Shui Ta dönüştürerek iyi olanın içinde var olabilecek kötüye dikkatleri çeker. Oyunda aynı zamanda Shen Te’nin iyi-kötü ikilemi içerisinde sevdiği adamla olan ilişkisinin nasıl olması gerektiği de sorgulanır. Yer alan diyalogların çoğunda ahlaklı ve erdemli olmak ile doğru ve yanlışı ayırt etmek birbirini tamamlayan iki unsur olarak aktarılıyor. Erdemli olmanın koşullardan bağımsız tek başına var olamayacağına vurgu yapılan oyunda, bireysel menfaatlerin öne çıktığı ve birinin diğerinin üzerinden yükseldiği kapitalist üretim ilişkilerinde iyi olarak kalmanın imkansızlığına da değiniliyor. Brecht, ayrıca tanrı yasaları ile kapitalist sistemin yasaları arasında var olan mükemmel uyumu izleyiciye ironik bir dille aktarıyor.


ÖNDER ELALDI