George Orwell’in önemli yapıtlarından biridir "1984" kitabı. Uzun yıllar önce okumuştum. Geçenlerde kütüphanemi düzeltirken yeniden elime geçti ve tekrar okumak istedim. İlk okuduğumda ‘müthiş ütopik bir roman’ demiş olabilirim, hatırlamıyorum ama bugün yeniden okuduğumda aksine bilim kurgu veya ütopik bir roman olmanın ötesinde yaşadığımız coğrafyayı, bugün yaratılmak istenen düzeni ve iktidarda olanları çok isabetli özetliyor.
Kitaptan bir pasaj alıntı yapmak istiyorum,
"Hükmetmek, acı çektirmekle ve aşağılamakla olur. Hükmetmek, insanların zihinlerini darmadağın etmek, sonra da dilediğin gibi yeniden biçimlendirerek bir araya getirmekle olur. Korku, ihanet ve azap dolu bir dünya, ezmenin ve ezilmenin dünyası, kendini yetkinleştirdikçe daha az acımasız olacak yerde daha da acımasız olan bir dünya. Bizim dünyamızda ilerleme, daha fazla acıya doğru bir ilerlemek olacak. Eski uygarlıklar ya sevgi ya da adalet üstüne kurulduklarını öne sürüyorlardı. Bizim uygarlığımız ise nefret üstüne kurulu. Bizim dünyamızda korku, öfke, zafer ve kendini aşağılamadan başka bir duyguya yer yok. Başka ne varsa hepsini yok edeceğiz, hepsini.
Partiye sadakat dışında sadakat diye bir şey olmayacak. Büyük Birader’e duyulan sevgi dışında sevgi diye bir şey olmayacak. Düşmanı bozguna uğrattıktan sonra atılan zafer kahkahası dışında hiçbir kahkaha atılmayacak. Sanat, edebiyat, bilim diye bir şey olmayacak. Kadiri mutlak olduğumuzda bilime gereksinimimiz kalmayacak. Yaşamın tüm zevkleri yok edilecek. Ama durmadan büyüyen ve gittikçe ustalaşıp yetkinleşen bir iktidar esrikliği her zaman var olacak. Geleceğin resmini görmek istiyorsan, bir insan yüzüne basmış bir postal getir gözlerinin önüne, sonsuza dek. Bunun sonsuza dek böyle olacağını hiç aklından çıkarma. Postal her zaman üstüne basacak bir insan yüzü bulacak. Her zaman alt edilecek, aşağılanacak bir toplum düşmanı bulunacak."
Bu kitap ilk olarak 1949 yılında basılmış. 66 yıl sonra bugüne baktığımızda Büyük Birader rolünü üstlenmiş ve iktidarı uğruna korku salıp, kan akıtma peşinde olan bir zatı muhterem ile karşı karşıyayız. Bugün yaşanan oluk oluk akan kan ve gözyaşının tek sorumlusu da ta kendisidir.
7 Haziran sonrası seçim yenilgisini kabullenmeyip, halkın iradesini yok sayıp, erken seçim için her türlü hile, hurdaya başvurarak hepimizi cehenneme sürükleyen bu zat artık kontrolden çıkmış durumda ve müdahale edilmezse katliamların sonu gelmeyecek.
"400 vekil verin, bu iş huzur içinde çözülsün" diye daha başta söylemişti ama halk buna itiraz etti, o da başkanlığı sandıkla alamayacağını anlayınca "savaşla olsun" diyor. Yenilgisinin tek müsebbibi olarak da HDP’yi gördü ve 6 milyon seçmenin iradesini yok sayarak HDP’yi hedef tahtasına koydu.
Ne olursa olsun, kim ölürse ölsün, hukuk, adalet boş şeyler, önemli olan tek adam olmak.
Bugün yaşanan savaşın sinyalleri çok önceden verilmişti. Seçimlerin ertesinde Yalçın Akdoğan, "HDP bundan sonra çözüm sürecinin ancak filmini yapar" demişti. Kendileri de senaryolarını önceden yazdıkları savaş filmini vizyona sürdüler. Filmde rol alan ucuz figüranlarda filmin tutması için canhıraş uğraşıyorlar. Bahçeli 6 milyon seçmene "şerefsizler" deme cüretini gösterirken, sözde profesör olan akıldan yoksun biçare de, "her bir şehidimize karşılık bir HDP milletvekili indirilsin" diyerek çanak yaladı. Baş aktörlerden havuz medya ise jönlüğü elden bırakmıyor zaten.
Ama şunu unutmasınlar ki bu film tutmaz. Milyonlarca dolar harcayıp piyasaya sürdükleri bu aşağılık filmi her ne kadar severek izleyenler olsa da ellerinde patlar. Ancak kendi sinema salonlarında birkaç şuursuz izleyiciye gösterebilirler.
Gençler katlediliyor, askerler, gerillalar öldürülüyor, siviller bombalanıyor, insanlar tutuklanıyor, ormanlar yakılıyor, sokak ortasında infazlar başladı, ne önemi var, önemli olan tek şey zatı muhteremin tek adam olması. Yani Büyük Birader… Yani biat edilecek tek adam.