6 aydır yaşadığımız, savaş bile değil. Çünkü savaşın da bir hukuku vardır. Tastamam yaşananlar, bir halka yönelik topyekün katliam ve kıyımdır; üstelik 1925 Şart Islahat Planı'nın 21. Yüzyıla uyarlanmış haliyle korkunç bir tehcir de planlanmaktadır. Geçtiğimiz günlerde "Müslüman kardeşiyiz" nidaları altında Mardin’de Başbakan tarafından açıklanan on maddelik eylem planının aslında ne olduğu Cizre katliamıyla açığa çıktı zaten. Bunun üzerine ne söylense boş! Göz göre göre, an be an planlayarak, bir vahşet örgütlendi tüm dünyanın gözleri önünde! Yaşanmaya da devam ediyor üstelik. 

Haftalarca yaralıların alınmasına izin verilmeyen ambulanslar, her türlü savaş suçu işlenerek katlettikleri insanların cenazelerini almaya giderken nedense engellenmiyorlar! Amaçlarına ulaştıklarını sanıyorlar çünkü. Katlederek, yakarak, işkence ederek…bu da yetmezmiş gibi son olarak tecavüzcü-katiller, sosyal medyada yayımladıkları fotoğraflarda, öldürdükleri kadınların cenazelerine çırılçıplak işkence ediyorlar. 

Bu savaş değil; bu düpedüz alçaklıktır. Savaşmanın da bir hukuku vardır, uyulacak kuralları vardır. Tabi insan olan için!

"Kurdun dişine kan değdi" yazılamalarını yazan İslamcı faşizmin Kürdistan’daki failleri, bugün ise, son yıllarda ne kadar öteye beriye itilmiş, işe yaramaz görülen, 90’larda her türlü pis işte kullanılıp bir kenara fırlatılan karanlık şebeke üyeleri. O nedenle kullanılması yasaklı silahlardan tutalım her türlü yasadışı ve hukuk dışı yöntemle günlerdir Cizre’de tüm dünyanın gözleri önünde bir katliamı örgütlediler ve an be an hayata geçirdiler. Varto’da Ekin Wan’a yaptıklarını Cizre’de de yaptılar. Failler bellidir!

Öldürdükleri kadınların çıplak bedenlerine alçakça işkence edip yanıbaşında poz verme insanlık dışılığını da sergiliyorlar. 

Bunu yapanlar Silopi’de Seve’yi, Pakize’yi, Fatma’yı yaralı halde infaz edenlerdir. 

Cenazeleri sokaklarda bırakıp, ailelerine ikinci bir acı yaşatmak için çürütenlerdir.

Ambulansların yaralıları almasına izin vermeyen, onları parça parça öldürenlerdir.

Çocukları, hamile kadınları, doğmamış bebekleri öldürenlerdir. 

Yaptıkları bu insanlıkdışı eylemler için nereden feyz aldıkları da apaçık ortadadır: Ermeni Soykırımından, Şeyh Said kıyamından, Dersim katliamından, Maraş’tan, Çorum’dan, Madımak’tan, Roboskî’den esinleniyorlar. Tıpkı bu katliamlar gibi yaptıklarının yanına kar kalacaklarını sanıyorlar. Ama korkunç derecede aldanıyorlar… Kürtler eski Kürtler değil çünkü. Katiller yargılanarak hesap verdikleri güne kadar susmayacaklar. Bu halkın belleği de eskisi gibi değil. Kürtler ve tarih, anı anına dakikası dakikasına tüm bu vahşeti kaydediyor. Dünya döndükçe de asla unutmayacaklar. 3 Ağustos 2014’de Şengal’de ne yapıldıysa bugün Kürdistan’da aynı vahşet sergileniyor. IŞİD’in ruhu Cizre’de, Sur’da, Nusaybin’de geziyor.   

Şu yazıyı yazdığım dakikalarda ajanslara bir haber geçiyor; İçişleri Bakanı, Cizre’deki operasyonun sona erdiğini söylemiş! Senin operasyon dediğin düpedüz katliam! Çocukların, yaralıların, sivillerin öldürüldüğü bir katliam! Bu katliamı planlayan, hayata geçirenlerin yanı sıra sessizce seyreden AİHM de, AP de, BM de en az failler kadar suçludur!

"Mültecileri yüz’er yüz’er otobüslere bindirir size yollarız" denilerek Avrupa’ya yapılan şantaj şimdilik sonuç verdi… ama Kürtlerin Rojava başta olmak üzere Kürdistan’da direnmeye devam etmeleri sonucu değiştirecektir. Yaşanan tüm bu faşizme, vahşete karşı geri adım atmayan bir halk gerçekliği var. Şu dakikalarda dünyaya merhaba diyen bir bebek var. Günlerce Cizre vahşetini duyurmaya çalışan ve sonra da kendisinden bir daha haber alınamayan Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç’un kardeşi Orhan Tunç’un bebeği Bêkes geldi dünyaya..

Bu bebek, amcası ve babasının katledildiği günlerde doğduğunu öğrenerek tanıyacak hayatı.

Ve amcası Mehmet Tunç’un telefondaki son sözlerinin "halkımız bizimle gurur duysun; bu vahşete karşı son ana kadar direndik" olduğunu….

Ve yaşamanın bir başka adının da direnmek olduğunu öğrenerek büyüyecek…