Düsseldorf’ta 10 Ekim 20014 Cumartesi günü tarihi bir yürüyüş gerçekleştirildi. Düsseldorf Merkez İstasyonu’nda tramvaya binmek için geldiğimde, istasyonun adeta işgal edilmiş olduğunu gördüm. Yürüyüşe gitmek isteyen insanlar İstasyonu tıklım, tıklım doldurmuştu. Sıkış, tepiş bir tramvaya kendimi zor attım.
Yürüyüşün toplantı yeri, Ren Nehri’nin kenarındaki büyük çayırdı. Yürüyüş saat onikide başladı. Ama hala akın akın insanlar geliyordu. Yukarda yolun kenarına çıkıp yürüyüşü izlemeye çalıştım. Tüm yürüyüş kolunun bitmesi tam birbuçuk saat aldı.
Neydi beynimin fotoğraf karesine sığdırabildiğim görüntüler?

En önde yine kadınlar

Her şeyden önce belirtmeliyim ki, yürüyüşe damgasını vuran kadınlardı yine.
Newroz’larda, Kürt festivallerinde orta yaşlı kadınlar hep rengarenk Kürt yerel giysileriyle geliyorlardı. Ama bu kez böylesi giysiler giyen kadınlar hemen hemen yoktu. Genç kadınlarda tek dikkatimi çeken giysi, Kandil’de gördüğüm Gerilla giysisi oldu. Sanırım bu da bir ilkti.
Hüzün vardı kadınların gözlerinde, acı vardı. Ama en çok öfke ve kızgınlık. Attıkları sloganlara yansıyordu duyguları. Genç kadınlar ise daha çok direniş sloganları atıyorlardı. Bakıyorum, dinliyorum, kimi zaman sloganlar acılı bir çığlığa dönüşüyor.

Üç rengin çeşitliliği

Her yaştan kadınlar vardı. Evde kalmak istemeyen analar çocuk arabalarıyla gelmişti. Bir eliyle çocuk arabasını süren, öteki eliyle üç-beş yaşındaki çocuğunun elinden tutan birçok kadın gördüm. Ve çoğu çocuk arabalarına ya yeşilli, sarılı, kırmızılı bir bayrak veya Abdullah Öcalan’ın pankartlarını takmışlardı.
Elbette tüm yürüyüşe egemen olan renk SARI-KIRMIZI-YEŞİL’di. Hemen hemen her erkeğin, her kadının, her çocuğun boynunda bu üç renkli fular veya poşular vardı. Devasa, bir uçtan bir uca en az elli metre uzunlukta üç renkli bir bayrak dalgalandırılarak taşınıyordu. Her yaştan, kadın, erkek, çoluk, çocuk insan vardı yürüyüşte.

Halkların buluşması

Şüphesiz katılanların çok büyük çoğunluğu Kürtlerdi. Ama Kürt derneklerinin dışında yurt dışında var olan sosyalist örgütlerin hemen hepsi de yürüyüşte vardı. Ve bana çok ilginç gelen bir katılım da Alman örgütleriydi. Yedi sekiz farklı Alman örgütü Almanca yazılı Kobanê ile ilgili pankartlarını taşıyarak coşkuyla slogan atıyorlardı.
Aklıma “laik” bir Türkiye için Cumhuriyet mitinglerine katılan CHP’nin kadınları geliyor. DAİŞ deniler çete en çok laikliğe karşı. Ama bizim “laik” kadınlarımız bu kez ortalıkta yoktu.  
Yürüyüş ve mitinge çağrı yapanlar arasında Alevi kardeşlerimizin örgütleri de vardı. Ama bu kanattan katılım da çok azdı. Bu tavrı anlamakta zorlanıyorum. Çünkü DAİŞ çetesinin elinden gelse tüm Alevileri keser. Ama saldırı, Kobanê’deki Kürtlere ve devrimci Kürt örgütlerine olunca nedense yeterli hassasiyet gösterilemiyor.
Sosyalist örgütlerin büyük bir kısmı da, her zamanki gibi somut Kobanê ile ilgili pankartları taşımak yerine, kendi örgütlerinin bayraklarını taşımayı tercih etmişlerdi.
Düsseldorf’taki yürüyüşü izlerken, Türkiye Kürdistanı’nda, Kandil’de, yurt dışındaki Kürt festivallerinde bilincime çakılan bir duygu bir kez daha belirginleşti. Çoluk, çocuk, kadın, erkek sokağa dökülen Kürt halkı artık yenilmeyecektir. Bu gidişin geri dönüşü yoktur.


ATİLLA KESKİN




Bütün çabaları Kobanê için



Kobanê’de DAİŞ ve başta Türk devleti olmak üzere bu çetenin destekçileri, Kürtlere yönelik büyük bir savaş geliştirse de, Kobanê’nin dostları her gün, her yerde onun için mücadele ediyor.
Cumartesi günü Düsseldorf kentinde onbinlerce Kürt ve Kürt dostu Kobanê için yürüdü. Farklı kentlerden eyleme katılan Kürt ve Alman gençleri sonuna kadar Kobanê’nin yanında olduklarını söyledi.

Laleş Demirbaş (Dortmund):

Bir insan olarak Kürtlere dayatılan vahşeti kınıyorum. Böyle bir vahşeti hiçbir halk kabul etmez. Kürtleri tarih boyunca bölüp parçaladılar. Halen Kürtler üzerinde büyük oyunlar oynanıyor. Kendisine insanım diyen herkes, mutlaka DAİŞ çetelerinin ve onun işbirlikçilerinin oyununu boşa çıkarmalıdır. Katliamcılara karşı tavır göstermeli ve Kobanê’nin yanında olmalıdır.

Anna Stern (Mönchengladbach):

Bugün buradayım çünkü Rojava’da yürüyen bir demokrasi projesi var. Ama bu konuda Alman kamuoyu yeteri bilgiye sahip değil. Rojava’da nasıl bir devrim var bu konuda bir bilgi sahibi değil. DAİŞ‘i protesto ediyor, NATO ve Avrupa Birliği’nin tutumunu kınıyorum. DAİŞ’u bu gelişimi sağlamasında bu güçlerin rolü büyük. Sınırların açılması ve acil bir koridorun Kobanê’ye açılması için buradayım.

Ekim Deniz Doğan (Bielefeld):

PKK’nin kadına yaklaşımı, kadının mücadele içindeki rolü sosyalizmin de hedeflediği kadın profilidir. Dünya sosyalist kadının mücadelesiyle barış içinde yaşayacaktır. Kadın sorunu çözülmedikçe dünyada hiçbir sorun çözülmez. Bu anlamda Kobanê’de mücadele yürüten kadın öncülerini selamlıyorum. Sosyalist bir kadın olarak, tüm kadınların savaşlara karşı çıkmasını istiyorum.

Dr.Hannes Heinemann (Wuppertal):

Buradayım, çünkü Kobanê’deki rezaleti bütün dünya seyrediyor. Uluslararası güçler isteseydi bu durumu engelleyebilirdi. Yardım edemediğimizden dolayı kendimi çok çaresiz hissediyorum. Onun için buradayım.

Dr.Yaşam Seven Engin (Wupppertal):

Haftalardır Rojava ve Şengal’de olan olayları takip ediyorum. Bir insan olarak buna sessiz kalmak zor. Vicdani olarak neler yapabileceğimi hesaplıyorum. Bugün buradayım. En kısa zamanda Ceylanpınar ya da Suruç’a gidip elimden ne geliyorsa onu yapmak istiyorum. Bu çereçevede Alman kamuoyunu duyarlı kılmak için elimden geleni yapıyorum.

Berivan Dursun (Köln):

Halkımız üzerine düşen görevi yapmaya çalışıyor. Ben de bu temelde buradayım. YPG ve YPJ güçlerine destek için buradayım. Kobanê saldırısından bu yana sessiz kalan tüm kesimleri protesto etmek için buradayım. Yine 9 Ekim Komplosunu kınıyorum.

Cihad Akıncı (Gladbeck):

Bugün burada toplanan onbinler ve ülkede ayaklanan halkımız dünayaya Kürdün artık eski Kürt olmadığını gösterdi. Hiç kimse yanlış hesap yapmasın. İşte bu insanlar, bunun bir kanıtıdır. Kürt siyasi partileri bir ulusal bütünlük etrafında toplanmalı ve Kürtlerin bu dünyada söz sahibi olması için ortak hareket etmelidir.


HÜSEYİN BAKIR/DÜSSELDORF