Êlih'in Qûbîn (Beşiri) İlçesi Yolveren Köyü'nde 1960 yılında dünyaya gelen Heci Çelik, 1978 yılında Avrupa'ya göç eder. Mülteci olarak geldiği Avrupa'da özellikle 1980 sonrası zindan direnişlerinden etkilenen Çelik, Kürt Özgürlük Hareketi ile daha da yakınlaşır. 1986 yılına kadar yurtsever olarak demokratik çalışmalara destek veren Çelik, 1987 yılından itibaren özel yaşamı bırakarak profesyonel olarak Özgürlük Mücadelesi'ne katılır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a karşı geliştirilen Uluslararası Komplo'nun kendisinde büyük bir etki yarattığını söyleyen Çelik, o gün yapılan çağrıyı hiç tereddütsüz kabul ederek, Birinci Barış Grubu'nun gönüllü bir neferi olur.


Son kez ailesini gördü

29 Ekim 1999 yılında Öcalan'ın çağrısı temelinde bir grup arkadaşı ile ilk Barış Grubu'nda Kürdistan'a giden Heci Çelik, ardında eşi ve 4 çocuğunu bırakır. En küçük kızı Zîlan'ın o zaman 2 yaşında olduğunu söyleyen Çelik, "Aile biraz etkilendi. Ama mani olma yönünde bir etkilenme değildi" diyor. Kendinden sonra diğer aile fertlerinin de Avrupa'ya geldiğini ifade eden Çelik, o dönemde babasının hasta olduğunu, bu durumun da kendisini duygusal anlamda etkilediğini belirterek, şöyle konuştu: "Giderken son kez aileyi görmeye geldim. Babam hastanedeydi. Bana baktı 'otur' dedi. 'Baba arkadaşlar beni bekliyor işim var' dedi. Gideceğimi söyleyemedim. Daha sonra ağabeyime 'sen babama söylersin' dedim. Ama anneme, eşime, çocuklarıma söyledim gideceğimi. Annem etkilendi ve 'Oğlum gidip zindanda öleceğine size para toplayalım bir keleş alalım git dağda savaş ya onlar seni öldürür ya da siz onları, herkes savaşa gidiyor, sen zindana gidiyorsun' dedi bana."

Tutsak iken yitirmek

Yüzünde gülümseme olsa da, o gülümsemenin içinde hüznü yaşayan Çelik, anne ve babasını son görüşünün bu olduğunu söylüyor.
Cezaevindeyken annesinin kaybını öğrenen Çelik, "İçerideyken ana, babamı ve çok değerli arkadaşlarımı, beraber yiyip içtiğimiz, gezdiğimiz, bir çok şeyi paylaşıp, birlikte mücadele ettiğimiz arkadaşlarımı kaybettim. O dar alanda insanı en çok etkileyen o kayıplardı" diyor. 


Polisin ırkçı yaklaşımı
Avrupa'dan giden ilk Barış Grubu'nun 8 üyesinden birisi olan Heci Çelik ve  arkadaşları önce Brüksel'e oradan Hollanda'ya, sonra da Viyana'ya giderler.  Önceden Türk Konsolosluğu'na pasaport başvurusu yapan ve isimlerini veren grubun belirtilen tarihte gitmelerini engellemek isteyen konsolosluk yetkilileri, mesai saatinin bitiminin ardından onlara pasaport vereceklerini söyler. Ancak grup onları beklemez ve kendi imkanlarıyla buldukları evraklarla 29 Ekim akşamı Viyana'dan istanbul'a uçar.
İstanbul havaalanında uçaktan en son toplu şekilde inen grubu kapıda Ankara'dan gelen özel bir sivil polis ekibi karşılar. Çelik, bir polisin 'Aha geldiniz. Hele bilsem ki, uçakta sizden başka kimse yok, bir roketle sizi aşağıya indirirdim' şeklinde ırkçı yaklaştığını söylüyor. Ardından grup üyeleri 4 gece İstanbul'da Emniyet Müdürlüğünde tutulurlar.

Yargılama süreci
4 günlük gözaltı sürecinden sonra, gruptaki 5 erkek İstanbul  Kartal Cezaevi'ne, 3 kadın ise Gebze Cezaevi'ne götürülür. Kartal Cezaevi'nde 4 ay kalan Heci Çelik, KNK üyeliğinden dolayı Ankara savcılığının haklarında çıkardığı tutuklama kararından dolayı Ankara Ulucanlar cezaevine gönderilir. Dilek Kurt ve Aysel Doğan ile birlikte Ulucanlar'da tutuklu kalan Çelik ve arkadaşları grup olarak yargılanma istemiyle itiraz başvurusunda bulunurlar. İtirazlarının kabul edilmesi üzerine de, tekrar Gebze Cezaevi'ne nakledilirler. Karar böyle olmasına rağmen, Heci Çelik, Aysel Doğan ile Dilek Kurt'u diğer grup üyelerinden ayrı yargılanır.
Gidişlerinin barışın yolunu açmak olduğunu ancak savcıların bu yaklaşımlarını hiç görmediklerini söyleyen Çelik, "Hani Ecevit o titrediği zamanlarda 'siyasallaşan PKK en tehlikeli PKK’dir' diye bir sözü vardı. İşte savcılar da bu yaklaşımı esas aldılar ki, bizlere en ağır cezaları verdiler" diyor.
19 Aralık Operasyonu'ndan bir hafta önce diğer grup üyesi arkadaşlarının da Gebze'ye getirildiğini belirten Çelik, 2003 yılı sonuna kadar Gebze'de kaldıklarını söylüyor. 28 Aralık 2003 tarihinde Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevine sürülen grup üyeleri, cezalarının kalan kısımlarını bu cezaevinde geçirirler ve Heci Çelik 19 Eylül 2012'de tahliye olur.  

'Önderliğin durumu güç verdi'

Almanya'da siyasi çalışmalarından dolayı bir günlük gözaltı cezası dışında cezaevine girmediğini söyleyen Çelik, Türkiye'de Kartal Cezaevi'ne götürüldükleri ilk gece bir bodrum katında 'müşadiye' altında tutulduklarını belirterek, "İkişer kişi olarak arkadaşları o odalara koydular. Ben tek olarak bir odaya düştüm. Gece boyunca o duruma alışmaya çalışırken, bir yandan da 8 aydır tecritte olan Önderliğin içinde bulunduğu ortamı düşündüm ve inanın çok duygulandım. İnsan arkadaşlarından ayrıldı mı nasıl etkileniyor? Düşünün ki Önderlik 8 ayı aşkındır o tecritte tek başına. O aynı zamanda bana güç veriyordu" diye ifade ediyor yaşadıklarını.

‘Ülke hasreti ile gittim’

Uzun yıllar sürgünde yaşayan Çelik, ülkeye giderken kendisini Kürdistan'ın bir merkezinde bir cezaevine düşeceğini, ülkesinin ve toprağının kokusunu hissedebileceğini düşündüğünü, ancak F Tipi'nden hiç çıkamadıklarını belirtiyor. En fazla da birlikte mücadele ettiği anılarını paylaştığı arkadaşlarının şahadet haberlerini almanın kendisini etkilediğine vurgu yapan Çelik, "Annem babamın vefatı bile beni o kadar çok etkilememişti" diyor.

Umduğunu bulamadı
Cezaevinde olmanın insanları daha hassaslaştırdığını, düşünmeye çok vakitleri olduğunu kaydeden Çelik, "Yıllarca tanıştığın beraber çalışma yürüttüğün, tanıdığın bazı arkadaşların seni hiç arayıp sormaması biraz insana dokunuyor. Bir de onca yıllık esaretten sonra geri döndüğüm Avrupa'da hiç bir şeyin eskisi gibi olmadığını görmek beni üzdü. Bıraktığımız atmosfer yoktu.Birey Avrupa'nın yaşam tarzına biraz daha yaklaşmış, biraz daha o atmosfere girmiş. O yönüyle insanı etkiliyor, üzüyor" diyerek geri döndüğü Avrupa'yı umduğu gibi bulmadığını söylüyor.

Bugün aynı çağrı olsa...
"Önderlik bugün aynı çağrıyı yapsa hiç tereddüt etmeden yine giderim" sözünü bir kez daha tekrarlayan Heci Çelik, her şeye rağmen aynı inançla yola devam ediyor.
Etrafını dolduran ve cezaevinden çıkana kadar hiç görmediği torunları ile  sorularımıza cevap veren Çelik, ilerleyen yaş ve cezaevi süreci nedeniyle oluşan fiziksel rahatsızlıklarıyla, bıraktığı yerden devam ettiğini, edeceğini söylüyor. Son olarak "Hem arkamızda bıraktıklarımıza sahip çıkacağız, hem de Kürt halkına verdiğimiz sözümüzü gücümüz yettiğince yerine getirmeye çalışacağız" diyor. Heci Çelik, özgürlük yürüyüşüne bıraktığı yerden devam ediyor...


MURAT ALPAVUT/DÜSSELDORF