
Resmi tarihin dışında kalan bir sözlü tarih var ve bunu ortaya koyan birçok çalışma da. Bunların yanına “100 Şarkıda Memleket Tarihi” kitabı eklendi. Nasıl anlatılır müzikle bir memleket?
Şöyle ki memleket tarihine baktığımızda birçok olaya dair şarkı yapıldığını görebiliyoruz. Benim yaptığım bunları bir şekilde belli bir kronolojiye sokup ilişkilendirmekti. Bunun üzerine de bir şeyler yazmaya başladım. BirGün gazetesinde ve Express Dergi’de yazdıklarım da vardı. Bunlar bir süre sonra gelişti ve birikti. Baktım ki şarkılar üzerinden tarihi anlatmak mümkün. Ben de oturdum ilk etapta bunu seminer haline getirdim. Zaten evet, ülkede bir olay oluyor ve bakıyorsunuz bunun bir şarkısı da var, yapılmış yani. Ya da şarkı yapılıyor ve olay olabiliyor gibi. Mesela Gezi’de hangisinin önce olduğu tartışılır mesela. Önce olay mı çıktı şarkı mı? Hangisi hangisini tetikledi? Duman’ın şarkısında olduğu gibi. Buna benzer bir sürü şey var. Birisi ölüyor ve onun adına bir şarkı veya ağıt yapılıyor; bu da o olayı, kişiyi yıllarca unutturmuyor.
Kitapta Cumhuriyetin ilk yıllarından başlıyorsunuz ve görüyoruz ki o dönem şarkılar aynı zamanda yeni kurulan bir toplumun dizaynı da demek. Bu dönemden bahseder misin biraz?
O dönem özellikle marşlar var elbette. Aklınıza gelebilecek her şey marşlarla duyurulmuş ve öğretilmiş. Türkiye’nin güzelliklerini, iktisadi politikalarını anlatan marşlar ya da mesela Tarsus gemisi yapılıyor, o limana indirilecek onun hakkında bile yazılmış.
Askeri gemi mi?
Hayır, yolcu gemisi ama askeri gemi için de var. Öte yandan yerli malı için var ya da alfabe için yazılmış bir marş. Hatta kitaba da aldım alfabe için olanı. Petrol hamlesi yapılıyor onunla ilgili besteleniyor. Bunun gibi birçok şeyle ilgili. O dönem marşlar önemli ve yeni rejim şarkıları seviyor. Bir taraftan klasik müziği bir taraftan da resmî müzik olarak tangoyu seçmiş. Devletin balolarında davetlerinde tango çalınıyor o dönem.
Batı’nın etkisi bir hayli hissediliyor yani.
Kesinlikle. Bu bir nevi dönüşüm aracı zaten halk bu marşlarla farklı bir rejime alıştırılıyor ve eğitiliyor. Ki bunu 80’lerde 12 Eylül rejimi de yaptı. O dönemde daha önce hiç dinlemediğimiz kadar marşı 1980 sonrası dinledik.
Hemen hemen her dönemde ülkelerin böylesi bir çalışması var sanırım. Bir birliktelik ya da artık hangi duyguya hitap etmek istiyorsa marşlar ya da şarkılar kullanılıyor.
Elbette, bu hâlâ devam eden bir şey. Müzik, şarkı veya marş bir şekilde aktarılan, akıllarda kalan da bir araç aynı zamanda. Bu ideoloji fark etmeksizin yapılan bir şey.
Peki, bu dönemin yani AKP’nin bir müziği var mı?
Bu dönemin de bir müziği yok. Bu iktidar müzik sevmiyor, bu çok net söyleyebilirim. Zaten marşlar devri de bitti...
Neden?
Var şarkıları ama sadece kendilerini öven parçalar. Zaten yalnızca onları çalıyorlar mitinglerinde. Sağ cenah müziğe çok da yatkın değil, çünkü müzik günah. Müziğe mesafeli oluşları bundan. Ama elbette onlar için saygıda kusur etmeyip bir de şarkı yapanlar var. İşte mitinglerde Recep Tayyip Erdoğan için çalınan şarkılar ya da Binali Yıldırım için İzmir Marşı’nı değiştiren bir mehter takımı var. Ama devletin yanında yer almak isteyen girişimciler diyelim onlara, hep vardır. Müziğe karşı değil elbette ama uzak bir iktidar AKP.
Peki, devlet ve iktidarlar dışında toplumun gündelik yaşamının ya da o döneminin ruhunun şarkılara yansıması nasıl oluyor. Bir olay ya da kişi üzerine yazılanlardan farklı olarak?
Toplum içindeki her gelişme şarkılara bir şekilde yansıyor. 1950’lerde “Amerika’yı çok seviyoruz” türünde ilan-ı aşk ettiğimiz şarkılar yapılıyorken 1960’larda ABD içişlerimize karışmaya başladığında bu kez karşıt parçalar da yapılmaya başlıyor. Toplumun görüşü bu yönde şekilleniyor. Bugün genel anlamda ABD için dostumuz, müttefikimiz diyemeyiz ama 1950’lerde bunu sorsak insanlardan bunu duyabilirdik. Çünkü toplumun bakışı bu, artı politikamız da...
Yine Amerika’nın sevildiği dönemlerde sanırım, Kennedy’e ağıt da var uzaylı şarkıları da.
Kitapta “Dünya Ahvali”nde yer alan bir şarkı bu: Robert Kenedi’ye Ağıt adı da. Kennedy’nin ölümüne tüm dünya çok üzüldü. Ama bu şarkı aslında tam olarak Kennedy’nin kendisine değil, aileye yazılmış. Çünkü Kennedy ailesi birçok badire atlatmış ve bizim girişimci arkadaş da buna çok üzülmüş olmalı ki oturup böyle bir şarkı yapmış. Öte yandan uzaylı şarkılarımız çok fazladır. Bu da ilginç bir nokta. “Uzaylılar Hoşgeldiniz” diye bir şarkı yazılmış ama uzayın geçtiği şarkıları ve şarkıcıları ele alsak bu örnek epey çoğalır.
Öte yandan Türkiye siyasal tarihi kronolojisinde de takvim bir hayli kalabalık. özellikle sol şarkılarda ve tarihte Denizler, Mahirler, Ulaşlar var...
Kendi adıma şunu söyleyebilirim, bazı isimleri şarkılardan duydum. Evet, Deniz Gezmiş adını biliyordum fakat Ulaş Bardakçı’yı bilmiyordum. Zülfü Livaneli’nin “Hele Ulaş’a ulaşa” türküsünü dinleyene kadar haberim yoktu mesela. Tabii bu dediğim geç bir dönem değil. Ya da Karadeniz’de boğdurulan Mustafa Suphi ve arkadaşlarını bilmezdim. Ki o şarkının onlara yazıldığını da sonradan öğrendim. Şarkıların da böyle bir etkisi var işte.
Tarihi taşıyor bir şekilde.
Kesinlikle, iktidarların kullanması da bundan...
Peki, hangi dönemin ruhu şarkılara daha çok sirayet etmiş? Cumhuriyet dönemi mi, 70’ler 80’ler mi?Hepsinin kendine ayrı ve has bir yansıması var. Bir propaganda aracı olarak şarkılar özellikle 70’lerde çok fazla kullanılmış. Ama bunda şunun da etkisi yüksek, o dönem Batı müziği yeni yeni geliyor ve plakların basılma olanaklarının artmaya başladığı yıllar. 70’lerin ikinci yarısından itibaren herkes plak yapmaya başlıyor. Kasetin çıktığı 80’ler için de aynı durum söz konusuyken CD’nin ve MP3’ün çıktığı bu dönemde iktidar müzik sevmez bir hale geldiği için propaganda aracı oluşu biraz geri planda kalıyor. Bir de seçim şarkıları var ki çok ayrı ve geniş bir bölüm.
Seçim şarkıları yok yanılmıyorsam kitapta. Neden onları da almadınız?
Çok fazla var çünkü. Ama ileride bir şekilde bu konuyu ayrıca değerlendireceğim. Ama almama sebebim mesela Türkiye’de çok önemli seçimler var; sadece oralarda çalan şarkıları dahi alsam kitabın yüzde 20’sini kaplıyor. Bu da en az 20 tane şarkıdan vazgeçmem demek. Şimdi dönüp baktığımda vazgeçebileceğim 5 şarkı bile yok. Mesela Kızıldere’den iki şarkı var ama ikisi birbirinden farklı. Ya da Gezi’den 5 şarkı var ama bunları çıkarmak dönem anlatımını eksik bırakır. Evet, ben burada 100 şarkı koydum ama başka birisi daha farklı bir tarih anlatabilir. Bu tamamen kişisel de bir bakış açısı elbette ki.
Gezi şarkıları demişken, bunları farklı bir yere koyabiliyor musunuz bu kronolojide?
Evet, çünkü Gezi anında yaşanan bir şeydi. Ben mesela Gezi yazılarını parkta yazıyordum. Birçok grup şarkılarını orada yaptı. Boğaziçi Caz Korosu’nunki alanda yapılmış bir şarkı ya da Kardeş Türküler’in Tencere Tava Havası, Erdoğan’ın bir açıklamasından doğuyor. Gezi için yapılmayan tek şarkı Duman’ın Eyvallah’ı. O zaten vardı ama Gezi’ye uyarlandı. Tabii Duman o gece o şarkıyı uyarlamasa başka biri başka bir şarkı yapacaktı. Gezi’nin içinden şarkı çıkacaktı her koşulda. Ama bunu Duman’ın yapmış olması elbette görünürlülüğü artırdı.
Roger Waters mesaj yolladı. Joan Baez Imagine’ı söyledi, Türkçe bir mesaj yayınladı derken şarkılar da hızla yayıldı. İlk üç Gezi şarkısı Duman, Grup Yorum ve Kardeş Türküler’den geldi. Bunu devamını çok güzel çalışmalar izledi.
Kitaba alamadığın ama andığın şarkılar var. Bunlardan biri Bajar’ın Roboski için yaptığı Sî û “Heb”/ Otuz Dört “Adet”. Öte yandan Cizre’de, Sur’da, Gever’de büyük bir yıkım yaşandı, yaşanıyor. Bu tarihi olaylar, özellikle Kürtlerin müzikle acılarını anlattığını düşünürsek, ülkedeki müzikli tarihin içinde saymamak eksiklik yaratmıyor mu? Tabii sadece Kürtler değil, Lazlar, Ermeniler ve dahası...
Elbette bunlar da bu tarihin içine denk düşüyor. Ayrı değil. Ama ben bunları yazarken sadece tek bir şarkı hariç tüm şarkıları Türkçe olarak aldım. Çünkü hakim değilim ve dolayısıyla onları ayrı bir çalışmada değerlendirmek isterim. Yoksa elbette Ermenice, Kürtçe, Lazca birçok şarkı yapıldı bu topraklarda tarihler boyunca ve de bunlar da ülkenin başka bir tarihini anlattı. Ama bu gerçekten büyük bir bölüm demek ve bu kitap içerisine sıkıştırılamayacak boyutta. Çünkü Kürtler çok acı çekti ve bunlar şarkılara yansıdı. Her ne kadar şimdi politik olarak beğenmediğimiz bir yerde olsa da sadece Şiwan Perver’den bile o kadar çok şarkı çıkıyor ki bu tarihe ilişkin. Örneğin Halepçe şarkısını koyabilirdim ama onları bir şekilde kenarda tuttum. Ama bunlar hep kenarda bir çalışmaya dönmek için biriken şeyler. O yüzden Bajar’ın Otuz Dört “Adet” şarkısını andım. Başından beri dediğim gibi 100 şarkı diye sınırlandırdım yoksa çok fazla şarkı ve çalma var.
SUZAN A. DEMİR / İSTANBUL