Kürtlerin hissi, yani duygu olarak değil, akli ve mantıki olarak da Türkleden kopup, yönlerini, kendi kendi geleceklerini kurma umuduna verdiklerini, yalnız toplum psikolog ve sosyologlarının tesbiti değildir. Kürdistan’a ayağı düşen, bakışı kayan herkesin görüşüdür.
Nitekim, Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy da, televizyonda Kürtlerin kendi geleceklerini kurma yolunda tutturduğu doğrultuyu anlatırken, "artık Türkiyelileşme veya kardeşlik gibi kavramları ağzımıza alamıyoruz, çünkü halk tepki gösteriyor" diyordu.
Ancak kopuş yeni ve başlangıcı AKP kalpazanlığı değildir. Bu duygu zaten yerleşikti. Son başkaldıranların direnişiyle duyguları, kurtuluş umuduna dönüştü.
Umut bugün, düne oranla el uzatma yakınlığında, somut bir gerçek. Halkların hayatında, umudu besleyip, elle dokunur gerçeğe dönüştüren gerçek güçtür.
Kürtlerin, boyunduruktan ve postal altından kurtulup, kendi geleceklerini inşa etmelerini temin edecek güçleri, var artık.
Bu güç, vahşetin bu uluslararası koalisyonunu Hewler önlerinde, ardında Mahmur, Şengal cephesinde bozguna ve Kobanê’de destanımsı zaferle yenilgiye uğratıyordu. Cizre, Varto, Nusaybin, Silopi, Kerboran ve Diyarbakır muhasarasına direnişle, NATO’nun ikinci kalabalık ordusunun kibrini yerle bir ediyordu.
Bu direnişler, kopuşun gümbürtüsüydü.
Türk tarafı, kopuşun çatırdısını duydukça, insani damarları kesik terör delisi kesiliyor, gidişi durdurmak için daha çok cinayet işliyor, yıkımları çoğaltıyordu.
Kürtlerin ölüleri de savaşılan düşmandı.
Bildiğim kadarıyla, barbarlık tarihi mezarlıklarla savaş diye bir vak’ayı kaydetmiyordu. Moğollar, Selçuklular, Osmanlıların tarihinde ölüye tecavüz, ölü ceplerinin boşaltılması, kefen soyuculuk vardı, ama onlarda bile mezarlıklarla savaş yoktu.
Bu da Türklerin son icadıydı. Bir icat ki, insanlık utancı…
Hava kuvvetlerine, mezarlıklara hücum emri, Türk ordusunun intikam zafer olarak ilan ediliyordu televizyonlarda.
Birbirini, fırsatı yakalayanın devlet kasalarını soymak da, bunlarda vatanseverlikti. Soyguncuların kardeşlikten anladıkları ise can alarak sevmekti. Onun için, cinayet işledikçe, Kürtlerin onları çok sevip kardeşlik hissiyle bağlanacağını sanıyor, bu görüşten yola çıkarak, daha çok cinayet işliyor, vahşi projeleri imzalıyorlardı.
Bildikleri buydu ve Kürdistan'da bunu yapıyorlardı.
Askere alma angaryası, vergi toplama ve oy dilenme zamanı "sevgili vatandaş" olan Kürtlerin şehirleri, bu nedenle tanklar, toplarla kuşatılıyor, "atış serbest" denilerek bombaya tutuluyordu.
Bu satırların yazıldığı sırada, Diyarbakır merkezi iki aya, Cizre de 50 günden beri abluka altındaydı.
Cizre’de, 28 sivil yaralının sığındığı ev, tanklarla çevriliyor, yaralılar tek tek ölüyor, bu olay kirli savaşların evrensel tarihine vahşi bir eklenti olarak geçiyordu. Cizre’de, vurdukları bir kadının, bir hafta boyunca yerde kalan cesedinin fotoğrafı, yılın insanlık utancı olarak yer yüzü medyasında yer alıyordu.
IŞİD’i taklitle, muhasara altındaki şehirlerde, kesilecek Kürt bulamayınca, buldukları koyun, keçi, inek, sokak köpeklerinin başını kesiyor, sonra cami hoperlörleriyle "Türkün şefkatli kollarına koşun, aksi halde sizin sonunuz da böyle olur" anonsu yapıyorlardı.
Yalancı, talancı ve hırsızın şefkati işte…
Pusucu gelenek, herkes kendine yakışanla insandı ya, polisçe aranan kiralık katillerin, katliamcı ve uyuşturucu kaçakçılarının "şerefli" sıfatıyla, Kürdistan savaş cephesine gönderdikleri, geçmişte yaşanmıştı.
Günümüzde tecavüzcülükten yargılanan Çitil albay General, Kıbrıs'ta gazeteci Kutlu Adalı’yı katletmekle suçlanmış General Mendi de ordu komutan, insanı kanıyla banyo yapma buluşunun mucidi Mafya Şefi Sedat Peker de, bu generallerin muhafızlık yaptığı rejime, mitinglerle güç katan değerdi…
Kürt köpekleri ise kırıntı, döküntü kokusunun peşinden giderek, AKP kapılarında havlıyorlardı.
Cizre’nin yardımına giden Kürtleri, Nusaybin ovasında, ipek yolu asfaltı boylarında seyrettim. Kadınlar zehirli gaz bombaları atan, kurşun yağdıran barbara "Kürdistan'da def olun" diye bağırarak, yerden toprak avuçlayıp savuruyorlardı.
"Ey Hewarê, namus günüdür!.."
Kürtler koptu, kendi geleceklerini inşanın yolunu düzenliyor, ya san, kendi halkını da soyan hırsız, sen, bu kadar utançla nereye, berxudar olmayasıcası!..