‘Bu resmi değiştireceğiz’
Kadın Haberleri —

Pero Dündar
- Kadınlar ayrım gözetmeden her yerde ittifak içerisinde. Bu ittifaka karşı kadını inkâr üzerine kurulu bir AKP-MHP erkek ittifakı var. Kadın sözleşmesinin üzerine erkek devlet işbirliği geliştirdi ama bu kadınların dayanışmasını, söz birliğini, mücadele yöntemini, özgürlük arayışını hiçbir zaman bitirmedi, bitiremeyecek.
VEYSEL IŞIK
BRÜKSEL
‘Kürt ve kadın düşmanı politikalarını yürüterek ömrünü uzatmaya çalışan AKP/MHP, yoksulluk, işsizlik, salgın demeden kurumlarımıza saldırarak, kurumlarımızı kriminalize etmekten vazgeçmemiştir’ diyen Pero Dündar, baskı politikalarını püskürtmenin tek yolunun, kadın özgürlük çizgisinde mücadeleyi yükseltmekten geçtiğini vurguluyor. HDP Mêrdîn Milletvekili Pero Dündar ile AKP/MHP iktidarının toplumun tüm kesimlerine yönelik soykırım saldırılarını konuştuk.
Türkiye’de iç ve dış siyasette gerilimli bir atmosferden geçiyoruz. AKP iktidara geliş kodlarında ‘herkesle barış” siyasetinden ne oldu da ‘herkese karşı savaş’ dönemine geçiş yaptı?
İktidarların, iktidara gelmek için kullandıkları yöntemler dediğiniz gibi adeta bir kodlama ile belirlenmiştir. Başka bir partiyi tasfiye ederek cemaati siyasetin merkezine getirmek çıkışlı bir proje olan ve ekibi de buna uygun hazırlanan AKP’nin, kendisinden önceki iktidarların da kullandığı aynı kodlama yöntemleri ile hareket ettiği aşikârdır. Kodlanan kavramların başında on yıllardır süren Kürt meselesi “Kürt, kimlik, statü, anadil, demokrasi, eşitlik, özgürlük, emek vs” hala en sıcak haliyle gerçekliğini korumaktadır.
Ülkenin gerçek ihtiyacının ne olduğunun farkında olan iktidar, bu gerçeklikle yüzleştiği anda panikledi. Sorunun ne olduğunu bilen, ancak aynı zamanda soruna göğüs geremeyen AKP, ateşi harmanlamaktan öteye gitmedi. “Kürt sorunu benim de sorunumdur” diyerek başlayan cümlelerin yerini, “Kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılacaktır” cümleleri aldı.
İç siyasetteki gerilimden en çok nasibini alan Kürt siyaseti ve HDP oldu. Bu baskıların temel sebebi nedir?
Kürt meselesinin çözümüne dönük samimiyetsizlik, AKP iktidarının kaçınılmaz sonunu getirdi. Bu sonu gören iktidar, ülke ve beka sorunu diyerek suni gündemler oluşturdu. Bu gündemler ile de asıl amaçlanan Kürtleri tasfiye ederek, kendi varlığını sürdürmekti. Kürtlere vurarak muhalefette farklı kesimlere mesaj veriyor.
Bakın, ülkede en yakıcı mesele, Kürt meselesi. Ancak bunun yanında kadına şiddet, çocuk istismarı, işçiler, emekçiler, cezaevleri ve buradan yazamayacağımız kadar uzun hak ihlalleri var. Ve bu ihlaller karşısında her türlü zulme karşı susmayan bir HDP gerçekliği var. Kürt meselesinin çözümünü dayatan, halkların eşit, özgür bir şekilde bir arada yaşayabileceğinin koşullarını ortaya koyan bir HDP gerçekliği. Rojava’da İŞİD’e karşı gerçekleştirilen mücadelenin haklı bir mücadele olduğunu savunan, “Çoklu Baro Uygulaması” diyen iktidar karşısında “Yargı bağımsızdır”, “Savunma susturulamaz” diyen, adil yargılanma talebi ile bedenlerini ölüme yatıran Ebru ve Aytaç’ın yaşaması için mücadele eden bir HDP gerçekliği var. Ve daha birçok sebep HDP’ye dönük saldırıların nedenini ortaya koymaktadır.
Kürtlerin örgütlenmelerine dönük yok etme saldırılarını nasıl okumak gerekiyor?
Kürt ve kadın düşmanı politikalarını yürüterek ömrünü uzatmaya çalışan, yönetememe krizi yaşayan iktidarın, bu saldırılarla kendi yetersizliklerinin üstünü örtmeye çalıştığı aşikârdır. Bakın, belediyelerimize atanan kayyumlar, ilkin kadın merkezlerini ve bu merkezlerin çalışanlarını hedef almıştır. Kadın merkezlerimize başvuran kadınların dosyaları teşhir edilerek yaşamları riske atılmıştır. En son ROSA Kadın Derneği ve TJA’ya dönük saldırılar da bu politikalardan bağımsız değildir.
Kürdistan’ın dört parçasını temsil eden DTK’ye yönelik saldırı da öyle çok sıradan bir saldırı değildir. Şu çok iyi bilinmelidir ki müzakere sürecini bozan güçle DTK’ye saldıran güç aynı güçtür. İmralı görüşmelerini engelleyerek Sayın Öcalan üzerinden gerçekleştirilen tecridi derinleştirerek, bu tecrit üzerinden tüm Ortadoğu’yu teslim almak isteyenlerdir. Müzakere sürecinde gücünü kaybedenler savaş istediler ve bu süreci bozarak yeniden savaş dediler. Ve bu gücün başında da elbette ki derin devlet ve onun getirdiği Soylu ve ekibinin olduğu aşikârdır.
DTK, TJA ve derneklere yönelik gerçekleştirilen saldırılar da bu tutumun bir devamıdır. Demokrasiden, eşitlikten, bir arada ve özgürce yaşama inanan tüm kesimler, bunun bir savaş konsepti olduğunu görmeli ve bu savaş karşısında ortak bir mücadele hattı belirlemelidir.
Saldırganlıklarının temelinde güçsüzlük vardır. AKP, muhatap alınmayacak kadar seviyesiz olan Doğu Perinçek ve Mehmet Metiner gibi kişilikleri kanal kanal dolaştırarak konuşturacak kadar zayıflamış, ciddiyetini kaybetmiştir. Ölülerle, anneler, kadınlar ve çocuklar ile savaşan, mezar taşlarına saldırarak kendini tatmin etmeye çalışan bir iktidarın ne kadar meşru olduğunun kararını da toplum verecektir.
HDP’nin demokrasi yürüyüşü, baroların, kadınların, işçilerin eylemlerinin hepsi AKP karşıtı, ancak biraz parçalı bir görüntü var. Bu görüntüye karşı ne gibi çalışmalar yürüteceksiniz?
Farklı kesimlerden itiraz seslerinin hepsi önemli çıkışlardır. Asıl olan kimin, neyi, niçin yaptığıdır. Su akar yatağını bulur misali bu sisteme karşı başkaldırılar, büyüyerek yolunu bulur. Önemli olan ortak noktadan geliştirilen bir itiraza doğru öncülük yapabilmektir. İtiraza dair ortak söz geliştirmek ve bunu hep bir ağızdan söylemektir. Geçmişte yaşanan ve etkileri hala devam eden örnekler var karşımızda. Gezi ve Kobanê direnişinin etkileri ve sonuçları ortadadır.
Aslında bu sorunun cevabını ‘Darbelere Karşı Demokrasi Yürüyüşü’ kampanyamızın içeriğinde söyledik. Aykırı tek bir sese dahi tahammülü olmayan iktidar karşısında toplumun her kesiminden bir karşı koyma bir ses oluştu. Yaşanan hak ihlalleri karşısında tüm kesimlerin karşı koyması aslında AKP iktidarının sonunun geldiğinin en açık göstergesidir. HDP’nin kuruluş ilkeleri aslında bu sorunun cevabını vermektedir. HDP demokrasiden, yargı bağımsızlığından, hak savunuculuğundan, farklı dillerden, inançlardan temsiliyetlerden oluşmuştur. Bu anlamda çatı bir partidir. Ve en küçük kesimlerin bile seslerini duyurabileceği bir mekanizmaya sahiptir.
Bizler AKP-MHP faşist iktidarı karşısında olan tüm kesimlerle demokrasi buluşmaları kapsamında bir araya gelerek, bu iktidarı göndereceğiz ve demokratik özgür bir yaşamın inşasını hep birlikte gerçekleştireceğiz. Bu resmi değiştirmek topyekûn örgütleme ile mümkündür. Sadece ortak sözü söylemekle değil birlikte yol almak ve hep birlikte inşa etmek, aynı zamanda parçaları iç içe işlemekle mümkündür.
AKP/MHP KADIN DAYANIŞMASINI BİTİREMEYECEK
AKP döneminde binlerce kadın katledildi, tecavüze uğradı, işsiz bırakıldı. Kadın kimliğine sürekli bir saldırı gelişti. Süleyman Soylu’nun Kürt kadın hareketini hedef seçmesini nasıl değerlendiriyorsunuz ve bu duruma karşı nasıl bir mücadele yürüteceksiniz?
Her kesimden bu iktidara karşı yükselen bir itiraz bir ses var. Zulme karşı direnen her kesime dönük bir saldırı, gözaltı, tutuklama ve şiddet ile susturmaya çalışan bir iktidar var aynı zamanda. Biat ettirmeye çalıştığı grubun başında ise kadınlar geliyor. Kaderine razı gelen, biat eden “makbul kadını” yaratmak istiyor. Direnen kadınları ise hedef haline getiriyor. Hem hukuki, hem ekonomik hem de toplumsal anlamda bir baskı oluşturarak kadınlara pervasızca saldırıyor. Eve kapatamadığı kadının sokak ortasında katledilmesinin önünü açıyor, sokaktan alamadığı kadını mahkemelerde cezalandırıyor. Bu da yetmeyince kadın katillerini tecavüzcülerini, istismarcıları serbest bırakacak özel aflar çıkarıyor.
AKP’den önce “kadın” kelimesinin adı yoktu diyen AKP temsilcileri, bugün kadına yönelik şiddeti önlemeye dönük uluslararası sözleşmelerin iptalini “içeriğini bilmiyorduk” diyerek akıl karı olmayan açıklamalar yapıyor. Her gün onlarca kadın sokak ortasında katledilirken şiddete maruz kalırken AKP Grup Başkanvekili, İstanbul Sözleşmesini, “bütün kötülüklerin anasıdır” diyerek kadına yönelik şiddetin önünü açan söylemler geliştiriyor. Biz bu söyleme karşı şunu bir kez daha belirtme gereği duyuyoruz; asıl, AKP bütün kötülüklerin kaynağıdır. AKP ile birlikte eril zihniyet ve cinsiyetçilik beslendi. Toplumun ahlaki politik değerlerini ortadan kaldırıp kendine göre bir ölçü üslup tarz ve anlayış geliştirmek isteyen iktidar, kendi çıkarını esas alan zihniyeti ile bu uygulamaların karşısında olan toplumu hedef alıyor.
Nitekim Soylu’nun kadın mücadelesini hedef alması da bu zihniyetten bağımsız düşünülemez. Tüm itirazlarına ve yasakçı yaklaşımlarına karşı farklı dilden, renkten binlerce kadın sokaklara döküldü ve bu iktidara biat etmeyeceğini tek bir sesle haykırdı. Yine erkek şiddetine karşı tüm dünyada başlatıla Las Tesis dansını yasaklayan erkek egemen zihniyetin adeta temsilcisi olan Soylu ’ya karşı başta Kürdistan’daki kadın dernekleri, platformlar, STK’lar olmak üzere parlamentoda, sokaklarda, caddelerde bu dansı ederek erkek egemen iktidara karşı tutumunu ortaya koymuştur.
Bakın, pandemi sürecini dahi fırsata çevirerek kadını eve kapatmaya çalışan politikalar karşısında kadınlar sokakları terk etmedi. HDP Kadın Meclisinin “Kadın Mücadelesi Her Yerde” diyerek başlattığı kampanya ile Kürdistan ve Türkiye de kadın örgütleri, platformları ile birlikte kadın düşmanı politikaların karşısında eşit ve özgür bir yaşam için seslerini, güçlerini birleştirerek kadın düşmanı AKP’ye biat etmedi.
Tüm bunlarla birlikte hem ulusal hem de cins mücadelesi veren büyük bedellerle bugüne gelen Kürt kadınlarına dönük saldırılarda Kürt halkına yönelik yürütülen özel savaş konseptinin bir parçasıdır. Bugün Kürt kadınlar, Kürdistan’ın dört parçasında da dünya kadın hareketine ilham vermiştir. İşte bu yüzdendir ki Kürt kadınları, siyasetçileri aktivistleri Soylu tarafından hedef haline getiriliyor.
İşte bu yüzdendir ki yerel yönetimler kurulu üyemiz Rojbin Çetin’in şafak vaktiyle evine baskın düzenleniyor. Talimatı veren bu ülkenin İçişleri bakanıdır. Rojbin’e 3,5 saat boyunca köpeklerle işkence yapılıyor. Bu işkence ile asıl hedeflenen örgütlü kadın mücadelemizdir. Bu saldırı ile direnen kadınlara gözdağı verilmek istenmektedir.
Kadınlar din, dil, ırk mezhep ayrımı gütmeden her yerde bir ittifak içerisinde. Çünkü birbirini anlayacak birlikte mücadele edecek, birbirinin kurtuluşunu esas alacak kadınlar olduğunu tüm dünya biliyor. Bu ittifaka karşı kadını yok sayma üzerine geliştirilen bir AKP-MHP erkek ittifakı var. Yani kadın sözleşmesinin üzerine erkek devlet işbirliği geliştirdi ama bu kadınların dayanışmasını, söz birliğini, mücadele yöntemini, özgürlük arayışını hiçbir zaman bitirmedi, bitiremeyecek.















