Ekonomik ve siyasal krizin eşiğinde olan bir ülkede; Toplum ya kendisine veya başkalarına zarar vermek üzere patlamak üzereyken;

Dışişleri Bakanları, ABD’li savcı tarafından suçüstü yakalanıp, yalancı olarak suçlandıktan;

Erdoğan Kerkük’den men edildikten sonra;

Efrîn’de PYD’nin 8. Alay’ının kurulmasının arifesinde,

Amerika’da, „Zarrab’ın Mahkemesi başlasın, görürler“ resmi görüşünün basına sızdığı bir süreçte;

Sinn Fein Başkanı Gerry Adams’ın Öcalan kampanyasını destekleyerek: „O’nun oynaması gereken bir liderlik rolü var“ dediği bir zaman diliminde;

Bir zamanların „kuzu çocukları“ olanların, PKK’nin kuruluş yıldönümünü kutlamak için, hazırlıklara başladığı bir aşamada;

Beklenenler başka türlü olabilirdi:

İstanbul’da yakalanmalar başlayabilir;

Tayyip’in sarayı bir gece ansızın istilaya uğrayabilir;

Genelkurmay Başkanı intihar edebilir;

Birinci Ordu, 2. Ordu’ya karşı savaş alanı açabilir;

Halk Meclis’i işgal edip, Milletvekilleri’nin görevine son verip, idareye el koyabilirdi.

Erdoğan Rusya’ya kaçabilir;

Ya da Türkiye’yi terkettiği an, uçağı ABD tarafından füze güdümlü jetlerle, Amerika’da indirildikten sonra, Zarrab’a komşu bir hücreye yerleştirilebilirdi.

Ancak, hayret edilmemeli; bunların hiçbiri Türkiye’de olmadı.

Halkın idareciler tarafından bir sürü olarak telaki edildikleri o ülkede başka bir oyun sahne aldı.

Bir sirk kuruldu da denebilir.

Ve sirk soytarılığının gerçekten büyük bir meziyet olduğunu bilen yöneticileri, bu sanatı, eğitimini görmeden icra etmeye başladılar.

Birinci sahnede, „Roboskî Recep“, Kürtler’i kastederek: „Teröristler 10-15 çocuk doğuruyorlar“ nutkuyla, Türk kadınlarına „doğurun!“ talimatı verdi.

Sonra Ahmet Kaya’nın gidişinin 17. Yılında:

„Sevgili dostum Ahmet Kaya’yı rahmetle yad ediyorum“ diyerek;

Geçmişin solcusu bir kesimini uyuşturmak için, artık rafine olmaktan çıkmış, „tarihi bir manevra“ yaptığını sandı.

Dikkat çekici olan, bu sözlerin Diyarbekir’de sarfedilmiş olması.

Ve sonrasında, sözcüsü Kalın, Paris’de Ahmet Kaya’nın kabrine çelenk koydu ve ekledi: „O ülkemizin güzellikleri için kavga vermiş bir insandı“ dedi ve Türkiye coğrafyasının güzelliklerine kara çaldı.

Ve daha daha sonra:

Kılıçdaroğlu yönetimi, bir dönemin katlini azmettiren;

Ölüm listeleri hazırlayarak, onları Alperen ölüm mangalarına teslim eden;

Özel Harp Başbakanı Çiller’i „Hakkım var!“ etkinliğine davet ederek, MHP, Akşener, AKP’nin ırka dayanan güçlerine davetiye çıkarmayı başar(ma)dı.

Ve resim karesinin sonuncusu, bunların toplamına bedeldi:

Uludere’deki Goyî Aşireti’nin „üç gün üç gece“ devam ettiği iddia edilen düğünü, Türkiye’deki TV kanallarına yansıdı.

Düğüne, Kaymakam, Emniyet Müdürü, Tahir Adıyaman’ın katıldığı haberleştirildi.

Damadın babası, AKP İlçe Başkanı. 

Goyî Aşireti’nin birçok gencinin Gerilla’ya katıldığını ve Goyî şehitleri için YouTube’de birçok videonun yayında olduğu notunu da buraya özellikle düşmek istiyorum.

Televizyonlara yansıyan Govend türkülerinin çoğu, Kürtçeydi.

Böyle olunca da, yukarıdaki örneklerle birlikte, AKP’nin yeni bir Kürdistan çıkarmasını başlattığından bahsetmek mümkün…

Yukarıdaki sahnelerde yer alan, sirk soytarıları maymun, şaklaban, fıstıkçı, fındıkçı olabilir…

Birileri yazmış, sirk soytarıları, „krala parmak atan basiretli sanatçılardır“ diye. Peki bu sahnedeki soytarılar, kendileri kral olduklarına göre, kime parmak atıyorlar?

Kendilerine mi?