Hukukçu Dr. Orhan Gazi Ertekin, Kürt Özgürlük Hareketi'nin silahlı mücadele stratejisini devleti de muhatap kılarak değiştirdiğini hatırlatarak, şu soruların cevabının bilinmediğini söyledi:
- Bunu ikinci aşama olan politik mücadele stratejilerine dönüştürmeye müsaade edecek mi?
- Artık iyice belirginleşen Kürt siyasal evrenini hangi sınırlarda tanıyacak?
- Hemen sonrasında da üçüncü aşama olan demokrasi ve hukuk bahsine girilecek mi?
- Türkiye ve Suriye'de birbirini besleyen bir egemenlik alanı yaratılıyor. Kürtler bunun neresinde olacak?
Türkiye’de iktidarın 10 Ekim ve Suruç katliamlarıyla başlayan yeniden inşasına işaret eden Dr. Orhan Gazi Ertekin, iktidar blokunun tüm mikro iktidar alanlarını lağvetmeye çalıştığını vurguladı. Kurucu iktidar olabilmesi için güç vehminin çözülmemesi ve meydan okumaların yok edilmesi gerektiğini vurgulayan Ertekin, yargının işlevini de şöyle özetledi: "Eskiden savaşarak yargılama olurdu. Şimdi ise yargılayarak savaşılıyor. Yargı, politikanın yan ve önemsiz bir aracı olmaktan çıktı ve merkezi kararları haline geldi."
“Türkiye’de yargı yoktur”, “Yargı ve iktidar oyunları”, “Yargıda kumpasın köşe taşları: AKP ve Cemaat” gibi yargı üzerine yazdığı kitap ve araştırmalarıyla tanınan hukukçu Dr. Orhan Gazi Ertekin, MA'dan Necla Demir Arvas'a konuştu.
Varlığını hukukileştirmek için
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından kesinleştirilen bir seçimin mahkeme tarafından yeniden ele alınmasının mümkün olmadığını belirten Orhan Gazi Ertekin, iktidarın kendi varlığını hukukileştirmek için herkese karşı 'mutlak butlan' silahını kullandığını söyledi. Kararın hukuka uygun olup olmadığı tartışmasının bundan sonra gereksiz olduğunu savunan Ertekin, “Hukuk AKP’nin çıkarlarına uygun olup olmadığına göre belirlendiği için muhatabı da politik olarak belirlemek gerekir. Artık hukuk yok, ‘yasanın ağzı’ olarak AKP ve onun çıkarları var. Böyle bir kriz anında hukuk tartışmak politik bir strateji sorunudur. Böyle durumlarda bir 12. yüzyıl kontunun söylediği gibi tarihte ‘Cellatlarım olabilirsiniz ama yargıçlarım asla’ sloganı daha doğru bir politik strateji olarak devreye girer” dedi.
İktidarın yeniden inşası
"Türkiye’de iktidar yeniden inşa ediliyor" diyen Ertekin, şunlara dikkat çekti: "Bu sürecin ilk halkası 10 Ekim ve Suruç katliamlarıydı ve Maraş-Sivas katliamları gibi ülke içi iktidar siyasetini aşan bölgesel bir stratejiye tekabül ediyordu. Her iki katliam da Ortadoğu’daki siyasal haritanın değiştiği mesajını içerdiği kadar Türkiye ve Suriye’de yeni kurucu iktidar süreçlerinin de başlangıç noktasıydı.
15 Temmuz bu sürece geniş fırsatlar sundu. Kürt hareketinin askeri, toplumsal ve siyasal etkisinin sınırlandırılması için yürütülen topyekun savaş ve nihayetinde yeniden iktidar denklemine kontrollü dahil edilmesi çabası da bunun bir başka sahası.
Bugün geldiğiniz aşamada ise kararın sonuçları tamamen siyasi güçlerin tavrına bağlı olacaktır. Süreci hukukla anlamaya çalışmak yerine, kurucu şiddetin izlemleri ile anlamaya başladığımızda birçok olay açıklanabilir. Buradan baktığımızda CHP kendisine yapılan saldırıları temelde hukuksal ve kurumsal bir mesele olarak karşılıyor. Politik bir mesele olarak değil. Güç ilişkilerine ve yeni kurucu iktidar süreçlerine yönelik olarak da değil. Eğer politik bir sorunu yasal ve kurumsal bir sorun gibi algılarsanız yeni kurucu iktidarın bir başka ek kurumsal parçası olmaya razı olmuşsunuz demektir.”
Öfke var, dayanıklı pratik yok
CHP'nin gerçek bir toplumsal harekete dayanmadığını, sadece bir toplumsal bunaltının üzerinde varlığını koruduğunu belirten Ertekin, Özgür Özel’i ayakta tutan şeyin de toplumun genel bunaltısı ve şikayetleri olduğunu fakat yönetimde bu bunaltıyı politik hale getirecek bir siyasi perspektifin varlığından emin olmadığını söyledi. Tabanın ise bunaltıyı bir yandan yoğun ve erken beklentiye, diğer yandan da kızgınlık ve öfkeye dönüştürdüğünü kaydeden Ertekin, şunları dile getirdi: "Kendini her saldırı karşısında ayakta tutacak bir dayanıklı pratik yok. Öfke var fakat bu politik bir öfke değil. Doğrudan Erdoğan’a yöneltilmeyen öfke, bedelsiz ve masrafsız bir öfkedir. Sadece bunaltıyı yoğunlaştırır ve içe dönük bir öfke ve şiddete dönüşür. Diğer yandan seçimler ve seçim tarafgirliğine odaklanarak sabrı da fazlasıyla istismar edilmiş bir topluluk bu. Var olan sabrı zaten Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı sonuçlarında sonuna gelmişti. Şimdi Özgür Özel’in olağanüstü performansı onları yeniden ikna etti. Bu nedenle yeniden hayal kırıklığına dönmeleri ihtimali, tabanın çıkışı olmayan bir karanlık tünelde oldukları hissini besliyor. CHP’nin yurttaşı var mı emin değilim ama CHP’yi bugün ayakta tutacak şey geniş halk kesimlerinin CHP’yi yeni kurucu iktidar iddiasına karşı direniş mekanı olarak görmesine bağlı. Toplum buna uygun, Özgür Özel’in de bu çabasıyla hak ettiğini düşünüyorum ama CHP buna uygun mu ondan da emin değilim.”
Alevi fobisiyle ilgisi yok
'Mutlak butlan kararı ardından Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelen tepkiyi Alevi fobisiyle yorumlayanlara katılmayan Ertekin, şöyle izah etti: “Öfke, kızgınlık ve küfür, kuşkusuz ideolojik ve kültürel bir zemine dayanır ve masum değildir. Ermeni, Alevi ve Kürt kimlikleri bu tür gerilim anlarında muhatabını daha da zayıf kılmak için kullanılan işlevsel araçlardır. Dahası muhatabını katıksız bir şeytana dönüştürmenin de aracıdır. Bu durum, Kılıçdaroğlu’nu politik bir özne olmaktan çıkarmaya yol açtığı oranda Aleviler için sahte bir direniş hattına dönüşür. Kılıçdaroğlu kendisine rağmen ve kendi eylemi hilafına saf bir Alevi kimliğine indirgenir ve politika onun sınırlarından ibaret kalır. Ben şahsen Kılıçdaroğlu bağlamında bir Alevi-fobiden bahsedilemeyeceğini düşünüyorum, çünkü bu durum politika ve kamuyu lağvederek topluluklar arası sınırları aşılamaz ve keskin yapılar olarak gördükçe politik özneleri sorumsuz kılmaya varır. Bu nedenle bu kanı, Kılıçdaroğlu bağlamında Alevilerin politik hattına konulmuş yanlış bir güncel öneri.”
Şimdi yargılayarak savaşılıyor
Türkiye’de geleneksel yargının iktidar savaşlarından sonra devreye girdiğini ve 1960 sonrası bir tabir haline gelen ‘düşük’leri yargıladığını hatırlatarak, "Yargının dünya tarihindeki ortaya çıkışı ve işlevi de aynen böyleydi. Savaşta zafer kazanan yargı kararını da vermiş olurdu. Şimdi ise iktidar kavgası yargı ile yapılıyor. Eskiden savaşarak yargılama olurdu. Şimdi ise yargılayarak savaşılıyor. Yargı, politikanın yan ve önemsiz bir aracı olmaktan çıktı ve merkezi kararları haline geldi. Eğer halklardan bahsediyorsak öncelikle politik mücadele ve savaşın bu yeni biçimini anlamak ve yeni strateji ve taktikler oluşturmak gerekir” dedi.
Mikro iktidarları lağvediyor
“Benim gördüğüm kadarıyla iktidar bloku tüm mikro iktidar alanlarını lağvetmeye çalışıyor” diyerek, son yıllarda kayyum politikasının da bunun gereği olduğunu belirten Ertekin, “Böylece o alanlardaki tüm işleri merkezileştirerek üstlenmiş oluyor. Kurucu iktidar olabilmesi için güç vehminin çözülmemesi ve meydan okumaların yok edilmesi lazım. Aksi halde iktidar büyüsü hemen dağılıyor ve aslında kamuoyu karşısında ne kadar zayıf olduğu duygusu yaşıyor. En küçük bir direnişi bile yok etmeye çalışmasının sebebi bu, çünkü hâlâ gerçek bir iktidar kuramadı ve bu onu daha da hırçınlaştırıyor” şeklinde konuştu.
Erdoğan sonrası için de
Ertekin, iktidarın Gülistan Doku soruşturmasından başlayarak bir süredir iktidar içini ve kendi çevresini de tanzim etmeye çalıştığını savunarak, şunları ifade etti: “Gerçek bir kurucu iktidar için belirli bir hukuki ve siyasi disiplin şarttır ki Erdoğan sonrası için bir veraset meselesi doğabilsin. Aksi halde Erdoğan’ın sonradan devam ettirilecek bir mirasından bahsedilemez. Dolayısıyla Doku soruşturmasından Rasim Ozan Kütahyalı’nın tutukluluğuna uzanan süreç bir yandan kolaylıkla kontrol edilebilecek bir iktidar veraseti oluşturmak için yürütülürken, diğer yandan Bilgi Üniversitesi gibi iktidar dışı eğilimlerin toplandığı son merkezler de kapatılıyor. Böylece kusursuz biçimde devralınacak bir iktidar alanı yaratılmaya çalışılıyor.”
Süreç müzakereyle mi sınırlı?
Süreç ve barış bahsinin geleceğinin, bu yeni iktidar denklemindeki yerinin kritik ve oldukça riskli olduğunu vurgulayan Ertekin, Kürtlerin yeni iktidar koalisyonunda nasıl konumlandırılacağı ve Kürtlerin buna hangi sınırlarda razı olup onu dönüştürebileceği meselesiyle doğrudan ilgili bir mesele olduğunu söyledi. Barış sürecinin sadece bir ‘müzakere süreci’ olarak kalıp kalmayacağı sorusunun cevabını bilmediklerini belirten Ertekin, şöyle konuştu: "Kürtler Ortadoğu’daki yeni iktidar denklemine karşı hangi mesafede kalacaklar? Türkiye ve Suriye bugün birlikte değişiyor ve birbirini besleyen bir egemenlik alanı yaratılıyor. Kürtler bunun neresinde olacak? Diğer yandan bu barış sürecini üç önemli aşama olarak anlamaya çalışmak lazım. Birincisi ‘Silah bırakma protokolü’ olmak bakımından iki taraf için de uygun bir süreç yaşanıyor. Kürt hareketi silahlı mücadele stratejisini devleti de muhatap kılarak değiştirdi fakat bunu ikinci aşama olan politik mücadele stratejilerine dönüştürmeye müsaade edecek mi? Artık iyice belirginleşen Kürt siyasal evrenini hangi sınırlarda tanıyacak? Ve hemen sonrasında da üçüncü aşama olan demokrasi ve hukuk bahsine girilecek mi? Bu soruların cevabı yok veya biz bilmiyoruz. İlk aşamada ilerleyen bir süreç var sadece.” ANKARA