- Sürdürülebilir ulaşım sadece hangi otomobili değil, ne kadar otomobil kullandığımızla ilgilidir. Dünyadaki tüm araçları elektrikli yapsak bile; milyonlarca yeni batarya, daha fazla maden, şarj altyapısı ve devasa üretim tesisleri ihtiyacı yaratmış oluruz.
- Geleceğin ulaşım sistemi daha fazla otomobil satmak üzerine mi kurulacak, yoksa daha az otomobille özgürce hareket etmek üzerine mi? Belki de en temiz otomobil, elektrikli olan değil; hiç üretilmesine gerek kalmayandır.
- Görünmeyen çevresel maliyetler üretim zincirine kayıyor. Ancak gelişen batarya ve geri dönüşüm yöntemleri sayesinde elektrikli araçlar hâlâ en düşük emisyonlu alternatif.
BAHAR AVJÎN
Elektrikli otomobillerin gelişi, ulaşımın çevre üzerindeki etkisini azaltmak için önemli bir adım. Benzin ve dizel araçların yerini elektrikli araçların alması, hava kirliliğini ve karbon salımını ciddi ölçüde düşürebilir.
Bu nedenle birçok ülkede içten yanmalı motorlu araçların satışı için takvimler var; otomotiv şirketleri de batarya üretimine milyarlarca dolar yatırıyor. Fakat burada kolayca gözden kaçan bir nokta var. Elektrikli otomobilin çevre açısından daha iyi olması, otomobil kullanımının çevre dostu olduğu anlamına gelmiyor.
Çünkü bir otomobilin çevresel maliyeti yola çıktığı anda başlamıyor. Elektrikli otomobiller bu açıdan istisna değil. Hatta bataryaları nedeniyle üretim aşamasında geleneksel otomobillerden daha yüksek bir çevresel maliyet yaratabiliyorlar. Bu yüzden tartışmayı yalnızca "benzinli mi, elektrikli mi?" sorusuna odaklamak eksik kalıyor. Belki de daha önemli soru şu: Daha temiz otomobillere mi ihtiyacımız var, yoksa daha az otomobile mi?
Elektrikli araçlar da çevreye zararlı
Elektrikli araçların en önemli avantajı doğrudan emisyon üretmemeleridir. Özellikle otomobillerin yoğun olduğu şehirlerde bu, hava kalitesi açısından büyük bir fark yaratıyor.
İklim açısından da avantaj söz konusu. Elektrikli bir aracın kullanım sırasında yarattığı emisyon, elektriğin nasıl üretildiğine bağlı olsa da, çoğu durumda benzinli veya dizel araca kıyasla daha düşük. Üstelik elektrik şebekesi yenilenebilir kaynaklara yöneldikçe elektrikli araçların iklim üzerindeki yükü azalıyor.
Asıl yük bataryada
Elektrikli otomobil üretmek, özellikle büyük bir batarya üretmek, ciddi miktarda enerji ve hammadde gerektiriyor. Bu yüzden elektrikli otomobil daha sıfır kilometredeyken benzinli eşdeğerine göre daha yüksek bir karbon ayak izine sahip olabiliyor.
Ancak bu fark zaman içinde kapanıyor. Elektrikli otomobilin daha düşük emisyonları başlangıçtaki bu farkı telafi ediyor. Elektriğin yenilenebilir kaynaklı ülkelerde ise bu telafi çok daha hızlı gerçekleşiyor. Fakat bu bizi başka bir soruna getiriyor: Batarya için gereken kaynaklar nereden geliyor?
Elektrikli otomobilin görünmeyen hammaddeleri
Elektrikli araçların merkezinde batarya var. Bataryaların üretiminde ise lityum, nikel, kobalt, grafit ve manganez gibi mineraller var. Madenlerin açılması ve fabrikalara sevki ciddi bir çevresel yük yaratıyor. Lityum üretiminin su kaynakları üzerinde baskı yarattığı bölgeler bulunuyor.
Kobalt madenciliğinde ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki son derece ağır çalışma koşulları ve çocuk işçiliğiyle ilgili ciddi sorunlar mevcut. Dolayısıyla benzin istasyonunda görmediğimiz bir çevresel maliyet, üretim zincirinin başka bir noktasında ortaya çıkıyor.
Bu, elektrikli araçların fosil yakıtlı araçlarla aynı olduğu anlamına gelmiyor. Elektrikli araçların yaşam döngüsü boyunca yarattığı toplam emisyon çoğu durumda daha düşük ve batarya teknolojilerindeki gelişmeler, geri dönüşüm ve yeni üretim yöntemleri bu maliyeti daha da azaltabilir. Ama "elektrikli" kelimesi de otomatik olarak "temiz" anlamına gelmiyor. Sürdürülebilir ulaşım yalnızca hangi otomobille değil, ne kadar otomobille ilgili.
Eğer bugün dünyadaki otomobillerin tamamını elektrikli araçlarla değiştirirsek, milyonlarca yeni batarya, daha fazla maden, daha fazla üretim tesisi, daha fazla elektrik üretimi ve daha fazla şarj altyapısı ihtiyacı yaratırız. Bu nedenle geleceğin ulaşımını yalnızca "içten yanmalı motorların yerini elektrikli motorlar alsın" fikri üzerinden düşünmek yeterli olmayabilir. Gerçek dönüşüm, daha az otomobile ihtiyaç duyduğumuz bir ulaşım sistemindedir.
Egzoz borusunu kaldırmak yetmiyor
Elektrikli otomobillerin en büyük avantajlarından biri egzoz emisyonlarının ortadan kalkması. Ama otomobilin çevreye verdiği zarar yalnızca egzozdan ibaret değil. Elektrikli araçlar, benzer özellikteki benzinli araçlardan daha ağır olabiliyor.
Bu ağırlık, lastiklerin ve yol yüzeyinin daha fazla aşınmasına, bunların arasında mikroplastikler bulunmasına neden oluyor. Daha dayanıklı lastikler ve daha hafif araçlar bu etkiyi azaltabilir. Ancak mesele yalnızca elektrikli otomobillerle ilgili değil. Ağırlaştıkça her otomobilin çevresel maliyeti de artıyor.
Dolayısıyla bunların hiçbiri elektrikli otomobillerin yanlış bir teknoloji olduğu anlamına gelmiyor. Çevre açısından tamamen masum bir otomobil yok. Ve bu bizi daha büyük bir soruya götürüyor.
Bu kadar çok otomobile ihtiyaç mı?
Günümüzdeki otomobiller, kullanım ömürlerinin yaklaşık yüzde 95'inde park halindedir. Buna rağmen o otomobilin üretilmesi için tonlarca çelik, alüminyum, plastik ve batarya harcanıyor. Ardından bu araçların park edebilmesi için otoparklar, hareket edebilmesi için yollar ve devasa bir altyapı kuruluyor.
Yarın dünyadaki bütün otomobiller elektrikli hale gelse bile trafik sıkışıklığı ortadan kalkmayacak. Kentlerde otomobillere ayrılan alan büyümeye devam edecek. Yeni madenlere, fabrikalara ve altyapıya duyulan ihtiyaç sona ermeyecek. Kaynak, günün çoğunda kullanılmadan duran araçlara bağlanmaya devam edecek.
O halde ulaşım teknolojisindeki asıl yenilik, yalnızca daha temiz otomobiller üretmek olmayabilir. Belki daha büyük yenilik, daha az otomobile ihtiyaç duyduğumuz bir sistem kurmaktır.
1. Değişim: Otomobil sahipliği değil, ulaşım hizmeti
Bunun için otomobile sahip olma fikrini yeniden düşünmek gerekiyor. Bugün bir otomobile ihtiyaç duyulduğunda, hemen yenisi satın alınıyor. Oysa bir otomobilin günün büyük bölümünde kullanılmadığını düşünürsek; aslında satın alınan şey sadece bir araç değil, aynı zamanda bir metanın atıl maliyetidir.
Otomobil paylaşım sistemleri, araç çağırma hizmetleri ve farklı ulaşım seçeneklerini tek bir sistemde birleştiren platformlar bu modeli değiştirebilir. İhtiyacımız olduğunda bir araca erişmek, onu sürekli sahiplenmekten daha verimli olabilir. Özellikle nüfusun yoğun olduğu şehirlerde aynı araç birden fazla insanın ulaşım ihtiyacını karşılayabilir. Böyle bir sistem yaygınlaştığında:
* Daha az otomobil üretilir,
* Daha az batarya gerekir,
* Daha az hammadde çıkarılır.
Bu açıdan bakıldığında, en çevreci batarya hiç üretilmemiş bataryadır.
2. Değişim: Teknolojik toplu taşımayı
Ulaşım teknolojisi denildiğinde akla genellikle yeni nesil elektrikli otomobiller, otonom araçlar veya bataryalar geliyor. Oysa dünyanın en etkili ulaşım teknolojilerinden bazıları zaten elimizde: Toplu taşıma.
İyi kullanılan elektrikli bir otobüs, aynı sayıda insanı çok daha az enerjiyle taşıyabilir. Elektrikli trenler ise yüzlerce insanı aynı anda hareket ettirirken kişi başına düşen enerji tüketimini ve otomobillere ayrılması gereken alanı azaltabilir.
Bu nedenle ulaşımın geleceğini yalnızca otomobiller üzerinden düşünmek yerine soruyu değiştirmek gerekiyor: "İnsanların otomobile mecbur kalmadığı şehirleri nasıl kurarız? "Çünkü temiz ulaşımın nihai hedefi, herkesin elektrikli bir otomobile sahip olması değil, insanların otomobile sahip olmak zorunda kalmadığı bir sistem kurmaktır.
Otomobiller için değil, insanlar için kentler
Ulaşım sorununu yalnızca araçların motorlarını değiştirerek çözemeyiz. Çünkü insanların nasıl hareket ettiği, kullandıkları araç kadar önemli. Güvenilir toplu taşımanın bulunduğu, bisikletle ulaşım yapılabilen ve günlük ihtiyaçların yürüyerek bittiği kentlerde otomobile duyulan ihtiyaç azalıyor.
Bunun sonucu yalnızca daha düşük emisyon değil, daha sağlıklı bir kent yaşamı da ortaya çıkıyor. Bu nedenle ulaşımın geleceğini düşünürken yalnızca "hangi araç daha temiz?" sorusuna değil, "insanların neden araç kullanmak zorunda kaldığına" da bakmak gerekiyor.
3. Değişim: Her yolculuğa doğru araç
Her yolculuğun aynı araca ihtiyacı yok. Her gün işe gidip gelmek için birkaç kilometre yol kat eden birinin iki tonluk bir SUV kullanması gerçekten gerekli mi? Şehir içindeki yolculukların önemli bir bölümü otomobile ihtiyaç duymayacak kadar kısa. Yürümek, bisiklete binmek veya elektrikli bisiklet kullanmak bu yolculukların bir kısmını rahatlıkla karşılayabilir.
Otomobil kullanmak gerektiğinde ise daha küçük bir araç yeterli olabilir. Daha küçük bir araç daha az malzeme, daha küçük bir bataryaya ihtiyaç duyar ve daha az enerji tüketir.
Öte yandan bütün ulaşım ihtiyaçları için aynı teknolojiyi kullanmak da gerçekçi değil. Şehir içi ulaşım, uzun mesafeli yolculuklar, ağır yük taşımacılığı ve kırsal bölgelerin ihtiyaçları birbirinden farklı. Bazı alanlarda bataryalı elektrikli araçlar öne çıkarken, bazı durumlarda hibrit sistemler, yenilenebilir yakıtlar veya hidrojen daha uygun olabilir. Bu yüzden daha makul olan, her iş için en uygun aracı ve teknolojiyi seçmektir.
Bugün ne yapabiliriz?
Bütün bunlar yalnızca hükümetlerin, otomotiv şirketlerinin veya şehir planlamacılarının çözmesi gereken meseleler değil. Bireysel olarak alınabilecek kararların da etkisi var. Örneğin çalışan bir otomobili yalnızca daha yeni bir model çıkmış diye değiştirmemek önemli. Yeni bir otomobil üretmenin başlı başına çevresel maliyeti var.
Bu nedenle mevcut aracını daha uzun süre kullanmak, yeni bir araç satın almaktan daha çevreci olabilir. Yeni bir otomobil alınacaksa daha küçük bir model tercih etmek de fark yaratabilir. Ama en büyük fark otomobilin vazgeçilebilen yolculuklarda ortaya çıkar.
Kısa mesafelerde yürümek, bisiklete binmek, toplu taşımaya yönelmek; otomobil gerektiğinde ise paylaşım sistemlerinden yararlanmak hem emisyonları hem de ulaşım maliyetlerini azaltabilir. Bunun gerçekleşebilmesi için insanların seçeneklerinin olması gerekiyor.
Güvenli bisiklet yolları, kaldırımlar, sık ve güvenilir otobüs seferleri, raylı sistemler ve birbirine bağlanan ulaşım ağları bu yüzden yalnızca şehircilik yatırımları değil, aynı zamanda iklim politikalarıdır.
Gerçek ulaşım devrimi
Elektrikli otomobil ile benzinli otomobil arasındaki tartışma önemli. Ancak tartışmayı burada bitirdiğimizde asıl meseleyi gözden kaçırıyoruz. Elektrikli araçlar ulaşım kaynaklı sera gazı emisyonlarını azaltmanın önemli araçlarından biri ama tek başına yeterli değiller.
Sürdürülebilir bir ulaşım sisteminin ölçütü, her evin önünde bir elektrikli SUV bulunması olmamalı. Daha iyi bir sistem, insanların seçim yapabildiği bir sistemdir. Kısa mesafede yürüyebildiği, bisiklete güvenle binebildiği, günlük ulaşımında güvenilir toplu taşımaya dayanabildiği ve gerektiğinde otomobil paylaşımından yararlanabildiği bir sistem. Otomobile gerçekten ihtiyaç duyduğu zamanlarda ise daha küçük ve daha temiz bir araç kullanabildiği bir sistem.
Çünkü ulaşımda yenilik yalnızca otomobilin neyle çalıştığını değiştirmek değildir. Asıl yenilik, neden bu kadar çok otomobile ihtiyaç duyduğumuzu sorgulamaktır. Çevresel açıdan en büyük kazanımlar batarya teknolojisinde değil, daha az araçla hareketliliği sağlayabildiğimiz gelecektedir.
Mesele yakıt değil, ulaşım düzeni
Elektrikli otomobil tartışması bir noktada tıkanıyor. Benzinli araçların çevreye verdiği zararı konuşuyor, sonra çözümü elektrikli araçların yaygınlaşmasında buluyoruz. Böylece tartışmanın çerçevesi baştan çizilmiş oluyor: Otomobil hayatımızın merkezinde kalacak, bizim yalnızca onu daha temiz hale getirmemiz gerekiyor.
Oysa asıl mesele otomobilin nasıl çalıştığı değil, neden bu kadar çok insanın otomobile ihtiyacı var? Bugünkü ulaşım düzeni kendiliğinden ortaya çıkmadı. Şehirler otomobiller için biçimlendirildi; konutlarla işyerleri birbirinden uzaklaştı, yollar genişledi, otoparklar çoğaldı. Otomobil sahibi olmak bir tercih olmaktan çıkıp ‘zorunluluğa’ dönüştü. Bunun ekonomik bir tarafı da var.
Otomotiv sektörü açısından ideal sistem, insanların bir kez otomobil alıp yıllarca kullanması değil, yeni otomobiller satın alması. Daha büyük araçlar, yeni teknolojiler ve daha sık yenilenen filolar bu ekonominin parçası. Bu düzen içinde benzinli otomobilin elektrikli otomobille değiştirilmesi önemli bir dönüşüm. Ama sistemin kendisini değiştirmiyor.
İki tonluk bir SUV'un motorunu değiştirdiğimizde SUV hâlâ yollarda ve park halinde. Dolayısıyla elektrikli otomobilin yaygınlaşması, ulaşımın sorunlarından birini hafifletirken yetersiz kalabilir.
Daha az otomobil mümkün mü?
Burada otomobil sektörünün çıkarlarıyla toplumun çıkarları her zaman aynı noktada buluşmuyor. Bir şehirde on kişinin ayrı ayrı otomobil sahibi olması yerine aynı aracın farklı zamanlarda bu insanların ulaşım ihtiyacını karşılaması, kaynak kullanımı açısından daha akılcı. Fakat otomobil sayısının azalması, otomobil satışlarının artması üzerine bir sektör açısından iyi değildir. Bu basit çelişki, ulaşım meselesinin neden yalnızca mühendislerin bir meselesi olduğunu gösteriyor. Elektrikli motor daha verimli olabilir ama bütün sistem insanların daha fazla otomobil almasına bağlıysa, teknolojik verimlilik tek başına yeterlidir.
Kentsel hareketlilik bir ürün değil
Ulaşımı yalnızca bir ürün olarak gördüğümüzde seçeneklerimiz de daralıyor. Bir insanın işe gidebilmek için otomobil satın almak zorunda kalmadığı bir şehir düşünelim. Mahallesinden yürüyerek metroya ulaşabiliyor. Metro düzenli çalışıyor. Çocuğu okula güvenle yürüyebiliyor, bisiklet kullanmak istediğinde otomobillerle mücadele ediyor. Akşam bir yere gitmesi gerektiğinde ise otomobil paylaşım sisteminden araç kiralayabiliyor. Böyle bir şehirde insanların hareket kabiliyeti artıyor ama otomobil sayısı azalıyor. Hareketlilik ile otomobil sahipliği aynı şey değil. Birincisi bir ihtiyaç. İkincisi ise bunun yalnızca bir biçimi.
Bu nedenle toplu taşıma, bisiklet yolları, kaldırımlar ve raylı sistemler yalnızca ulaşım altyapısı değildir. İnsanların işe, eğitime, sağlığa ve sosyal hayata kamusal hizmetlerdir. Üstelik bu hizmetlerin toplumsal getirisi, doğrudan kârdır. Yeni bir metro hattı çevresindeki ekonomik faaliyetleri etkiler. Ama bütün bu yatırımcının bilançosunda kalır. Bu yüzden ulaşım altyapısının piyasanın kısa vadeli kârlılık payıdır.
Verimlilik yanlış yerde aranıyor
Elektrikli otomobilin verimliliğini ölçmek için batarya kapasitesine ve menzile bakıyoruz. Başka sorular sorabiliriz. Bir otomobil günde bir saat kullanılıyorsa, geri kalan yirmi üç saat boyunca işgal ettiği kaynaklar ne kadar verimli? Bu durum elektrikli otomobilin değerini azaltmıyor; verimlilik meselesinin motor ve batarya teknolojisine indirgenemeyeceğini gösteriyor. Asıl israf, insanları binlerce araca mahkûm etmektir.
Dönüşümün bedelini kim ödeyecek?
Fosil yakıtlardan çıkarken teknolojiyi değiştirmiyoruz; insanların geçim kaynaklarını etkileyen bir ekonomik dönüşüm yaratıyoruz. Otomobil fabrikalarında çalışanlar, maden işçileri ve sektörlerin yerel ekonomileri gecede yeni düzene geçemez. Bu nedenle dönüşümün sosyal politika tarafı olmak zorunda. Adalet meselesi tüketiciler için geçerli. Elektrikli otomobil satın alabilecek durumda olanların temiz ulaşım seçeneklerine kavuştuğu, geri kalanların yetersiz toplu taşımaya mahkûm edildiği bir dönüşüm, toplumsal açıdan başarılı sayılamaz. Temiz hava ve güvenli ulaşım, parası yetenlerin ayrıcalığı olmamalı.
Asıl yenilik…
Elektrikli araçlar ulaşımın geleceğinde önemli bir yer tutacak. Geleceğin önemli ulaşım teknolojisi, otomobile az ihtiyaç duymayı mümkün kılan şehirler olacak. İklim krizini çözmek için teknolojiyi değiştirmek, teknolojinin hangi düzen içinde kullanılacağını değiştirmek zorundayız. Geleceğin ulaşım sistemi fazla otomobil satmak üzerine mi kurulacak, insanların az otomobille özgür hareket edebilmesi üzerine mi? Çevre açısından temiz otomobil, elektrikli değil; hiç üretilmesine gerek kalmayan otomobildir.