• Özgürlük mücadelesinde iki evladını şehit veren Fevzi Akbulut, 3 Temmuz tarihinde Hollanda'da sürgünde yaşamını yitirdi. Fevzi Akbulut'un yaşamını, direnişini ve mücadelesini çocukluk arkadaşı ve kuzeni İzzet Akbulut'tan dinledik.
  • "Mezarım çocuklarımın mezarları ile yan yana olsun. Sağıma oğlum Hüseyin’in mezar taşını, soluma kızım Şirin’in mezar taşını dikin. Hayatım boyunca faşist, inkarcı ve dini siyasete alet eden anlayışı kabul etmedim. Demokrasiyi ve özgürlüğü savundum."
  • İzzet Akbulut: “Çocuklarıyla gurur duyuyordu. ‘Bu bir mücadeledir, böyle kayıplar olur’ derdi. DGM’de hakim, ‘Çocuklarını iyi yetiştirseydin bugün devlete hizmet ederlerdi’ dedi. Onun cevabı, ‘Ben çocuklarımı çok iyi yetiştirdim. Suçlu sizsiniz’ oldu. ”

ERKAN GÜLBAHÇE

Kürdistan Özgürlük Mücadelesi'nde iki çocuğunu şehit verdi, gözaltına alındı, işkence gördü, yargılandı, ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Yaşadığı tüm acılara rağmen, ömrü boyunca savunduğu değerlerden ve mücadelesinden hiçbir zaman geri adım atmadı. 2017 yılından itibaren Hollanda'nın Den Haag kentinde yaşayan Fevzi Akbulut, 3 Temmuz'da yaşamını yitirdi. Geride ise şöyle bir vasiyet bıraktı: “Ölürsem cenazemi memleketime götürün. Beni aile mezarlığına defnedin. Sağıma oğlum Hüseyin’in, soluma kızım Şirin’in mezar taşını dikin.”

Ailesi onun bu son isteğini yerine getirdi. Fevzi Akbulut, doğup büyüdüğü topraklara götürülerek aile mezarlığında toprağa verildi. Akbulut'un kızı Şirin Akbulut (Perî), 1994 yılında Botan'ın Besta bölgesinde, oğlu Hüseyin Akbulut (Tîrêj) ise 1997 yılında Metîna'da şehit düştü. Ancak her iki çocuğunun cenazesine de hiçbir zaman ulaşılamadı ve mezar yerleri belirlenemedi. Fevzi Akbulut’un vasiyeti üzerine, aile kabristanındaki mezarının sağında ve solunda boşluk bırakıldı. Fevzi Akbulut'un kendi el yazısıyla kaleme aldığı yaşam notları, yaşamını, direnişini ve mücadelesini çocukluk arkadaşı ve kuzeni İzzet Akbulut'tan dinledik.

Kimlik arayışı çocuklukta başladı

Elazığ’ın Dep (Karakoçan) ilçesine bağlı Goma Xiştan (Bardaklı) köyünde dünyaya gelen Fevzi Akbulut, çocukluk yıllarını köyünde okul bulunmadığı için eğitimden uzak geçirir. Bu nedenle yaşıtlarından daha geç okula başlar. İlkokulun birinci sınıfını Golan köyünde, ikinci ve üçüncü sınıfını Qereseqel (Karasakal) köyünde açılan okulda, dördüncü ve beşinci sınıfı ise Alaxor (Alayağmur) Köyü İlkokulu’nda okur. Fevzi Akbulut anılarında ilkokul yıllarını şöyle anlatıyor: “Çocukluğumun ilk yıllarında köyümüzde okul yoktu. Bu nedenle on yaşıma kadar okula başlayamadım. On yaşıma geldiğimde eğitim alabilmek için köyümüze en yakın okulun bulunduğu Golan Köyü’ne gitmeye başladım. Her gün yaklaşık altı kilometre yürüyerek okula gidip geliyor, bu yolu yağmurda, çamurda ve kışın ağır şartlarında yürüyordum. İlkokul yıllarımda yalnızca okuma yazmayı öğrenmedim, aynı zamanda kimliğimi sorgulamaya da başladım. Kendi kendime sürekli, 'Kürt öğretmenler neden Kürt çocuklarına Kürtçe eğitim vermiyor?' diye soruyordum. Çocuk yaşta anlam veremediğim birçok olayın aslında kimliğimiz, dilimiz ve kültürümüzle ilgili olduğunu zamanla fark etmeye başladım. İşte o yıllarda zihnimde oluşan sorular, ileride vereceğim mücadelenin ve hayatım boyunca savunacağım düşüncelerin ilk temellerini attı.”

Lisede Doktor Şivan’la tanıştı

1965 yılında Elazığ Atatürk Ortaokulu’na başlayan Fevzi Akbulut, ortaokulun ardından Elazığ Ticaret Lisesi’ne kaydolur. Lise yıllarında politik tartışmalarla ve dönemin toplumsal hareketliliğiyle daha yakından ilgilenmeye başlar. İzzet Akbulut ve Fevzi Akbulut bu dönemde Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden Sait Kırmızıtoprak (Dr. Şivan) ile tanışır. Fevzi Akbulut’un kuzeni İzzet Akbulut, o yıllara ilişkin şu tanıklığı paylaşıyor: “1960’ların sonunda Sait Kırmızıtoprak’la tanıştık. O dönem Kürdistan Demokrat Partisi içerisinde çalışmalar yürüttük. Kürdistan Özgürlük Hareketi ortaya çıkınca da bu çizgide çalışmalarımıza devam ettik. Fevzi abi çok korkusuzdu. Sağcılar ya da faşistler solcu öğrencilere bir şey söylediğinde hemen karşılarına çıkardı. Sağcılar ondan çekinirdi. Solcular da kendilerini onun yanında daha güvende hissederdi. Bundan dolayı sürekli solcu öğrenciler onun etrafında dolaşırdı. Hiç unutmuyorum. Bir gün okulda bir öğretmen Kürtler hakkında aşağılayıcı sözler söyledi. Fevzi abi buna tepki gösterdi. Okul çıkışında öğretmeni bir köşede yakaladı. Dövdü, sonra üzerine oturdu. Herkes gördü. Aylarca okulda bu olay konuşuldu.”

Üniversitedeyken tutuklandı

Fevzi Akbulut, Elazığ Ticaret Lisesi’nden mezun olduktan sonra üniversite sınavını kazanmasına rağmen ailevi nedenlerle eğitimine başlayamaz. Bir süre sonra yeniden sınava girer ve Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ni iyi bir notla kazanır. Üniversite yılları, Türkiye’de siyasal çatışmaların yoğunlaştığı bir döneme rastlar. Bu yıllarda hem öğrenci hareketlerinin hem de Kürt siyasal çevrelerinin içinde yer alır. Fevzi Akbulut, üniversite yıllarına ilişkin notlarında şunları aktarıyor: “Üniversite yıllarımda dönemin sağ-sol çatışmalarının yaşandığı ortamın içinde buldum kendimi. Bu süreçte birkaç kez ölüm tehlikesi atlattım ve defalarca tutuklandım.”

Soruşturma ve sürgünler

1979 yılının Ocak ayında Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden mezun olan Fevzi Akbulut, aynı yılın Mart ayında Çewlîg’de (Bingöl) veteriner hekim olarak göreve başlar. 1982 yılında Amasya’nın Taşova ilçesine tayin edilir. Burada veteriner hekim olarak görev yaparken bir süre Tarım İlçe Müdürlüğü ve Taşova Belediye Başkan Vekilliği görevlerini de yürütür. Ancak kamu görevindeki bu dönem uzun sürmez. 1984 yılında annesiyle makam odasında Kürtçe konuştuğu gerekçesiyle hakkında idari soruşturma açılır ve Amasya’nın Suluova ilçesine sürgün edilir. Taşova’da görev yaptığı yıllara ilişkin notlarında şunları aktarıyor: “Taşova’da görev yaptığım yıllarda Tarım İlçe Müdürü olarak çalışırken, ihtiyaç duyulması üzerine bir süre Taşova Belediye Başkan Vekilliği görevini de yürüttüm. Meslek hayatımdaki ilk siyasi sürgünüm 1984 yılında başladı. Amasya’nın Suluova ilçesine sürgün edildim. Sürgün nedenim, makamımda kendi ana dilinden başka bir dil bilmeyen annemle telefonda Kürtçe konuşmamdı.”

'Halk onu gerçekten seviyordu'

1985 yılında yeniden Çewlîg’e tayin edilir. Daha sonra kendi isteğiyle memleketi Dep’e geçer. Veteriner hekim olarak görev yaptığı yıllarda köy köy dolaşarak hayvanları tedavi eder, köylülerin sorunlarıyla da yakından ilgilenir. İzzet Akbulut, Fevzi Akbulut’un hekimlik anlayışını şu sözlerle anlatıyor: “İnsanların maddi durumu yoksa para istemezdi. Saatlerce oturur, onların dertlerini dinlerdi. İnsanların davarlarını muayene eder, onlara yardımcı olurdu. Fevzi abi insanları çok sever, kendisini halka yakın hissederdi. Halk da onu gerçekten seviyordu.”

On sekiz gün işkence gördü

Karakoçan’da görev yaptığı yıllarda gözaltına alınır ve Elbistan Cezaevi’ne gönderilir. Gözaltında yaşadığı süreci notlarında şu sözlerle aktarıyor: “Ailem ve yakınlarım yaklaşık yirmi gün boyunca benden haber alamadı. Bu süre içerisinde on sekiz gün işkence gördüm. Yaklaşık altı ay tutuklu kaldım. Hakkımda herhangi bir suçlama ispatlanamadığı için serbest bırakıldım ve görevime iade edildim.”

Serbest bırakıldıktan sonra görevine döner. Ancak hakkındaki baskılar sona ermez. 1994 yılında Konya’nın Ilgın ilçesine, iki yıl sonra ise Tekirdağ’ın Marmara Ereğlisi ilçesine sürgün edilir.

İzzet Akbulut, o yılları tek cümleyle özetliyor: “Defalarca gözaltına alındı, tutuklandı ama hiçbir zaman geri adım atmadı.”

Hüseyin Akbulut (Tîrêj)(sağda)
Şirin (Perî)(ayakta, sağdan birinci)

İki evlat acısı

1990’lı yıllar, Fevzi Akbulut için yalnızca sürgünler ve davalarla değil, bir baba olarak yaşadığı en ağır kayıplarla da hatırlanır. Kızı Şirin ve oğlu Hüseyin gerillaya katılır. İki evladını da birkaç yıl arayla Kürdistan özgürlük saflarında şehit verir. Şehit çocuklarına ilişkin notlarında şu satırlara yer veriyor: “Kızım Şirin (Perî), 1 Ekim 1973 tarihinde doğdu. 1991 yılında Adana Mimarlık Fakültesi’ni kazandı. 1993 yılında kendisinden bir daha haber alamadım. Daha sonra kızımın 25 Temmuz 1994 tarihinde Botan’ın Besta bölgesinde şehit düştüğünü öğrendim. Oğlum Hüseyin Akbulut (Tîrêj), 16 Kasım 1972 tarihinde doğdu. 1989 yılında 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandı. 1992 yılında kendisinden bir daha haber alamadım. Yıllar sonra oğlumun da 12 Haziran 1997 tarihinde Metîna’da şehit düştüğünü öğrendim.”

Hüseyin Akbulut, mücadele içinde Tîrej kod adıyla tanındı. Yönetmen Halil Uysal (Halil Dağ) tarafından hazırlanan Tîrej adlı kısa film de onun anısına çekildi.

Hüseyin Akbulut (Tîrêj) ve Şirin (Perî)

'Çocuklarıyla gurur duyuyordu’

İzzet Akbulut, Fevzi Akbulut’un yaşadığı evlat acısını ve unutamadığı bir mahkeme gününü şöyle anlatıyor: “Elbette iki çocuğunu kaybetmek çok ağırdı. Fevzi abi de bir babaydı. Çok üzülüyordu ama bunu içine atıyordu. Çocukları için ağlıyordu ama gözyaşlarını içine akıtıyordu. Çocuklarıyla gurur duyuyordu. Hiçbir zaman mücadeleye katıldıkları için pişmanlık duymadı. ‘Bu bir mücadeledir, böyle kayıplar olur’ derdi. Hakkında açılan davalardan birinde ben de mahkeme salonundaydım. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde hakim, ‘Çocuklarını iyi yetiştirseydin bugün devlete hizmet ederlerdi.’ dedi. Fevzi abi hakimin yüzüne bakarak şöyle cevap verdi: ‘Ben çocuklarımı çok iyi yetiştirdim. Onlar ne yaptıklarını ve neden yaptıklarını çok iyi biliyorlar. Çocuklarımın dağa gitmesinin sorumlusu ben değilim, devlettir. Eğer çocuklarıma haksızlık yapmasaydınız, halkımıza eziyet etmeseydiniz, Kürt halkının varlığını kabul etseydiniz bugün çocuklarım evlerinde olurdu. Ama siz çocuklarımıza işkence ettiniz, onları öldürdünüz, hapislere attınız. Suçlu ben değilim, sizsiniz.’ Bu sözlerden sonra salonda bir süre sessizlik oldu. Kimse konuşamadı.”

İHD’de çalışmaya başlar

2001 yılında emekliye ayrılan Fevzi Akbulut, kamu görevini noktalasa da toplumsal yaşamın içinde kalmayı sürdürür. Çewlîg’e yerleşerek serbest veteriner kliniği açar. Aynı dönemde İnsan Hakları Derneği (İHD) Çewlîg Şubesi’nin çalışmalarında yer alır. 25 Ocak 2002’de, İHD Çewlîg Şube Başkanı Rıdvan Kızgın ile birlikte, HADEP Silopi İlçe yöneticileri Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in gözaltında kaybedilmelerinin birinci yılı dolayısıyla düzenlenen basın açıklamasına dernek adına gözlemci olarak katılır. Bu sürece ilişkin notlarında şunları kaydediyor: “Aynı gün, bu faaliyete katıldığımız gerekçesiyle gözaltına alındık ve 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet iddiasıyla tutuklanarak Bingöl Cezaevi’ne gönderildik. Uluslararası Af Örgütü, Rıdvan Kızgın ile beni tamamen barışçıl insan hakları faaliyetleri nedeniyle tutuklandığımız gerekçesiyle ‘Düşünce Mahkûmu’ ilan etti.”

Uluslararası kamuoyunun yürüttüğü kampanyaların ardından 18 Mart 2002’de tahliye edilir.

2017’de sürgüne çıkış

2003 Çewlîg depreminden sonra Dep’e yerleşerek yeniden veteriner hekim olarak çalışmaya başlar. Burada uzun yıllar mesleğini sürdürürken hakkında açılan soruşturmalar ve davalar da devam eder. Yargılamalar nedeniyle Türkiye’den ayrılmak zorunda kalır ve 15 Şubat 2017’de Hollanda’ya iltica başvurusunda bulunur. Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldığı süreci notlarında şöyle anlatıyor: “Yargılandığım davalardan birinde iki yıl sekiz ay hapis cezası aldım. Mahkemeler devam ederken Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldım ve yurt dışında iltica talebinde bulundum. 15 Şubat 2017 tarihinde iltica başvurusunda bulundum. 23 Temmuz 2019 tarihinde Hollanda’da oturum hakkı kazandım.”

‘Çocuklarımın mezar taşını dikin’

Hollanda’nın Den Haag kentinde yaşamının son yıllarını geçiren Fevzi Akbulut, geride bıraktığı vasiyetinde memleket özlemini ve yaşamı boyunca savunduğu değerlere ilişkin düşüncelerini kaleme alır: “Doğduğum topraklardan uzakta yaşadım. Ancak memleket özlemi hiçbir zaman içimden çıkmadı. Vasiyetim; eğer burada ölürsem cenazemi memleketime götürün ve aile mezarlığına defnedin. Mezarım çocuklarımın mezarları ile yan yana olsun. Sağıma oğlum Hüseyin’in mezar taşını, soluma kızım Şirin’in mezar taşını dikin. Hayatım boyunca faşist, inkarcı ve dini siyasete alet eden anlayışı kabul etmedim. Demokrasiyi, özgürlüğü, hukukun üstünlüğünü, siyasal, ekonomik ve kültürel eşitliği savundum. Beni tanıyan herkesten helallik istiyorum. Ben de hakkımı herkese helal ediyorum. Hoşça kalın.”

Aile mezarlığına defnedildi

Yaşamının son yıllarını Hollanda’nın Den Haag kentinde geçiren Fevzi Akbulut, sağlık sorunları nedeniyle bir süredir tedavi görüyordu. Akbulut, 3 Temmuz 2026’da yaşamını yitirdi. Fevzi Akbulut’un vasiyeti doğrultusunda, Hollanda’da düzenlenen törenin ardından cenazesi Dep’e götürülerek aile mezarlığında kitlesel bir törenle toprağa verildi. Mezarının sağında oğlu Hüseyin, solunda ise kızı Şirin için boşluk bırakıldı. Aile, cenazelerine ulaşılamayan Şirin ve Hüseyin adına hazırlanacak iki mezar taşını babalarının mezarının yanına dikmeyi planlıyor.