On yıllardır ulusal kongre gündemde, ancak bir türlü gerçekleşmiyordu. Kürt Özgürlük Hareketi bunu hep dış güçlerin tutumu ile izah ediyordu. Dış güçlerin ne diyeceği dikkate alındığından yapılamadığını söylüyordu. Şimdi bu tez kanıtlanmıştır. Aslında bunu herkes biliyordu, ama açıkça söylemiyorlardı. Erdoğan açık konuşarak ulusal kongre ile ilgili önemli bir duruma açıklık getirmiş oldu.
Son ertelemenin Türkiye başta olmak üzere başka güçlerle bağı nedir bilemiyoruz. Ancak bazı analizcilere göre bu ertelenmenin Kürt Halk Önderi’nin AKP’ye yönelik 1 Eylül uyarısıyla bağı vardır. Eğer sürecin bozulma durumu olursa, kongre bileşiminden bazı güçlerin bu kongreyi yapmak istemeyeceği ya da bu duruma göre kongrede sıkıntı yaratacağı söylenmektedir. Bu nedenle PKK’nin Eylül’deki tutumu beklenmektedir. Erdoğan’ın son çıkışı da bu tezle bağlantılandırılmaktadır. Bu konuşmayla kongre süreci etki altına alınmaya çalışılmaktadır. Bu konuşmalar kongreden Türk devletinin rahatsız olduğunu göstermektedir.
AKP Hükümeti son yıllarda esas olarak da KDP’ye dayanarak ayakta kaldı. Ekonomik olarak Güney Kürdistan’dan gelen gelirlerle kendini ayakta tuttuğu gibi, siyasi olarak da PKK karşısındaki sıkışmasını KDP desteğiyle dengeledi. Eğer son yıllarda KDP, AKP ile iyi ilişkiler içinde olmasaydı Kürtlerin AKP’ye karşı mücadelesi daha etkili sonuçlar alabilirdi. AKP, KDP ile ilişkisini göstererek bazı Kürtlere “bakın, Kürtler de benim politikamı destekliyor” diyerek, kendini daha büyük sıkışıklıklardan kurtarmıştır. En fazla zorlandığı 2012 yılında Barzani’yi AKP kongresine çağırması da bu nedenle gerçekleşmiştir.
Güney Kürdistan hükümeti ile sıkı ilişki içinde olan, Güney Kürdistan’a muhtaç olan AKP son yıllarda ayakta kalmasını sağlayan KDP’ye bunları söylüyorsa, devletin koridorlarında neler söylendiği, alttan KDP’ye hangi mesajların verildiğini siz düşünün!
Kültürel soykırımcı sömürgeci güçler Kürtler üzerindeki egemenliklerini esas olarak Kürtlerin parçalanmışlığına dayandırdıkları bir daha görülmüştür. Parçalardaki Kürtlerin birbiriyle ilişkisini istemedikleri gibi, her parçadaki Kürtlerin de kendi arasında parçalanmış olmasını arzuladıkları bir daha gözler önüne serilmiştir. Kürtleri bölmek ve parçalamak için her yola başvurdukları da bilinmektedir. Politikaları bu yönlü işlemekte, istihbarat örgütleri bu amacı gerçekleştirmek için çalışmaktadır.
Bu gerçekliğin Kürtlere yüklediği görevler vardır. Bu durumu gören Kürtler aralarındaki sorunlar ne olursa olsun, birlik olmalı ve ortak politika üretmelidirler. En azından soykırımcı sömürgecilerin arzusu olan parçalanmışlığı gidermelidirler. Kürtlerin birliğini istemeyen bir güç tüm Kürtlere karşıdır. Kürtlerin güç olmasını istememektedir. Bu nedenle PKK’ye karşı olanlar KDP’nin ya da başka bir gücün dostu olamaz; onlara iyi niyetli yaklaşamaz. İlişkileri sadece Kürtleri birbirine karşı kullanma amaçlıdır. Kendi Kürt’ünü egemenlik altında tutup, kültürel soykırıma uğratmak isteyen bir güç hiçbir parçada Kürtlerin güç olmasını istemez. Güney’in de güç olmasını istemez. Zaten Güney Kürdistan federasyonunu tanımaları ABD’nin 5 Kasım 2007’de PKK’ye karşı sağladığı destek sonrası olmuştur. Bunu KDP de tüm dünya da bilmektedir.
Bugün AKP Hükümeti Rojava’da çeteleri neden destekliyor? Sadece PKK’ye karşı olduğunu düşünmek büyük bir gaflettir. KDP ya da başka bir güç böyle düşünüyorsa, bu büyük bir gaflettir. Bu nedenle Rojava’da bazı marjinal Kürt partilerin Türkiye’nin desteklediği çetelerle ortak hareket etmesi bir ihanettir. Türkiye Rojava’da bir statü oluşursa ben de kendi Kürt’üme statü vermek zorunda kalırım diye çetelere her türlü desteği vermektedir. Rojava’da Türkiye’nin tutumu Kürt politikasında bir değişikliği yaşamadığını göstermektedir. Salih Muslim ile görüşmeleri ise, tamamen oyalama ile Rojava’daki direnişi gevşetmeye yöneliktir. Çetelere verdiği desteği azaltmak bir yana, arttırması bu nedenledir.
Erdoğan’ın son konuşmasının bir bütün olarak tüm Kürtler tarafından değerlendirilmesi gerekir. Gerçek AKP dünkü konuşmadaki AKP’dir. Erdoğan’ın iyi yanı budur. Bazen yüzünü saklamadan konuşuyor. Özel savaş dilini, psikolojik savaş dilini bırakıyor; politikasını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Son konuşması da bunlardan biri olarak tarihteki yerini almıştır. Erdoğan’ın konuşmasının ulusal kongre ile ilgili bölümü de Kürtler arasındaki sorunlardan ileri gelmektedir. Kürtler arası birliğin olmadığı ve sorunların varolduğunu görerek bu tehditleri yapmaktadır. Kürtler arasında birlik olsaydı, Erdoğan bu cüreti gösteremezdi. Gösterse de kimse ciddiye almazdı.
Aslında şu anda Kürtler uluslararası alanda özgür ve demokratik yaşam hakkı konusunda bir meşruiyete kavuşmuşlardır. Kürtler birlik olsa ve tutumlarını ortaya koysalar hiçbir güç Kürtlerin birlik iradesi karşısında duramaz. Bırakalım birbirine güç vermesi, tarafsız kalıp sömürgeci güce destek vermezse, bu güçler Kürtler karşısında yine dayanamaz. Kaldı ki Kürtler birlik olup ortak irade ortaya koyduğunda bu irade karşısında sömürgeci güçlerin dayanması mümkün değildir. Bu durumda tüm sömürgeci güçler Kürtlerle anlaşmak zorunda kalacaktır. Ya Kürtlere karşı yürüttükleri sonuç alamayacakları bir savaş içinde tükenecekler ya da Kürtlerle bir uzlaşma yolunu bulacaklardır. Zaten ulusal kongreden de bu nedenle ürküyorlar. Ulusal kongre sömürgeci güçlerin Kürtler üzerindeki tasarrufunun son bulması ve Kürtler karşısında inisiyatif kaybetmeleri anlamına gelecektir.
Kürt Özgürlük Hareketi Hewlêr’de bir konferansın olmasına güç vererek aslında KDP’yi de bulunduğu sıkışıklıktan ve çıkmazdan kurtarmaya çalışıyor. İradeli bir güç olmasını sağlıyor. Bu konferanstan sadece tüm Kürtler değil, en fazla da KDP kazançlı çıkacaktır. Bu açıdan hiçbir baskı bu tarihi fırsatı kaçırmaya yol açmamalıdır. Aksine ulusal kongre ile bu tür baskıları var eden zemine son verilmelidir.
Hazırlık Komitesi’nin açıkladığı gibi bu konferans hiçbir ülke ve halka karşı değildir. Aksine Kürtlerin demokratik ilişkisi, halklarla kardeşlik içinde yaşama arzusu demokratik Ortadoğu’yu ve sorunların barışçıl çözümünü sağlatacaktır. Böylece dış güçlerin de bölgeye müdahalesine son verilmiş olacaktır.
Bu tarihi fırsat kaçırılmamalıdır