Artık seçimlerin eşiğine geldik. Çözüm süreci ne alemde?

Öcalan, “adım atılmazsa, süreç yürümez” demekte.
Hükümet “adım” atacak mı? Ne zaman? Zaman kaldı mı?
Buyurun size bir “kahraman Türk paraşütçü” fıkrası:
Komutan paraşütçü Memet’e “marifet paraşütü mümkün olduğunca geç açmaktır; düşman seni havada asılıyken kolayca avlar, korkup da hemen açtın mı yandığının resmidir.”
Ve paraşütçü uçaktan atlar. Yükseklik ölçerden, kendisiyle yer arasındaki mesafeyi sürekli görmektedir. “Henüz bin metre var, erkendir” der kendi kendine. O bunu derken, mesafe beş yüz metreye inmiştir. “Daha çok var” diye mırıldanır. O mırıldanırken, yere elli metre kalmıştır. “Ohooo, bir futbol sahasının yarısı kadar yahu” diye içinden geçirir. Sonra bakar ki, topu topu bir metre kalmıştır: “Açmaya gerek kalmadı, nasılsa geldik” cümlesi havada yarım olarak asılı kalır.
Bizim durumumuz paraşütçüye benzemiyor mu?
Hükümet ha adım attı, ha atacak, derken bakmışsınız seçim gelmiş çatmış…
Bir de seçimlere katılma işlerini karma karışık hale getirip, birkaç belediyeyi de AKP’ye kaptırdığınızı düşünelim…
Seçimden sonra ne olur?
Bunu anlamak için, AKP’nin çözümden “dönüş” yollarını kapatıp kapatmadığına bakmak iyi olur.
Örneğin seçim barajı meselesinin doğrudan “çözüm”le ilgisi yoktur. Ama yüzde on barajını kaldırmak, çözüm sürecinden “dönüş” yolunun kapatıldığına dair güçlü bir işarettir. Çünkü AKP barajı deyin ki yüzde beşe indirdikten sonra bir daha dönemez. Barajı yeniden yüzde ona çıkaramaz. Bunu yapanın feleğini şaşırtırlar. Şaşırtırlar ama, AKP “dönüş” yolunu tıkamıyor.
Evet, şu anda yeni kitlesel KCK tutuklamaları yapılmıyor. Şimdi AKP, tutuklu binlerce BDP’linin serbest bırakılmasını sağlasa ne olur? “Dönüş” yolunu tıkamış olur. Çünkü bunu yaptıktan sonra, yeniden kitlesel tutuklamalara gidemez. Tutukluların “çözüm”le ilgisi çok dolaylıdır. Ama çözüm sürecinden “dönüş” yolunu tıkamak bakımından önemlidir.
Terörle Mücadele Kanunu’ndan tutun da daha nice konuda benzer örnekler verilebilir.
Ama en önemli örnek şudur: AKP artık sabahtan akşama kadar “Kürt” sözcüğünü tekrarlıyor. Ama aynı AKP, Kürt “sözcüğünü” kullanmaktan vazgeçme yolunu da açık tutuyor. Nasıl mı? Şöyle: Şu ana kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir resmi kanununda, yönetmeliğinde, bağlayıcı hiçbir metninde Kürtlerin varlığı tek bir satırla bile kabul edilmemiştir. “Kürtçe” kelimesi bile resmen hiçbir yerde kullanılmamıştır. “Kürt vardır” lafı, AKP’nin ağzında sadece bir “laftır”. Yarın hiç kullanmayabilir, bir süre sonra da “Kürt var” demeyi cezalandırabilir.
Şu sıralarda Neçirvan Barzani Türkiye’de… Kimi temsil ediyor, Barzani? Irak Federe Kürdistan Yönetimini… AKP Neçirvan Barzani’nin temsil ettiği yer hakkında ne diyor? “Kuzey Irak Bölge yönetimi…” Yani AKP Güney Kürdistan’ı resmen tanımıyor ve böylece Güney’e karşı eski “düşmanlık” siyasetine “dönüş” yolunu açık tutuyor.
Sizce AKP, İmralı’da Öcalan’la görüşürken, PKK Önderinin tüzel kişiliğini tanımış olmuyor mu? Fiilen öyle. Ama resmen? Resmen tanımıyor. Hükümetin Öcalan’la görüşme yapmadığını söylemeye devam ediyor. Görüşmeyi MİT’in yaptığını söylüyor. Neden acaba? Şundan: Yarın “biz Öcalan’la müzakere yapmadık, gizli polisimiz, istihbarat ajanlarımız onu sorguladı“ diyebilmek için… Öcalan’la görüşenler ne kadar güven verir olurlarsa olsunlar, Hükümet güven vermemektedir.
Oslo görüşmeleriyle ilgili yayınlanan tutanaklar, bilindiği gibi gerçek konuşmaları yansıtıyordu. Yansıtıyordu ama, altında Türk devletinin imzası yoktu. Olmadığı için ne oldu? Hiçbir bağlayıcılığı olmayan o konuşmalarda varılan tüm mutabakat noktaları, bir gün içinde buharlaştı…
“Ama Başbakan Şırnak Hava Alanına Şerafettin Elçi ismini verdi…
İyi de, o havaalanının yarın, işler değişirse, Askeri uçaklar için kullanılmayacağını kim söyledi?
Velhasıl durum şu: AKP Hükümeti, evet “müzakere masasına” oturdu. Ama öyle bir iğreti oturuş ki bu, şu ana kadar kendisini bağlayacak, çözüm sürecinden “dönüş” yollarını tıkayacak tek bir adım atmadı, tek bir belge vermedi, hiçbir yere imza atmadı…
Bırakalım çözümü… AKP şu ana kadar, resmen, yasa ve anayasa çerçevesi içinde Kürtlerin Kürt kimliğinin ve Kürt dilinin varlığını bile kabul etmiş değildir.
Ne yapmalı? Şu anda AKP’nin müzakere masasında kabul ettiği “çözüm sürecini” halkın arasında maddi bir güce çevirmeli. Bunu öyle yapmalı ki, AKP çözüm sürecinden “dönmeye” kalktığı zaman, siyaset dünyası onun başına yıkılsın…
Her kim AKP’nin başındaki kişiyi, “gemilerini yakan” Tarık Bin Ziyad sanır, o kimse aldanır…