Malumunuz bu ülkede elinizi sallasanız aydına, sanatçıya çarpar da şöyle en hasından, hakikatlisinden entelektüel bulmak epey zordur. Misal bir dönemin Marksizmi hatmetmiş, sağ ve sol cenahta çekingen bir hürmetle karşılanmış olsa da eserlerinin kıymeti hiçbir dönem en ufak bir irtifa kaybetmemiş Cemil Meriç, entelektüelin tarifini yaparken; hiçbir zümrenin emir kulu değildir, gerçek entelektüel bir devrin şuuru olmak zorundadır, bütün hakikatleri yoklamalı, bütün yalanların maskesini yırtmalı, kalabalığa doğruyu göstermeli, her düşünceye saygılı olmalı, tarafsız olmalı, vuzuhu fethe çalışmalıdır. Gerçek entelektüel, ülkesinin bütününü, bütün ülkelere karşı müdafaa edecek, sınıflar üstü hakikatleri araştıracaktır. Gerçek entelektüel, dürüst olacak, çok okuyacak, çok düşünecektir der. Bu sözlerin neşredildiği günlerden şimdiki zamana bakacak olsa, 38 yaşında kaybettiği gözlerinin görmediğine şükreder miydi, orası meçhul.

Yine mız mızlanmak saymazsanız eğer, bu ülkede yaşamanın ne manaya geldiğini, memlekette az sayıda kalan entelektüellerin başına neler geldiğini sadece geçtiğimiz haftayı şöyle yüzden anlatarak geçeyim: Hayatını hak ihlallerine, barış umuduna adayan, sittin senedir işkenceye uğrayanların, Cizre’de katliamda yananların raporunu tutan, ülke sınırlarından taşarak Bahreyn’e kaçak giren, gizlice otopsi yaparak sıradan bir ölüm diye geçiştirilen bir vakayı işkence görmüştür tespitiyle ortaya çıkaran, adli tıp uzmanı ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Şebnem Korur Fincancı hapishanede, hatta tecritte. Peki suçu ne? Özgür Gündem’e nöbetçi yayın yönetmeni olmak. Erol Önderoğlu deseniz, gazeteciliğin sınır tanımayan bir meslek olduğunu çok önceden idrak etmiş ve nerede bir ihlal varsa orda olmayı boynunun borcu bilmiş erdemli bir adam, Ahmet Nesin’e gelince soyadı bile yeter içeri tıkılması için. Ezcümle Özgür Gündem’e, Kürtlere bulaşan, Kürtlerle dayanışmaya kalkan yanar demek istiyorlar.

Onların öfkesi dinmeden haydi Yıldırım Türker, Tuğrul Eryılmaz, Faruk Balıkçı ve Veysel Altay da şu sıralarda savcıya ifade veriyorlar. Onların da “Suçları” aynı. Ne demişti Cemil Meriç usta, entelektüel bütün yalanların maskesini yırtmalı öyle mi? Hangi maskeyi yırtacağız da hangi yalanı gün yüzüne çıkaracağız artık gerçekten şaşırmış vaziyetteyiz. Tam bir cinnet vatan burası. Lakin şikayet etme lüksümüz bile yok, çünkü Şebnem Hoca içerden mektuplar gönderiyor. Tecritteki yerini ölçüp biçip uluslararası nizama uygun olmadığından, ranzalar arasındaki mesafenin kısalığından, yere pis bir battaniye atıp  yerde yatmanın bel hastalığına iyi geldiğinden dem vuruyor ve “Kendi adıma bu tutuklamanın saçmalığını bir yana bıraktığımızda, cezaevine girmekten çok hoşnutum. Öğrenmek her zaman çok heyecanlandırmıştır beni, heyecanla öğreniyorum” diyor. Onun mektubu ve Barış Bloku’nun yaptığı “Arkadaşlarımızın ellerine vurulan kelepçeler bizlerin ellerini birleştirdi” açıklaması biraz olsun içimize su serpiyor. Muktedirlerin dayanışmanın belini kırmak, boynunu bükmek için yaptığı tüm sistematik tutuklamalar ve susturmalara karşı direnen, inat eden, umut eden insanlar var. Dün de vardı, bugün de!

Meriç’in “devrin şuuru olmaktan” kastettiği şeyle, gördüklerimiz karşısında şuur kaybına uğramak arasındaki tel iyice inceldi oysa. Nasıl olmasın ki, Cizre’de ormanlar, evler, hayvanlar cayır cayır yanarken, bütün bu dehşet manzarasını seyretmek insanda akıl mı bırakır? 

Gelmiş geçmiş bütün iktidarların ama en azılısından bugünkü muktedirlerin yapmaya çalıştığı şey çok açık. Kendisinden olmayan her şeyi ve herkesi yok etmek! Etnik ya da cinsel fark etmez, kendi kimliğini savunarak ortaya çıkan herkesin başını istiyor baştaki faşist! Gözü dönmüş bir seri katil olarak, elindeki kan hiç çıkmasın, vatan şehit kanıyla yıkansın, geyler, Kürtler, ateistler, Ermeniler herkes ölsün. Bir tek o ve tebaası yaşasın. Ama bütün bu öldürme güdüsü ve hırsının içinde çok aleni olarak beliren tek şey affınıza sığınarak söylüyorum; g.t korkusu… Yoksa Kayseri’deki bir imamın kıçına salatalık sokması, niye meslekten men’le cezalandırılsın ki, niye geyler, translar, lezbiyenler girdikleri her sokakta gaza boğulsun, eli sopalı adamlara polis gözetiminde teslim edilsin ki! Bütün kurumlar o kadar faşistin emrindeki ki; bu vakayı haber yapan, bu haberi sızdıran, hasta hakları vs gibi bütün etik kuralları çiğneyenlere, size ne lan diyecek bir Allah’ın kulu bile çıkmıyor!

Yine de boyun eğmemek üzerine canını dişine takmış insanların yüzü suyu hürmetine yaşadığımızdan eminim. İster komşu kapısı yaptığımız adliye koridorlarında sabahlayalım, istersek yaşam hakkı mücadelesi verenlerin yanında olmak için gaza boğulalım, düşer düşer yine kalkarız. Çünkü bu ülkede “hiçbir zümrenin emir kulu olmayan” insanlar hala var ve ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar o kelepçeler ellerimizi birbirinden ayıramayacak. Nokta!