BDP, Türkiye Cumhuriyeti’n yasalarına göre, AKP, CHP, MHP ve diğer partiler gibi kurulmuş siyasi bir partidir. Miting, yürüyüş, toplantı ve basın açıklamasını yapmak anayasal ve yasal bir haktır. Yazılı yasalarda bunu okuyoruz. Yasa maddelerin satır aralarında Kürt seçmenini temsil eden BDP’si bu haklardan mahrumdur(!) ibaresini göremiyoruz. Sizler görüyor musunuz?
BDP’si bu hakkını kullanmak için Amed’de (Diyarbakır) bir miting tertipledi. Bu mitingi yapmak için ne başbakandan ve ne de valilikten izin alma gereği yoktu. Valilik, başbakandan aldığı şifai bir fetvayla, mitingi, yasal bir gerekçe olmaksızın yasakladı.
Buraya kadar yapılanlar, Kürtler söz konusu olunca, hükümetin yaptığı aynı şeyler. Yasaklar, inkarlar ve soruşturmalar. Örneğin: Her kes poşu boynuna dolar. Kürtler dolayınca, tutuklama gerekçesi olur. Farklı bir dili konuşan birisi ifadesini anadilinde vermek için tercüman tutulur, Kürtler olunca “böyle bir dil yoktur” denir. Öte yanda da, “Kürtçe, seçmeli ders olarak verilecek” denir. Bu çelişkiden kim ne anlarsa…
Konumuza dönersek, miting alanına gitmek için parti binasından milletvekillerin çıkışına bile mani olunur. Tazyikli su ve coplarla saldırılır. Ne için? Yasal demokratik haklarını kullanmamaları için.
Büyük bir katliam olacakmış gibi, onbinin üzerinde polis ve özel tim Amed’e yığdırılır. Tüm sokaklar panzerlerle tutulur. Miting alanına bırakılmaz. Gitmek isteyen halk coplarla dövülür. Hedef gözeterek gaz fişekleri sıkılır. Havada helikopterler polisleri yönlendirir. Yüzlerce halk meydan dayağıyla ulu orta dövülür ve göz altına alınır. Bu estirilen terör sadece Amed’de estirilmez. Şehre dışardan arabalarla mitinge gelmek istiyenlere mani olunur ve terörden nasibini alır.
Amed şehri polislerce çember içine alınır. Evden dışarı çıkanlar kıyasiye dövülür. Şehrin bir yağmalaması kalır. Camiye ve hareket halindeki her yere gaz bombası atılır…
Halk onurlarını ve haklarını korusun diye, milletvekillerini ve belediye başkanlarını seçer. AKP Hükümeti, Kürtlerin milletvekillerini ve belediye başkanlarını yaralamak ve tartaklamakla Kürt halkın onuruyla oynamıştır.
AKP Hükümetinin bu davranışın benzeri hiç bir ülkede olmadığı için, Türk güdümlü basını ve siyasi partileri hariç bu vahşeten herkes etkilenmiş, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKMP) Türkiye raportörü Jojette Durieu, ANF’ye bir açıklamada bulunmuş; “…Bizler sadece gözetleyen, denetleyen konumunda değiliz. Bizler aynı zamanda aktörüz bu bağlamda artık bu meselenin aşılması buna bir çözüm bulmamız gerekir” diye Avrupa Konseyi’ni göreve davet ediyor.
Raportör açıklamasında: “Biliniyor, savaşların bitimi, hep konuşma ve müzakereyi kapsar. Artı, çatışmalarda konuşma ve müzakereyi zaten daha önce düşman gördüğün ile yaparsın ve bu zaten ezelden beri hep böyle olmuştur. İhtilafları nihayetlendirmek için bir zamanlar tanımak dahi istemediğin ile müzakere yaparsın ki bu mesele siyasidir ve de tek çaresi, yolu yordamı ve yöntemi müzakere etmektir. Bu kiminle yapılacak, tabi ki şu an sahnede olanlar ile... benim yegane arzum budur ve bunun sonuca ulaşmasıdır” demiş.
BDP de, raportörün belirttiği gibi, bir barış ortamın oluşması için miting yapmak istiyordu.
Kürd halkı, AKP tarzında cevap vermediyse, ülkede bir iç savaşın tetikleyicisi olmak istemedikleri içindir. Ama bu da bir yere kadardır. Bardak dolunca, kendiliğinde etrafa dökülecektir. AKP içinde sağ duyulu insanlar varsa bu bardağın dolmasına olanak vermezler...
elbistanliali@fsmail.net
Bu vahşet ne zaman son bulacak?