AKP bugün dördüncü büyük kongresini yapıyor. Tüm siyaset kongreye kilitlenmiş durumda. AKP yöneticileri bu kongreyle kendilerini bir Ortadoğu partisi haline getirme çabasında. Oldukça şatafatlı bir kongre yapmaya çalışıyorlar. Bunun için her türlü masrafı göze alıyorlar. Ne de olsa mülke Süleyman olmuşlar!
Herkes pürdikkat Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kongrede ne söyleyeceğini bekliyor. “Hedef 2023” deniyor. Elbette bu satırları yazarken sonuçların ne olacağını bilemiyoruz. Fakat hem AKP’nin hem de bizzat Tayyip Erdoğan’ın bu kongreye tüm gücüyle hazırlandığını biliyoruz.
AKP gerçeğini iyi anlamak gerekiyor. AKP, büyük kongresini yapmadan tek başına iktidar olmuş bir parti. Yani daha parti olmadan iktidar olmuş bulunuyor. On yıldır tek başına iktidar gücünü elinde tutuyor. Bir on yıl daha gitmek istiyor. Peki bu gücü nerden, kimden alıyor?
Bir bakıma denilebilirki Tayyip Erdoğan ve arkadaşları koşulları iyi değerlendiren, boşlukları ve fırsatları iyi gören bir ekip. Uzun süre hazırlık yaptılar, beklediler ve koşullar olgunlaşınca da yürüdüler. Yürüyüşlerinde de gerçekten acımasızlar. Kendi iktidarları için söylemedikleri söz, yapmadıkları iş bırakmıyorlar. En yakınlarını bile acımasızca ezip geçiyorlar.
Bu yönüyle onları Sultan 2. Mahmut’a, Sultan Abdülhamit’e benzetenler oluyor. Yine Mustafa Kemal ve Turgut Özal kişiliklerinin çıkışlarıyla karşılaştırılıyor. Her bakımdan ne kadar benzerdirler bilemeyiz. Fakat fırsatları ve boşlukları değerlendirme ile yürüyüş tarzlarında belli ölçüde benzedikleri açık.
Ancak AKP olayını sadece bu tarzda ele alıp açıklamaya çalışmak yetersiz ve hatta yanlış olur. Kaldıki Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının bu kadar kültürel birikimleri de yok. Küçümsememek ve haklarını yememek lazım, ticareti ve ona benzeyen siyaseti iyi beceriyorlar. Toplumu da iyi tanıyıp analiz ediyorlar. Bu noktada deyim yerindeyse çekirdekten yetişmişler.
Bütün bunlar toplumsal öncelikleri görmelerini sağlıyor. Kendilerini topluma iyi yansıtmalarına yol açıyor. Hitapları ve demagojileri güçlü. Bir şeyi süsleyip püslemeyi iyi beceriyorlar. Gerektiğinde kabaydı, gerektiğinde mazlum rollerini iyi oynuyorlar.
Fakat her şey bu özellikler demek de değil. Bu kadar yüzeysel ve biçimci bir yaklaşımla bu sonuçları almak zor. Bu noktada küresel kapitalist hegemonyanın desteği ile iç koşulların uygunluğunu görmek lazım. Özellikle Kürt direnişinin yarattığı siyasal sonuçlardan çok ustaca yararlandılar. “Kürt direnişi onlara yaradı” bile denebilir.
Şunu iyi görelim: On yıllık demokratik direniş ile yirmi yıllık Kürt Özgürlük direnişinin yarattığı sonuçlar üzerine oturdular. 1970’li yıllarda devrimci-demokratik mücadele, 1980’li ve 1990’lı yıllarda da Kürt Özgürlük mücadelesi Osmanlı’dan kalan ve yarım cumhuriyet olarak şekillenen sistemi iyice yıprattı. Bu sistemin kurucusu ve temel direği olan orduyu başarısız kıldı. Sistemin sağlı-sollu siyasal partilerini CHP ve AP şahsında tükenişe götürdü.
Peki bütün bunların sonucu ne olacaktı ve de olmalıydı? Hiç kuşku yok ki, bir sol demokratik yönetimin işbaşına gelmesi olacaktı ve olmalıydı. Sol demokratik güçler kendi mücadelelerinin sonuçlarına sahip çıkamadıkları gibi, Kürt direnişinin yarattığı siyasal sonuçları da değerlendiremediler. Uluslararası komplo ile Kürt Özgürlük hareketi de ciddi bir kıskaç içine alınınca, hem büyük bir imkan hem de ciddi bir boşluk ortaya çıktı.
AKP işte bunları değerlendirdi ve de hala değerlendirmeye çalışıyor. Buna dayanarak on yıl iktidar oldu ve bir on yıl daha olmak istiyor. Dördüncü kongresini bunun için yeni bir başlangıç yapmaya çalışıyor.
Peki başarabilir mi? Kuşkusuz koşullara ve yaşanacak mücadelelere bağlı. AKP yüzeyselliği ve biçimciliği ile bu durumu başarmak zor görünüyor. Fakat boşluğu yaratan güçler dolduramazlarsa, o zaman bir dolduran mutlaka ortaya çıkar. Siyaset boşluk kabul etmiyor çünkü. Boşluğu dolduran AKP olur, bir başkası olur, fakat mutlaka birileri olur.
Geçen on yılda AKP genellikle başarılı bulunuyor. Ancak şunu görmek lazım: Başarılı olması zor da değildi. Çünkü, iktidar olabilmesi için ciddi bir boşluk ve imkan vardı. AKP de yüzeysel ama gösterişli yaklaşımlarıyla bunları çok iyi değerlendirdi. Bu temelde karşıt iktidar bloklarını gerileterek kendisini etkili hale getirdi. Ama artık bu tür yaklaşımlarla yürümek çok zor. Zordan da öteye imkansız gibi. AKP’nin karşıt iktidar bloklarını daha da geriletip kendi iktidarını sağlamlaştırarak on yıl daha götürebilmesi için, şimdiye kadarki yüzeysel yaklaşımları aşarak ülkenin temel sorunlarını çözmesi lazım. Örneğin demokratikleşme gibi, Kürt sorunu gibi.
Peki AKP bu sorunları çözebilecek mi? Demagoji ve geçiştirme yaklaşımlarını aşarak temel sorunların çözümüne yönelebilecek mi?
Dikkat edilirse dördüncü kongre öncesi hep bu konular gündeme geldi. O nedenle Tayyip Erdoğan ve AKP yöneticileri bu konularda açıklamalar yapmak zorunda kaldılar. Dördüncü kongrenin AKP için yeni bir başlangıç olabilmesinin bu sorunları çözebilmesine bağlı olduğu ortaya çıktı.
Gerçek açığa çıktı da, AKP yaklaşımları buna uygun oldu mu? Ne yazık, böyle olmadığı görülüyor. AKP, bundan sonrayı da şimdiye kadarki yaklaşım ve yöntemlerle götürmeyi hesaplıyor. Örneğin, demokratikleşmeye ilişkin hiçbir yeni düşüncesi yok. Bu konuda sona ulaşılmış tutumunda. 12 Haziran 2011 seçimi ardından bir yıl içinde “Yeni Demokratik Anayasa” sözü verdi. Bir yıl çoktan geçmesine rağmen, ortada böyle bir anayasa yok. Dehası Başbakan Tayyip Erdoğan, “Bir partiyle anlaşır, kendi istediğimiz anayasayı yaparız” diyor.
AKP, içindeki erimeyi başka partilerin artıklarını kendine katarak engellemeye çalışıyor. Numan Kurtulmuş ve Süleyman Soylu’ya bu kadar sarılması bunu gösteriyor. Bu o kadar ileri gidiyor ki, birçok çevre tarafından “Numan Kurtulmuş’un Saadet Partisi içine yerleştirilmiş AKP ajanı olduğu” söyleniyor.
Kürt sorununa gelince, diğer sorunlarda olduğu gibi bu sorunda da AKP zikzaklar çizmeye devam ediyor. Kısa süre önceye kadar “Kürt sorunu bitmiştir” diyordu, şimdi “Sorunun çözümü için yeni görüşmeler”den söz ediyor. Şimdiye kadar “PKK’yi yok etmek”ten söz ediyordu, şimdi “Gerekirse İmralı ve Kandil’le görüşülür” diyor. Şimdiye kadar “Terörle mücadele siyasetle müzakere” diyordu, şimdi tam tersini söylüyor. Bunlar kongre öncesi Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaptığı açıklamalardır. Kongrede ne söyleyeceğini elbette bilemiyoruz. Ancak herkes bu açıklamaları kongre mesajları olarak algılıyor. Dolayısıyla farklı şeyler söyleyeceği sanılmıyor.
Kuşkusuz AKP’nin, Kürt direnişine yönelik “Şiddetle yok edeceğiz” tutumundan “Görüşmeler olabilir” tutumuna gelmiş olması iyi. Fakat bunun sonuç verebilmesi için, tutarlı ve çözümleyici bir yaklaşım gerekli. Kürt sorunu öyle yüzeysel ve faydacı yaklaşımlarla çözülemez. Eğer AKP gerçekten görüşmelerle Kürt sorununu çözmek istiyorsa, her şeyden önce üslubunu ve tutumunu kökten değiştirmek durumundadır. Bir de ortaya sorunu kabul eden ve çözümü içeren programını koymalıdır.
Fakat halihazırda AKP yaklaşımlarında bu yoktur. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan’ın son açıklamaları herkes tarafından kuşku ve ince bir tebessümle karşılanmıştır. Kısaca dördüncü kongrede “Dağ fare doğuracak” gibi görünüyor!