Başbakan Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu “Filistin edebiyatını” sürdürmeye devam etsinler!..
Psikolojik savaş uzmanları ortada hiçbir şey yokken sanki görüşmeler oluyor ve Kürt sorunu çözülüyormuş gibi bir havayı topluma pompalamayı sürdürsünler!..
Tüm bunlara rağmen ve bunların gölgesinde AKP zulmü artarak devam ediyor. Kış gelmiş olmasına rağmen yaşanan çatışmalı ortamda bir azalma yok. Her gün neredeyse beş-on gencin kanı akıyor. AKP Hükümeti ise, sanki akan bu kanı durdurmakla sorumlu iktidar değilmiş gibi davranıyor. Sokakta halk üzerinde, özellikle Kürtler üzerinde polis terörü artarak sürüyor. Kürtlerin adeta öldürülen çocuklarının cenazelerine sahip çıkması bile yasaklanmak isteniyor. Bir açıklama veya protesto için sokağa çıkan insanlara dönük polisin copu ve gazı hazır. Kürt halkına karşı tam bir pasifikasyon harekatı yürütülüyor.
Kürt demokratik siyaseti üzerindeki baskı ve tutuklamalar sürüyor. Her gece evler basılıyor, onlarca insan gözaltına alınıp tutuklanıyor. Öyle ki, AKP Kürtlere dönük sürek avında en küçük bir gerileme belirtisi göstermiyor.
12 Eylül’den itibaren yüzlerce insan atmışsekiz gün süren büyük bir açlık grevi yürüttü. Zindanlardaki özgürlük tutsaklarının eylemi durdurmaları için Başbakan dahil tüm yöneticiler tarafından çağrı yapılmış olmasına rağmen, şimdi atmışsekiz gün aç kalmış insanlara hastaneler bakmıyor, gereken tedaviler uygulanmıyor.
Toplum aç, işsiz ve yoksul. Bir de çatışma ve polis terörünün baskısı biniyor bunun üzerine. Sonuçta insanlar feryat ediyor. Sokaklarda Kürt analarının ve emekçilerin öfkeli ve tepkili yüzleri yansıyor kameralara. BDP’nin Diyarbakır il başkanı, AKP Hükümetinin bu yaptıklarını “Zulüm” olarak tanımlıyor ve onurlu herkesi zulme karşı direnişe çağırıyor.
AKP zulmü devlet sınırları içinde de kalmıyor, artık sınırların dışına taşıyor. AKP’nin beslediği silahlı çeteler sınırın öte yüzünde Suriye Kürtleri üzerinde vahşi bir katliam yürütüyor. Sivil Kürt insanına uygulanan bu katliamların insanlık dışı gerçeği TV ekranlarına yansıdıkça insan AKP gerçeğini daha iyi anlıyor.
Kürtlere ve onların şahsında tüm insanlığa karşı vahşi zulüm uygulamalarını artırdıkça, AKP Hükümeti “Filistin edebiyatına” daha çok sarılıyor. İsrail zulmünden, Filistinli çocukların katledildiğinden daha çok söz ediyor. Gören de sanır AKP barış güvercini! Halbuki Kürtlere yönelik en yırtıcı yaratıktan daha çok saldırgan ve eli kanlı.
AKP’nin Kürtler üzerindeki zulmü, daha doğrusu “Kürt düşmanlığı” bunlarla da sınırlı kalmıyor. İşin bir de siyasi-diplomatik boyutu var. Hükümetin bücür bakanı Ahmet Davutoğlu devlet devlet dolaşarak hiçbir devletin PKK ile ilişki kurmasına fırsat ve izin vermemeye çalışıyor.
Açığa çıktı ki, Suriye muhaliflerinin Katar’da yaptığı son toplantının temel konusu da PKK imiş! Ahmet Davutoğlu’nun niçin Suriye muhalefetinin başkanı gibi hareket ettiği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Davutoğlu’nun öngördüğü yeni Suriye’de PKK “Terör örgütü” sayılıp, tüm PKK’liler Suriye’den çıkarılacakmış!
Peki nasıl olacak bu? Ya Suriyeli Kürtler PKK’li olurlarsa ne olacak? Nitekim birçok basın organına göre, Suriye Kürtlerinin yüzde seksenden fazlası PKK’yi destekliyormuş. Peki bu durumda Katar kararı nasıl uygulanacak? Yoksa tüm Kürtler Suriye’den dışarı sürgün mü edilecek? Ya da şimdi olduğu gibi AKP çeteleri sivil halk üzerinde sürekli katliam mı uygulayacak?
Mevcut Kürt düşmanlığı AKP’yi bölgede çok tehlikeli savaşları kabul eder hale getiriyor. Kürt karşıtı politikaları nedeniyle bölgede herkese düşman oldu. Şimdi bu düşmanlık içinde kendini koruyabilmek için NATO’nun patriotlarına muhtaç hale gedi.
AKP’li yöneticiler diyorlar ki, patriot füzeleri savunma amaçlıdır! Peki kim saldıracak ki sen savunma yapacaksın? Saldırı tehlikesi olmasa savunmaya ihtiyaç olmaz. Birilerine düşman oldun ve ondan saldırı bekliyorsun ki, patriot füzeleriyle kendini savunmaya ihtiyaç duyuyorsun! Kaldıki biz patriot füzelerini ABD-Irak savaşından tanıyoruz. Hem de 1991 savaşından. O zaman hiç de savunma silahı değildi. ABD yönetimi tarafından Saddam yönetimine karşı yürütülen saldırıların maskotu olmuştu. Dolayısıyla şimdi de saldırı amaçlı kullanılmayacağının hiçbir garantisi yoktur.
Yine de biz, AKP yönetimi tarafından patriotların savunma amaçlı getirilmek istendiğini farzedelim. Aslında Suriye’ye yönelik saldırı amaçlı olduğu çok açık. Eğer böyle değil de savunma amaçlıysa, o zaman her halde İran’dan gelebilecek olası saldırı karşısında patriotlar AKP’yi savunacak!
Demekki NATO’dan patriot istenirken, en azından İran’dan saldırı beklenmektedir. Herhangi bir saldırı olmadan İran durup dururken saldırmayacağına göre, o halde birileri İran’a saldıracak ki İran da misilleme olarak Türkiye’ye saldırsın! Böylece durum aydınlanmış oluyor. Patriotlar gösteriyor ki, ABD ve İsrail İran’a saldırıya karar vermiş durumda. Bunun hazırlığını saldırı güçleri çerçevesinde yaptığı gibi, savunma çerçevesinde de yapıyor. Formül şöyle: ABD-İsrail İran’ı teknik güçle vuracak! İran da misilleme olarak Türkiye’yi vuracak! Bu durumda NATO patriotları İran saldırılarına karşı Türkiye’yi savunacak!
Açığa çıkıyor ki, ABD-İsrail bu kararı vermiş! Yine açığa çıkıyor ki, AKP de bu kararı kabul etmiş! Yani İran’ın vurulması konusunda ABD ve İsrail ile anlaşmış! Hani İsrail ile savaş halindeydi? Demekki hepsi yalan. İsrail düşmanlığı da, Filistin dostluğu da yalanmış!
AKP iktidarını savunmak için NATO’nun patriot getirmesi, AKP’nin İsrail ve ABD ile anlaştığını gösteriyor. Hem Suriye hem de İran’a karşı savaş anlaşması bu. Patriot olayı Katar toplantı kararlarıyla birleştirildiğinde ise ortaya şu çıkıyor: Suriye’yi ele geçirme konusunda AKP ile İsrail anlaşmış bulunuyor.
Bunun ülkemizi tehlikeli ilişki ve çatışma içine soktuğu açık. Peki içerde halka karşı zulüm uygulayan ve dışarda toplumu tehlikeli bir bölgesel savaş içine sokan AKP nasıl iktidarda kalıyor? Bunun cevabını da anamuhalefet CHP’ye bakarak vermek lazım.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na göre, herkesin anadilini öğrenmesi bir temel hakmış ve bunu mutlaka yapmalıymış. Ama öğrenmesi yetermiş, kullanmamalıymış! Bu kadar mantıksızlık olur mu? Ama CHP’de her şey olur. Anadili öğren, ama kullanma; anadilde eğitim yapma, kendini yaşatma! Kemal Kılıçdaroğlu işte bunu söylüyor.
Ne diyelim? Buna “Mantıksızdır” demek lazım. Çünkü bu çok bilinçli söyleniyor ve faşist-milliyetçi bir zihniyetin sonucu oluyor. O halde anamuhalefet böyle olursa, AKP niye iktidarda kalmasın?!..