Kutlama, şenlik ve aile ziyaretleri, ezilen toplumlarda toplumsallığını koruma duygusundan kaynaklanıyor.
Kürtler halayı, kutlamayı seven bir halk. Ancak Şengal’de bir kez daha gördüm ki orijinal Kürtler gerçekten de Êzîdîlermiş. Niye mi? Burada yılın hemen hemen yarısı bayram kutlamasıyla geçiyor. Êzîdîlerin genel olarak kutladığı 6 bayram var; Rojên Êzî, Haci, Çarşema Sor, Xidir Îlyas, Çile Havînê, Çile Zivistanê, Şevberat bayramları. Bunların dışında bazı aşiretlere has bayramlar da var tabii. Çêlkî aşiretinin ve pirlerin kutladığı Batismiyê, Ciwana aşiretinin kutladığı Milmilav bayramı gibi. Sêşems orucu var, o da yanlızca Şemsanî şeyhlerinin bayramı.
Ayrıca Şengal Dağı yamacında bulunan ve Êzîdî büyüklerine yani Kürtçe Xudan denilen kişilere atfen yapılan kubbeler var. Tam olarak sayısını bilmemekle birlikte yaklaşık 20 kubbe var. Yılda bir kez büyük Haci bayramından önce her hafta bir kubbenin cimehîsi, yani kutlaması yapılır. Bu kutlamalarda her kubbeye asılan peri denilen bezler yıkanır ve kaval, def eşliğinde kewiller okunur. Yani her kubbenin cımehisi de bir bayram havasında kutlanır.
Bugün de Çilê Zivistanê bayramı. Bu bayram kışın en zor 40 gününün sonunda kutlanıyor. Bu, zor günlerin geçtiği ve baharın geleceğinin müjdelemesinden dolayı önemli. Bu bayramdan önce Çilegir denilen, dünya zevklerinden elini ayağını çeken kişiler kırk gün oruç tutarlar. İnzivaya çekilen ve daha çok uhrevi konularda yoğunlaşan bu kişilerin oruçları bildiğimiz sabah aç kalıp akşam tıka basa yemek yenilen oruçlar gibi değil. Güneş battıktan sonra sade ve basit yemeklerle iftar açarlar ve abartılı tüm şeylerden kaçınırlar. Yazın en sıcak kırk günü ve kışın en soğuk kırk günü oruç tutarlar.
Yani yılda 80 gün, bir de 3 gün Êzî bayramı için oruç tutarlar. Onunun dışında da irili ufaklı bir sürü oruç günü var.
Bir kere Çilegir olan kişi 20 yıl boyunca bu orucu aralıksız tutmak zorundadır. Ve genelde bu kişiler kutsal sayılan siyah keçi yününden örülen bir hırka giyerler. Tabii Çilegir olmak herkesin göze alabileceği bir iş değil. Bu yola girmenin yükü ağır ve özellikle bugünlerde daha çok Faqir denilen Êzîdî tabakası içinde bu kişilere rastlanır. Ama bu sürecin sonundaki bayramı tüm Êzîdîler kutlar. Bahsedilen bu orucu sadece kendini adayanlar tutar ancak tüm Êzîdîlerin ortak tuttukları, 3 günlük Rojên Êzî oruçları vardır.
Bazı bayramlar kimi aşiretlere has olsa da diğer komşular da kutlamak amacıyla birbirlerinin ziyaretine giderler. Anlayacağınız burada yılın yarısı burada bayram kutlamalarıyla geçiyor.
Bayramlar doğa olaylarına verilen anlam üzerinden yapılan ritüellerdir aslında. Ama diğer bir yanı da toplumsallığını koruma, ilişkilerini güçlendirme ve dağılmayı önleme üzerinden yapılır. Özellikle Êzîdîler gibi egemen dinler tarafından sürekli dışlanan ve fiziki, manevi ve ideolojik kırımla yüzyüze olan topluluklarda kendini koruma güdüsü daha güçlüdür. Bunun için de dışa kapalı, kendi içinde kurallarında sert ve sıkı sıkıya bağlı bir durum yaşanabiliyor.
Karşılaştıkları fermanlara karşı toplumsallığını korumak için bir öz savunma güdüsüyle gelişen bayram ve kutlamalar çok anlamlıdır. Ama keşke bu koruma güdüsünü fiziki olarak varlığını korumak için öz örgütlülük için geliştirselerdi de bugün binlerce kadın ve çocuk bu kadar acıyı yaşamasaydı.