Türkiye'de son zamanlarda yaşanan çatışmalar ve bunun ortaya çıkardığı tartışmalar tamamen Kürt sorunuyla ilgilidir. Kürt sorununun neden çözülmediği de bellidir. Hala inkar ve imha zihniyeti sürmektedir. Kürtlerin varlığı anayasal ve yasal normlar haline gelmediği ve Kürtlerin kendi kendini yönetmesini ifade eden yerel demokrasi kabul edilmediği için sorun çözülmüyor. 1993 yılından bu yana PKK defalarca yıllarca süren tek taraflı ateşkes ve çatışmasızlık gerçekleştirdiği halde sorun çözülememiştir. Kürt sorununu çözmeyen bazı yumuşamalar ve göstermelik adımlarla çözüm beklentisi yaratılmış ama sorunun çözümü için ciddi adımlar atılmamıştır. Kuşkusuz bu fırsatları değerlendirmeyen AKP Hükümeti olmuştur; hem de toplumun yüzde 70’i "Bu sorun hemen çözülsün" düşüncesinde olduğu halde!

Kürt sorununu bu devlet yarattığı gibi, bu sorunu çözmesi gerekenler de bu devlet ve hükümetlerdir. Ya da Kürtlerin yok sayılan hakları tanınacak ve kendi kendilerini yönetmesi önündeki engeller kaldırılacaktır. Türk devleti sorunu çözmediği gibi, Kürtlerin her itirazında bastırma yolunu denemiştir. Şimdi de bunu yapmaktadırlar. 

Kürt sorunu nasıl çözülür, bunun ortaya konulması; bu konuda neden adım atılmadığının sorgulanması ve irdelenmesi gerekir. Son üç yıldır çatışmasızlık vardı, neden Kürt sorunu çözülmedi? Dolmabahçe’de sorunun çözümü için bir adım atıldı, Erdoğan neden bu adımı yok saydı? AKP seçimleri kazanmak için toplumun beklentilerini sömürdü ama çözüm için adım atmadı. Bu nedenle Türkiye halkı şimdi "Çözüm süreci dedin, çözüm beklentisi yarattın, neden bu sorunu çözmedin" diye sorguluyor ve AKP’den hesap soruyor. Özcesi, "Çözüm süreci diyerek bizi oyaladın, aldattın" diyorlar. İşte AKP'nin yaptığı en büyük kötülük budur. Türkiye halkını çözüm süreci ve çözüm konusunda güvensiz hale getirmesidir. 

MHP gibi partiler de halkın bu tepkilerinden yararlanmaya çalışıyor. "Çözüm süreci dedin, ortaya bu sorun çıktı" diyorlar. Kuşkusuz bu yönlü propagandaya zemin sunan AKP politikalarıdır. Çünkü çözüm süreci deyip sorunu çözmemiştir. Çözümsüzlük ve çatışmalar ortaya çıktığı için Türkiye halkı hayal kırıklığına uğramıştır. Bu nedenle asker cenazelerinde haklı olarak AKP hükümetine tepkiler yükselmektedir. Biz de birçok yazımızda halkın bu duruma tepki duyacağını ve hesap soracağını söylemiştik. AKP'nin 7 Haziran’da Kürdistan'da bitme noktasına gelmesinin nedeni buydu. Şimdi Türkiye'nin batısında da, diğer bölgelerinde de AKP hükümetinin bu oyalayan ama çözmeyen politikasına tepkiler yükselmektedir. 

Kuşkusuz bu durumdan çıkarılması gereken en önemli sonuç, Kürt sorununun ve çözümünün oyalanmayacak kadar ciddi bir sorun olduğu konusudur. Kürt sorunu, beklenti yaratıp çözmeme gibi riskli politika izlenecek bir konu değildir. Bu sorun bastırmayla da ortadan kaldırılamayacağına göre, o zaman AKP gibi aldatan ve oyalayan değil de bu sorunu gerçekten çözecek siyasi bir aktöre ve iradeye ihtiyaç vardır. AKP'nin ortaya çıkardığı bu dorumdan sonra sorgulanması ve cevap verilmesi gereken konu budur. Yani sorunu çözecek ciddi bir aktör ve gerçek bir çözüm süreci! 

AKP'nin bu durumu ortaya çıkaran karakteri sorgulanmadan Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi konusunda sağlıklı ve sonuç alıcı bir süreç ortaya çıkarılamaz. 

Hiç kimse Türk devleti ve AKP sorunu çözmeyip bastırma politikası izlediği zaman PKK'nin bu politikaya boyun eğeceğini düşünmemelidir. PKK bu politikalara direnir. PKK çözümsüzlüğe de çözüm adı altında çözümsüzlüğü sürdüren politikalara da karşı çıkar ve direnir. Çözüme hizmet etmeyen, sorunları çürütmeye bırakan sahte barış söylemlerine de itibar etmez. Bunun herkes tarafından anlaşılması lazım. PKK ve Kürt Halk Önderi ellerinden gelen her şeyi yapmıştır. Şimdiye kadar on defa ateşkes ilan edilmiş ve çözüm için sabırlı davranılmıştır. Kürt Halk Önderi'nin çabalarını herkes takdir etmiştir. Ancak Önder Apo'nun bu çabalarına saygı duyulmamış, doğru bir cevap verilmemiştir. Sonunda bu Önderlik "Ben yapacağımı yaptım, siz gerekeni yapmadınız; benim yapacağım başka bir şey yok" demiştir. Şimdi bu Önderlik haklı değil midir? Bu Önderlik tabii ki çözüm için sabırlı ve makul davranır ama kendisinin araçsallaştırılmasını ve bir oyalama aktörü olarak kullanılmasını kabul edemez. Zaten şu anda görüştürülmemesinin nedeni budur. 

AKP şimdi demagoji yapıyor ve gerçekleri saptırıyor. PKK üzerine düşeni fazlasıyla yapmış, son olarak da üç yıldır çatışmasızlık sağlamıştır. Bir amaç için mücadele eden gerilla gücünden başka ne beklenebilir? Kürt sorunu çözülmediği müddetçe konumunu ve rolünü koruyacaktır. Hiçbir çözüm projesine bağlı olmadan gerilla silah bıraksın demek, çözümsüzlükte ısrar etmektir. İmha operasyonlarının sürdüğü, tutuklamaların siyasi soykırım biçiminde yürütüldüğü bir Türkiye gerçeğinde bu tür söylemlerde bulunmak, kırk yıllık tasfiye politikalarının dillendirilmesinden başka bir şey ifade etmez. 

Gerilla, 8 Mayıs 2013'te geri çekilmeye başladıktan sonra AKP hükümeti de anayasa ve yasalarda değişiklik yapacaktı. Bu konularda hiçbir adım atılmadığı gibi, AKP hükümetinin zırzop bakanı Bülent Arınç gerilla için "Cehenneme kadar yolları var" dedi. AKP hükümeti sözünü tutmadı. Bu duruma rağmen gerilla birliklerinin çekilme kararı çok gecikmeli olarak Eylül’de pratiğe geçirildi. Bu gerçekler ortadayken "PKK sözünü tutmadı" demek, çözümsüzlük ve oyalama politikalarına gerekçe aramaktır. Üç yıldır çatışmasızlık ortamında bu sorunun çözümü için neden adım atmadın diye sorarlar. Oyalamanın da bir yerde tıkanacağı kesindi. Nitekim şu andaki tüm yaşananlar, beklenti yaratıp oyalama yapma politikasının sonucudur. 

AKP'nin politikaları sorgulanıp, bugünkü durumu yaratan zihniyet ve politikalar mahkum edilip gerçek çözüm zihniyeti, politikası ve pratiği ortaya çıkmadığı sürece mevcut çatışmalı durum ortadan kaldırılamaz. Bu gerçekler ışığında Türkiye demokratikleşmediğinde Kürtler kendi demokratik yaşamlarını örgütleyip yerel demokrasilerini kurmak zorunda kalacaklardır.