Her birey toplumsal yaşamda mutlaka anne ve babasından şu sözleri duymuştur: “Aman sus oğlum-kızım yerin kulağı vardır”. Bu tür sözlerle aslında birey, çocukluktan başlayarak, dokunulmaz, daha çok da yasak olarak lanse edilen sisteme karşı hep susmaya teşvik edilir. Ne kadar yasak olarak güvendesin, sistemin yanlışlarına ne kadar sessiz kalırsan o kadar sisteme kabul edilirsin. Bazen de birey negatif koşulları, pozitife çevirme gücünü kendinde görmeyip, susmanın erdem olduğu düşüncesiyle bunu seçer.

Susmak belki eylemlerin en sessiz olanıdır ama aynı zamanda en pasif, edilgen olanıdır da. Susmak hiçbir çıkar yol aramadan, mücadele etmeden, çözüm için ne yapabilirim diye düşünmeden en kolay olanı seçmektir. Tarihte Sümer rahiplerinin kendi çıkarları doğrultusunda inşa ettiği sistemin yasak, kutsal kıldıklarına karşı pes etmek, boyun eğmektir. Susmak mücadele etmeden yenilgiyi kabulleniştir.

Susmak her ne kadar bir cevap sanılsa da aslında bunun insan doğası ve gerçekliğiyle hiçbir alakası yoktur. Çünkü insan düşünen ve düşüncesini konuşarak dile getiren bir varlıktır. Susmak toplumsal yaşam sınırlarını daraltırken, konuşmaksa yaşam sınırlarını genişletir, toplumun yaşamdaki ret ve kabul ölçülerini belirler. Burada şunun iyi bilinmesi gerekir ki, sistemin tarihten beri yaratmak istediği kişiliklerden biri de susan, sistemin yaptıklarına sessiz kalan sistemin topluma dayattığı sömürüyü, zulmü görmezden gelen, susmalarıyla sisteme her şeyi yapma noktasında cesaret veren ve tüm yapılanlara karşı susarak bu yapılanları sisteme mubah gören kişiliktir. Sistemin yaptıklarına karşı tepkisiz kalan, pasif kalmayı seçen birey ve toplumun ne doğru yer ve zaman da olay ve olgulara müdahale edebilir, ne de çözüm üretebilir. İşte bu konuma gelen toplum, çözümü tanrıdan beklercesine sistemden bekler. Sistemin de amacı budur zaten…

Dil toplumsallığın yaratımında önemli bir yere sahiptir. Toplumda bireyler dilleri döndüğü oranda kendilerini ifadelendirir. Toplum, sistemin yaptığı baskılara tepki gösterdiği, yaşattığı olay ve olgular karşısında ise konuştuğu, tartıştığı oranda çözüm üretebilir. Bugün ülkemiz bazı kişi ve kişilerin, kişisel çıkarları doğrultusunda karanlığa mahkum edilmek isteniyor. Kürt halkına karşı yürütülen topyekün savaşa toplumsal dinamikler ve medya sessiz kalmaktadır. Orada yediden yetmişe sivil insanlar katlediliyor. Orada insanların evleri havan toplarıyla yıkılıyor, harabeye çevriliyor. Orada güvenli bölge adı altında köyler boşaltılıyor, insanlar sürgüne zorlanıyor. Orada halkın iradesine kelepçe vuruluyor. Orada doğa katlediliyor, ormanlar yakılıyor…

Kürdistan’ın il, ilçe ve köylerinde devletin yaşatmış olduğu insan ve doğa katliamına dair, her bireyin söyleyebileceği bir şey vardır. Dahası mutlaka olmalıdır. Buna karşı söylenecek söz ister bir haykırış, ister bir çığlık ve isterse tencere tava çalarak geliştirilecek bir tepki olsun, susmayı seçmekten daha çözümleyici olur. Çünkü toplumun sessiz kaldığı her an yeni katliamlara gebedir. Ülkemiz bugünlerde öyle kritik bir süreçten geçmektedir ki, ya barışla yeni bir başlangıç ve aydınlık bir gelecek ya da başkanlık sistemi adı altındaki padişahlık ve saray uğruna yürütülen savaşla geçmişin karanlığına geri dönüş yaşayacaktır. Bunu da toplumun yürütülen kirli savaşa karşı susmayı mı yoksa barış için mücadele etmeyi mi seçeceği belirleyecektir.

Bugün iktidar için yürütülen kirli savaşta, toplum sustuğu oranda ölümlere ortaktır. 7 Haziran seçimleri öncesi HDP’ye yapılan düzinelerce saldırıya yeteri düzeyde tepki göstermiş olsaydı, belki 5 Haziran’da HDP’nin Amed mitinginde katliam girişiminde bulunulmazdı. Eğer toplumda böylesi bir duyarlılık hakim kılınmış olsaydı, Amed’te istediği kaosu yaratamayanlar Suruç’ta 33 gencecik cana kıymaya cesaret edemezdi. Tüm yaşananlara rağmen toplum tek yürek olup gerekli tepkiyi gösterebilseydi, bugün istedikleri kaos ortamı olmaz ve bir zamanlar annelerin gözyaşlarını durduracağız diyenler, çıkarları için sonuna kadar savaşacağız demez, annelerin ellerini yüreklerinde bekletmez, gelen her asker cenazesinde timsah gözyaşları dökerek rant peşinde koşmazdı.

Bazen öyle bir an gelir ki, insan susmanın konuşmaktan daha anlamlı olduğunu düşünür ama bugün kendi kişisel çıkarları için savaş yürütenler nasıl ki cenazesinde kendilerine tepki gösterenleri tutuklatabiliyorsa, 1 Kasım’da seni kendisine oy vermediği için tutuklamayacağı ne malum? Bugün eğer susmaya devam edersek, yarın konuşmak için geç kalmış olabiliriz. İşte bunun içindir ki bugün susmak değil, savaşı durdurmak ve barışı haykırmak erdemdir.


Tekirdağ 2 nolu F Tipi Cezaevi