Önceki makalemizde de bugün işleyeceğimiz konuya değinmiştik. Ancak öneminden dolayı yeniden bu konu üzerinde yazmayı gerekli gördük.

Türkiye’de AKP-Fethullahçılar koalisyonu çatladı ve şimdi aralarında şiddetli bir mücadele var. Zaten şimdiye kadar AKP-Fethullahçılar koalisyonuna karşı mücadele eden güçler vardı. Başta Kürt halkı olmak üzere demokrasi güçleri bu koalisyona, yani AKP iktidarına karşı mücadele yürüttüler. Kuşkusuz şimdi de bu güçler mevcut AKP iktidarının antidemokratik, hegemonik ve neoliberal talan, soygun ve yolsuzluk rejimine karşı tutum alıyorlar. Demokrasi güçlerinin alması gereken doğru tutum da budur.
Türkiye’de şu anda yaşanan krizi sadece bir AKP-Fethullah çatışması olarak görmek de yanlıştır. Kuşkusuz Fetullahçılar bu koalisyon içinde ve koalisyon imkanlarıyla Türkiye’de yeni paralel devlet olmaya çalışmıştır. Fethullahçıların devlet (polis-yargı-idare) içinde örgütlenmeleri olduğu, bu örgütlenmelerin de halk ve demokrasi güçlerine karşı kullanıldığı açıktır. Ama şimdiki çatışmayı ve sorunu, sadece AKP-Fethullahçılar arasındaki çatışma olarak görmek, olaya dar yaklaşmak anlamına gelir. Yaşanan, antidemokratik devlet ve sömürü düzeninin krizidir. Böyle yaklaşılırsa doğru tutum takınılır.
Sorun AKP iktidarının gidip yerine yeni bir hegemonik antidemokratik iktidarın gelmesi olamaz. Şu anda CHP’nin yaklaşımı böyledir. MHP’nin durumu zaten bellidir.
Halklar ve topluluklar, AKP’nin antidemokratik yönetimine ve sömürü düzenine karşı tepkililer. Demokrasi ve bu neoliberal ekonomi düzeninin toplum üzerindeki sömürü düzeninin son bulmasını istiyorlar. Yoksa “başımıza yeni bir otoriter hegemonik güç gelsin” demiyorlar. AKP’ye yönelik tepki geçmiş yıllardaki seçimlerde olduğu gibi ‘şu parti gitsin, bu parti gelsin’ biçiminde değildir. Toplum demokrasi istiyor, özgürlüklerin gelişmesini istiyor.
AKP geçen dönemde ‘Türkiye toplumunun yüzde 80’i çözüm sürecini destekliyor’ derken, bunu kendine destek gibi yorumlamıştır. Tabii ki toplum demokrasi ve Kürt sorununun çözümünü istiyor, ama AKP’nin yaptığı gibi demagojik oayalama yaklaşımları da kabul etmiyor. Çünkü toplum, çözüm süreci denilirken Kürt sorununun çözümünü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini anlıyor.
Şimdi de CHP ‘toplum AKP’ye karşıdır’ diyor. Doğru söylüyor, ama toplumun AKP’ye karşı olduğu zihniyet ve anlayışın aynısı CHP’de de var. AKP demokratik olmayan bir karakterdedir. CHP de öyledir. CHP’de bazılarının, ‘Kürt sorununun çözümü’ denilince Demokratik Özerklik denilince, geniş yerinden yönetim denilince tüyleri diken diken oluyor. Kürt sorununun çözümü perspektifi olmayanların demokratik olması mümkün değildir. Böyle olunca AKP’den farkları da olmuyor. Gerçek demokratik zihniyete kavuşmayan bir parti ve siyasi güç AKP gibi yolsuzluklar içine girer. Sadece gerçek demokratik zihniyette olanlar ve demokrasinin geliştiği yerlerde yolsuzlukların önü alınır.
Şu anda Türkiye’nin ihtiyacı, AKP gitsin, CHP gelsin değildir. Toplum demokratikleşmeyi istiyor, Kürt sorununun çözümünü istiyor. CHP ve bazı güçler toplumun bu beklenti ve özlemlerini sömürüp kendilerini iktidar yapmak istiyor. Mevcut siyasi ortamda en tehlikeli durum budur. AKP’nin artık demokrasi güçlerini oyalama ve kendine yedekleme şansı kalmamıştır. Amiyane deyimle, ipliği pazara çıkmıştır. Şu anda demokrasi güçlerine düşen görev, CHP ya da başka güçlerin toplumun demokrasi özlemlerini kendi çıkarı için kullanıp yozlaştırmasının önüne geçmektir. Toplumun demokrasi isteğinin bu biçimde boşa çıkarılmasının önüne geçmektir.
Türkiye şu anda hegemonik zihniyetten demokratik zihniyete ve demokratik ülkeye geçme gibi tarihi bir kavşağa gelmiş bulunmaktadır. Bu süreçte demokratik bir program ve ittifak içine girmeyen bir siyasi güce Türkiye’yi teslim etmek tarihi hata olur. CHP’nin yeni hegemonik güç olma istemi gerçeği karşısında CHP’ye yedeklenmek tarihi hatadır; toplumun demokratik Türkiye ve Kürt sorununun çözüm isteğinin tersine hareket etmek olur.
Bu nedenle yeni bir hegemonik iktidara geçit vermemek gerekir. AKP gidicidir. O zaman AKP iktidarının sonrasını planlamak önemlidir. Mevcut süreci seyretmek demokrasi güçlerinin işi olamaz. Bu açıdan demokrasi programı etrafında demokratik bir ittifak oluşturmak tarihi önemde bir görev haline gelmiştir. Toplumun AKP’ye tepkisi siyasi güçlere böyle bir görev yüklemektedir. Bu açıdan tüm demokrasi güçlerinin böyle bir yaklaşımla hareket etmesi beklenmektedir. Devrimci demokratik anlayış bunu gerektirir. Köklü demokratikleşme ancak bir demokrasi programı etrafında siyasete müdahale etmekle gerçekleşir. CHP böyle bir program etrafındaki ittifaka gelirse tabii ki içine alınabilir. Çünkü CHP’nin içinde böyle bir bileşen ve taban vardır. Şimdi bu bileşen ve taban CHP içindeki demokratik olmayan güçler tarafından AKP karşıtlığı üzerinden yedeğinde tutuluyor. Güçlü bir demokrasi programı ve demokrasi hareketi ya bu güçleri de bu program etrafında toplar ya da CHP’yi böyle bir şeye zorlar.
Ancak esas olarak demokrasi güçleri bağımsız olarak bir demokrasi programı etrafında demokrasi hareketi geliştirmelidirler. Böylece CHP’nin ya da başka güçlerin demokrasi güçlerini kendi yedeğine çekmesinin önüne geçilmelidir. Bu tarihi fırsatın çarçur edilmesine fırsat verilmemelidir. Demokratik zihniyet bunu gerektirir. Bunun dışındaki her yaklaşım bir baskıcı ve sömürücü iktidar gitsin, yerine başkası gelsin’ dışında başka bir anlam ifade etmeyecektir.