Kuzey Afrika… "Latin" Amerika… Avrupa (Yunanistan, İtalya)… Ortadoğu (Anadolu, Kürdistan, Irak vb.)… Dünyanın hemen her yerinde sosyal, siyasal hareketlilik var. Ama sıralamaya çalıştığım coğrafyalardaki sosyal, siyasal hareketliliğin bir başka anlamı var. Hiyerarşik toplum düzeninden, devlet olgusuna, sınıflı toplumdan, ulus devlete kadar hemen tüm değişim ve gelişmeler bu coğrafyada yaşandı, yaşanmaya devam ediyor.

İnsanlık tarihine Mısır Uygarlığını yaşatan coğrafya şimdi askeri darbe ile başı miğferli, ayağı postallı "Sivil" siyasetin met cezir halini yaşıyor. Aztek, Maya uygarlığını yaratan coğrafya, egosu doymak bilmez "Beyaz adamın" vahşeti ile kana bulanan "Latin" Amerika, demokrasinin sosyalizm aromalı hali ile Noe Liberalizmin zıkkımın peki kıskacında değişim sancısı yaşıyor.
Avrupa tarihi ve tarihsel olguları yaşamaktan, post modernizmin pornografik haz sarmalında doyumsuzluğun doyumuna ulaşmaktan post hedonizm hallerinde! Toplumsallığı, duygusal tükenişi yaşayan bireycilikte yitiren Avrupa insanında sanki fırtına öncesi sessizliğin dinginliği var! Modern ulus devletin mekanikleştirdiği Avrupa insanının dünyada bu ölçekte yaşanan değişim sancısı karşısındaki umursamazlığı "Kinik" Diyojen’i kıskandıracak türden! Ama mekanizm işte!... Diyojen’in kinikliği bilgelik halindendi tek isteği "Gölge edilmemesiydi!" Avrupalınınki ulus devletin ve hedonizmin gölgesinde akıl tutulmasıdır.
Bir dinamizm gerek! O dinamizm Avrupa’nın bir zamanlar talan ve sömürü yolu ile topladığı, ekonomik, sosyal, sanatsal gelişimine zemin yaptığı Afrika, Ortadoğu mirasını tükettiğinin farkına varmak olacaktır. Şu yorum birçok kişiye "Tuhaf" gelebilir. Avrupa Toplumu, farkındalık, empati, idrak ve hareket yeteneği körelmiş edilgen bir toplumdur. Bu haleti ruhiye kapitalist modernitenin, post modernizmin yarattığı bir tür uyuşukluk halidir. Rönesans’ın, Reform’un, modern sınıf hareketlerinin, modern kitlesel hareketlerin, bir toplumsal olgu olarak siyaset biliminin doğuş yeri ve ulus devletin kurucusu Avrupa’da Rönesans’ın ana yurdu İtalya büyük bunalım yaşıyor.
"Işık biraz daha ışık" diyen yeni Da Vinci’ler, fısıldayarak değil de haykırarak "Dünya dönüyor!" diyecek Galileo’ler gerek! Dahası, "Tanrı, iradesini hakim kılmak için yer yüzündeki iyi insanları kullanır. Yer yüzündeki kötü insanlar da kendi iradesini hakim kılmak için Tanrı’yı kullanır!" diyen Giordano Bruno’lar gerek İtalya’ya! Düşünsel bir sistematik olarak felsefenin ve felsefe disiplini içinde düşünmenin, eleştirmenin destansı yurdu Yunanistan iflas etti!... Yunanistan’a Sokrates’i artmayacak bir "At sineği" Platon’u mezarında rahatlatacak bir tane de yetmez, bir filozoflar heyeti gerek!  
İnsanlığın yaşamsal olgularını edindiği, doğal toplumdan modern topluma evrilmenin prototipi olan Ortadoğu yerinde mi sayacak? Değişim sancısından "Yeni bir Ortadoğu" mu doğacak? Anadolu uygarlığının tepesine çöreklenen "Tekçi" zihniyet tarihi ve yaşamı tekleştirecek mi? Çoğulluk ve çoklu yaşam mı kazanacak? Kürdistan’da nice emek ve bedelle yaratılan kutsal barış kültürü yaşama nüfuz edecek mi? Yoksa savaş ve katliam zihniyeti mi egemen olacak? Her toplumsal dalgalanmaya "Sandık… Sandık" teranesi ile cevap veren, demokrasiyi düzmece oyunlarla kendini onaylatmaktan ibaret "Seçim" hilesine endeksleyen güdük, arkaik siyaset tarzı tükenecek mi? "Çareyi sandıkta gören" devletçi siyaset, toplumun siyasete etkin katılımını engelleyen, yurttaşı siyasal hareketlilik ve demokratik katılım yerine "Seçmen sınırında tutan" zihniyet siyasal uyuşturucu gibidir.  
Kendine "Büyük İskender" Dünya ve Ortadoğu’ya "Zenginlikleri keşfedilecek sihirli alem!" rolü yükleyen ABD egemen zihniyeti için "Dünyayı yönetmenin tek çaresi"  Yankee’nin sihirli lambasından çıkan kriz canavarıdır!" Lambadan çıkan kriz canavarı "Dile benden ne dilersen?!" Yankee "Hiç gitmemeni, dünyada kalmanı dilerim!" Kriz çıkart, krizi yönet!!! "Kapitalist Modernite"nin kendini yaşatma yolu krizdir. Dünyanın değişim sancısı "Kapitalist modernite" ile "Demokratik modernitenin" çatışma vakasıdır. Kapitalist modernitenin aracı çatışma ve kriz, demokratik modernitenin aracı toplumsal barış kültürü, diyalog, iletişim ve katılımdır. Kapitalist modernite dünya insanlığının yarattığı değerleri hırsızlayarak, iğdiş edip, mikro teknoloji fetişizmi, doyumsuz tüketici toplum projesi ile neo liberalizme dayanak yaparken; demokratik modernite, dünya insanlığının yarattığı değerleri güncelleyip geliştirerek yeni, eşit ve adil bir yaşam amaçlıyor.
Kapitalist modernite üretim araçlarını küresel burjuvazi tekelinde tutup, emekçileri de bir tür üretim aracı haline getirerek, alın teri, göz nuru ile yaratılan değerlerden kendine post masalsı bir yaşam, yoksula kıt kanaat idareyi reva görüyor. Demokratik modernite, üretimi toplumsal, insanı bir olgu, üreticiyi yapan, yaratan… Paylaşımı da eşit ve adil görüyor. Kapitalist modernitede demokrasi "Seçimden" ibaretken, demokratik modernitede demokrasi sosyal, siyasal, kültürel ve iradi katılımdan oluşacak. Egemenler, insanlık tarihinde bilim ve teknoloji için yaratılan emeği silah, nükleer silah, savaş tekniği vb. için kullanmak yerine yaşamın devamı ve insanlığın mutluluğu için değerlendirseydi şimdi nerdeyse evrenin keşfedilmedik noktası kalmamış, dünyanın başına da bu kadar bela gelmemiş olacaktı.
Güneşten gelen "15 dakikalık enerjinin dünyanın bir yıl ihtiyaç duyduğu enerjiye eş değer" olduğu evrende insanlık hala enerji sıkıntısı yaşıyor!!! Kapitalist modernite ile demokratik modernitenin hali arenada sakin ve usta matador ile burun deliklerinde öfke fışkıran azgın boğanın hallerine benziyor! Matador köşeye sıkışmış gözükse de burnundan öfke dumanı fışkıran azgın boğa, matadoru boynuzlayayım derken duvara toslayıp kafa travması yaşayacak!
Nice felsefi, kültürel, sanatsal yaratımı "Hoş bir nostaljiye" dönüştüren Rusya, reel sosyalizm mirasından utanarak, görgüsüzlük ötesi, şımarık, lümpen kapitalizmin pençesinde kıvrana dursun; kadim zamanlardan gelen destansı uygarlığı Türkiye tipi devşirme kapitalizmin "Kalkınmacılığına" kurban eden, bir zamanlar tüm dünyada yaptıkları, yarattıkları, buluşları ile dillere destan olan Çin şimdi "Taklit ürünler" ülkesi ve güya "Kişi başına düşen gayri safi milli hasıla" çok artmışmış…!!! Japon bilim insanları "Uzayda araştırma yapacak robot" üretmişmiş! Tüm bunları nihilist yaklaşımla hiçleştirmek, inkar etmek elbette mubah değil! Lakin göz göre göre dünyadaki yaşam döngüsü, yaşam döngüsüne olanak sunan doğal kaynaklar ve yaşamın temel ihtiyaç olgusuna cevap verecek şeyleri yapmak varken, bu durumu umursamayan züppemsi tutumlar insanı şirazeden çıkarıyor!!!
Türkiye ise tüm bu toplamın karikatürize halinde seyrediyor. Modernizmin "Nükleer santral" yerine doğal enerji kaynakları için çırpındığı yerde Türkiye Devleti hala "HES projesini enerji ihtiyacı için tek çare" görüyor. Dünyada nice toplumsal ve tarihi değer "Dünya insanlık mirası çerçevesinde korunması gereken değer" olarak tescillenirken Türkiye Devlet zihniyeti coğrafyamızda doğallığı, varlığı ve haklılığı tartışma götürmez etnik ve inançsal kültürleri yok etme peşinde. Habire "Açılım" için ıkınan devlet kabızlıktan anüs damarları çatlamış, müzmin hemoroid hastasına döndü! İşin tuhaf yanı, siyasal kabızlıktan doğan ıkınma beyin damarlarını çatlatıyor, o da akla zarar!.. "Olmayan şeyin zararı mı olur?" demeyin! Kimi zaman kıpırtılar halinde de olsa hala devletin beyin fonksiyonları var. Değişmeyen bir ritüel olarak "Polisin ve askerin yurttaşı kurşunlaması" hala "Meşru müdafaa!" Kitlesel eylemler ise "Dış mihrakların tezgahıydı!" Şimdi bir yenilik olarak buna "Faiz lobisinin oyunları" eklendi!
Asıl sorun toplumsal muhalefetin (Bu müzmin toplumsal muhalefet halimiz de bıktırıcı oldu!) ve muhalefete "Öncülük" yapan siyaset kurumunun zihin kabızlığı! Muhalefet Gezi Parkı'ndan ısrar ettikçe, Türkiye AKP’nin Sağ Siyasal İslam ve kapağı sahte laiklikle yaldızlanmış sol devlet İslamcılığında, iki ucundan vazgeçtim, ortasından bile tutulmayacak değneğe benziyor! Değneğin bir ucunda Diyanet İşleri diğer ucunda Milli Güvenlik Kurulu ve militarist zihniyet, ortasında da "Demokrasinin vazgeçilmez unsuru" siyasi partiler!!! Bu değnek 90 yıldır tepemize inip kalkıyor. Ve devlet maddesi yurttaştan hiçbir halini esirgemiyor. Bayılana gaz bombası, ayılana tazyikli su, sıvı ve gaz halini bu minvalde sergileyen devlet katı halini de üstümüze kurşun yağdırarak resmediyor! Kürdistan’da hele de Lice olunca devlet hep katı, kurşun halindedir.
Bir "Akil Hoca Efendinin" lütuflarıyla Alevilere açılmak isteyen devlet 3. Köprüyü "Osmanlı Tokadı" yaparak "Ey Aleviler hizaya gelin!" diyor. Diyanetin "Pembe incili kaftanı" üzerine "Hırka giydirmeye" çalışan "Akil" Hoca Efendinin vaktiyle "Örtülü ödeneklerden" götürdüğü "Lokmalar" dervişin midesini bulandıracak türdendir! "Çözüm Süreci" içinde "Çözümü" bir sorunlar bulamacı yaparak görüntüyü kurtarma peşinde olan AKP’nin "Akili" bulamaca dönmüş durumda! Kendi bulamaç halini "Değişim ve çözüm" diye parmaklayan Hükümet yetkilileri arada bulamaçtan bir parmak da bizim dudağımıza çalmayı esirgemiyor. Türkiye’nin hava durumu Kürdistan’da kasvetli kara bulut ve yer yer kurşun yağışlı, Gezi Parkı ve türevlerinde tazyikli sağanak, gaz bulutlu fırtına, Alevi mahallinde her şeye dönüşmesi muhtemel mutedil dalga, genelde sahte bahar güneşinde ılık ve yağışlı!...