Halil BAYSOY

Van Büyükşehir Belediyesi cadde ve sokaklara şu gibi cümleleri yazmış; “Sen Dinine İmanına Evde Kal, Nelet Gele Bele Koronavirüse, Evde Kalisen Yoğsa Yoğ”. Amed’de de bu gibi konuşmaların olduğu bilinmekte ve hatta bu konuşma halk arasında bazı kesimler tarafından pek popüler lakin şunun altını çizmekte fayda var. Bunlar ne lehçe, ne ağız ne de şivedir. Bu gibi cümleler Türkçe’nin herhangi bir dil alt grubuna girmediği gibi Kürtçe ile de alakası yoktur.

Bu billboardlar İstanbul’da olmuş olsaydı TV’lerde profesörler “Güzel Türkçemiz ne hale geldi” tartışma programlarında boy gösterirdi. Profesörler ve dil uzmanları Kürtçe diline dair tek kelime bile etmezken mesele asimilasyon veya karalama olduğu durumlarda Türkçe’nin de ne kadar bozulduğunu umursamamaktadır. K’nin okunuşu “KE” diye okunması gerekirken bunu “KA” diye okuyan siyasetçiler ve hatta bilim insanları topluma olmayan yanlış bir öğretiyi aşılamıştır. Neden mi? İşte bunların hepsi politik. Aslında Türkiye’de politik olmayan tek bir alan bile yok.

Neyse konumuza dönelim…

Aslında Kürt halkının konuştuğu Türkçe’nin ne öz ne de şekil itibariyle Türkçenin herhangi bir alt grubunu oluşturmaz.  Konuştuğu dil olsa olsa yine Türkçe’dir. Mesela İtalya halkının veya Fransa halkının konuştuğu İngilizce’yi İngiliz dilinin herhangi bir yerine yerleştirebilir miyiz? Elbette yerleştiremeyiz. Eğer yerleştirebilseydik dünyada yüzlerce hatta binlerce İngilizce lehçesi olurdu. Fransızlar da, İtalyanlar da İngiliz lehçesiyle konuşmazlar onlar İngilizce konuşurlar. Yani bir yabancı dil. Bunun tam tersi ise asimilasyondur.

Bir ulus başka ulusun dilini kabullenip bu dili lehçe olarak adlandırıyorsa o ulus asimile olmuştur, evre tamamlanmıştır.

Bir ulusun başka ulusun dilini konuşması sonrası ortaya ne yeni bir lehçe, ne şive ne de ağız çıkar. Çünkü bunların tamamı anadilin alt gruplarını oluşturur. İngilizcenin, Fransızcanın, Arapçanın, Türkçenin olduğu gibi Kürtçenin de kendi lehçesi, şivesi ve ağzı vardır.

Kürtçe Hint Avrupa diline girerken Türkçe Ural-Atay dil grubuna girmektedir. Kürtçenin dört temel lehçesi bulunmaktadır. Bunlar Kurmancî, Kirmançkî, Soranî ve Hewramî’dir diğer lehçeler ise Kermanşahî, Lurrî, Sencabî, Lekkî ve Kelhuri’dir ancak bunları konuşanların sayısı azdır.

Kürtler anadillerini evlerinde öğrendikten sonra onlara dayatılan dil Türkçedir. Bu dayatma eğitimle başlar kamu kurumları, sosyal yaşama katılım, TV programları, dergiler ve kitaplar vs. diye uzar gider. Kendini sistemin içinde var edebilmen için sana dayatılan yola devam edersin sonra da ana dilin sana yabancılaşmış olur. Bildiklerin ev hanesinin içinde kalmıştır. Yabancı dil üst kültür, kendi öz dilin alt kültür sınıflandırmasıyla kodlanmıştır.

Peki öyleyse Van büyükşehir belediyesi kayyum grubunun gayesi nedir. Kürt diliyle yazılması gereken afişler neden böyle abuk sabuk aslında olmayan bir dille yazılmaktadır. Elbette şirin görünmeye çalışmak ve gençler üzerinde etki yapmak.

Ancak Van halkı kalbiyle, mantığıyla ve ruhuyla bilir ki o koltukta oturan kayyumdur, seçilen değil atanandır ve geçicidir.

Olmayan bir şeyde yanlışı düzeltmek yine bize düştü. Bari kafalarının içindekini düzgün yazsalar ama onu bile beceremiyorlar ah ah…

Amed qırıxlarının tarzı “Evde Kalisen Yoğsa Yoğ” da bulunan “Ğ” değil “X”dir. Xoybûn ve Xweda’da bulunan X gibi kalındır. Ancak saçma billbordlarda ki “Ğ” yumuşaktık ‘lağım’ ve ‘yağcı’ gibi...