Hoş bulduk dostlarım! Hoş bulduk, ömrümün ilk yarısını gömdüğüm topraklar! Hoş bulduk, Anadolu-Mezopotamya topraklarından yükselen barış, özgürlük ve demokrasi mücadelesi. Hoş bulduk, dallarına özgürce çıkabileceğim dut ağaçları. Hoş bulduk halkların birlikte yaşam iradesinin ışıldattığı yeni kavga yılları. Hoş bulduk, sorulması gereken hesap günleri. 

"Hoş geldin Metin amca!" diye karşılayan Roza Kahya’nın şahsında yanıtlayayım yoldaşlarım hepinizi: Hoş bulduk! 

***

Üzgünüm dostlar: Ülkesine yasal olarak girebilme hakkını ancak 34 yıl sonra kazanabilmiş bir sürgün olarak ülke topraklarına ayak bastığımda kaybettik Leman Fırtına’yı. Yıllar öncesinde ekmeğini yediğimiz, çayını içtiğimiz, evinde barındığımız, sevgisiyle korunduğumuz Leman Teyze’lerini kaybetmişti devrimciler. 1 Mayıs 1977’de polisin azgın saldırısından kurtulmak için evine sığındığımız Leman Fırtına, Eylül günlerinde cezaevlerindeki tutukluların hakları için dışarıdan verilen o yiğit mücadelenin de doğal önderi idi. Özgürlük savaşçısı anaların sembol ismi idi Leman Fırtına. Sürgün yıllarımda Stuttgart’ta bir insan hakları savunucusu olarak hayranlıkla dinlemiştim onu. Alçak gönüllülüğü de, verdiği mücadele kadar büyüktü. 

Üzgünüm dostlar: Sürgün yıllarında son bir kez göremeden sonsuzluğa yolcu ettiklerimin oluşturduğu o uzun listeye eklenmişti Leman Teyze. Yani yeniden yaralanmıştı yüreğim. 

***

Öfkeliyim dostlar: İç Güvenlik Yasaları ile girilen bir seçim arifesinde, 34 yıl sonra gelebildiğim ülkenin başbakanı, "Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir" diyen 12 Eylül Anayasasının 34. Maddesini bile Anadolu-Mezopotamya halklarına çok görerek, "bundan böyle sokağa izinsiz çıkana bir dakika bile müsamaha gösterilmeyeceğini" ilan etti. Sanki sokak ondan izin isteyecekti de. 

Başbakan tehditlerini bununla da sınırlamadı: "İç Güvenlik Paketi’ne karşı çıkanlarla teröristi eylemci olarak niteleyen medya aynı kafadadır" diyerek özgürlüklerin sınırının nereye indirildiğini de belirlemiş oldu. 

Yani AKP seçim hazırlıklarını tamamlamış oldu. Başta HDP olmak üzere, Muhalefet güçlerinin bütününe yönelik bir bastırma ve şiddet politikası izleyeceğini; ustanın emri olan 400 milletvekiline ulaşmak için kanlı senaryolar sergilemekten çekinmeyeceğini ilan etmiş oldu. Çünkü biliyor ki Leman Teyze, onun usta’sını Başkan yaptırmayacaktı. 

Leman Teyze güldü. O, 12 Eylül’ün en azgın günlerinde bile sokaktaydı. Sokağı iyi tanırdı. Sokak ferman dinlemezdi. Leman Teyze ferman dinlemezdi. Biat kültürü içinde eğitilmiş Davutoğlu boş konuşuyordu. 

***

Demogoji ve yalan geleneksel devlet açıklamalarının temelidir. "Bir kişi dahi yüzünü örterek molotofkokteyline yönelirse şimdiden uyarıyorum müsamaha gösterilmeyecektir. Özgürlükler korunacak." Yasalar değil, başbakan belirliyor kuralları, cezaları: "Müsamaha gösterilmeyecek." Bingöl’de 5 Kürt gencinin "eylemci" denilerek, bir arabanının içinde sorgusuz sualsiz kurşuna dizilerek cezalandırılması emrini veren başbakan, özgürlükleri koruyacağını vaat ediyor. İşe bakın! Katledilen gençleri terörist diye basına tanıtan, sonrasında bu gençlerin eylemlerle hiçbir ilişkisinin olmadığı ortaya çıkınca bir özür bile dilemeyen elli kanlı başbakan özgürlükleri koruyacağını vaat ediyor. Roboskî'de akan kan henüz sıcaklığını kaybetmemişken, başbakan, özgürlüklerin değil ancak yeni katliamların faillerini koruyabilir. Bunu biliyoruz çünkü bugüne kadar kanıtladıkları tek yetenekleri buydu. 

Leman Teyze korkmadı, korkmayacak. Leman Teyze yılmadı, yılmayacak. Çünkü gırtlağında onun sunduğu lokmaların tadını yaşatan her devrimci; onun umut veren ışıltılı gözlerini hatırlayan her sosyalist Davutoğluları şöyle dursun feriştahlarına bile pabuç bırakmaz.