Şapkamızı önümüze koyup, şöyle bir ülke manzarasına göz atalım. AKP hükümeti on bir yıldır iktidarda ve Türkiye’li halkların başında boza pişiriyor.
11 yıl önce mağdurları oynayarak, halklara evrensel demokratik hakları uyguluyacağını ve şeffaf bir yönetimi vadederek, halkın oyunu alarak iktidara geldi. Halen de iktidarda.
Yönetime geldikten sonra, "fincancı katırlarını ürkütmeden”, sistemli ve programlı kadrolaşmayı ele alarak; askeriye dahil olmak üzere tüm kurum ve birimleri ele geçirdi. Çoğunluğuna dayanarak birçok antidemokratik yasalar çıkardı. Osmanlı’nın tüm Alicengiz oyunlarını oynayarak demokratik bir hak isteyeni, yasa dışı sayarak cezaevine koydu. Milli Eğitim'in temel yasalarını çöpe atarak, 4+4+4 förmülleriyle, kısmen çağdaş sayılabilecek yasaları ortadan kaldırdı. Kadını eve kapatmak için kapılar açtı. Kapatmayı ve dini eğitimi ilkokul birde uygulamak için, Milli Eğitim Şurası’nda kararlar çıkarttı.
Çalınan halkın paraları, dört bakanın evlerinde, bürolarında ayakkabı kutuları içerisinde polislerce ele geçirildi. Bakanlar, "Bu para bizim değil polisler tarafından konulmuştur” dediler. Aylar sonra, faiziyle birlikte bu paraları yine bu dört bakan aldı. Yapılan meclis soruşturmasında, bu bakanların Yüce Divana gitmesi konusunda, AKP’nin 50 milletvekili evet oyu verdi. Cumhurbaşkanın baskısıyla ve çoğunluk parmak hesabıyla Yüce Divan’a gönderilmedi. Ama halkların nezdinde onlar gerekli cezayı almışlardır.
Toplum AKP cenderesinde
"Kıral çıplaktır” dercesine, AKP hükümetince cumhurbaşkanını eleştiren bir çocuk tutuklandı. Demokratik bir hak olan eleştiri ülke sahtında yasaklandı.
Genellikle başta Kürt çocukları olmak üzere yüzü aşkın çocuk polis ve asker kurşunuyla öldürüldü. Suçlular yargılanmadı. Cumhurbaşkanın çocukluk arkadaşı, bir zaman AKP hükümetinde İçişleri Bakanlığı yapmış İdris Naim Şahin "Serap Eser’in ölümüne yol açan belediye otobüsünü yakma olayını MİT elemanlarının gerçekleştirdiğini” söyledi. Keza Cizre’de katledilen 12 yaşındaki çocuklar, plakasız polis arabalarından açılan kurşunlarla öldürülüyor. Savcı ve hakimler katilleri koruyarak beraat ettiriyor. Böylelikle devlet ve AKP hükümeti katledilen vatandaşı değil, katleden katilleri korumaya alıyor.
Çağ dışı olaylar birbirini izliyor: Bir hükümet yanlısı "Altı yaşındaki çocuklar evlenmelidir” diyor ve ekliyor: "Annem de olsa, diz üstü çıplak görünse tahrik olurum” diyor. Hiçbir yetkili kılını kıpırdatmıyor. Bu zihniyetle mı AB’ye gireceğiz?
30 karısı, 60 çocuğu ve kafa kesen, demokrasi düşmanı olan Kral Abdullah öldüğü için Türkiye cumhurbaşkanı iki günlük yas ilan ediyor. Buna karşın Roboskî’de çoğu çocuk 34 sivil Türk ordusunun uçaklarıyla hunharca öldürülürken; yas ilan etmek şurda dursun, bir başsağlığı ve yargılama yapılmıyor.
İnternet iletişim uygulaması daha önce yasaklanmıştı. Anayasa Mahkemesi bu uygulamayı iptal etti. Şimdi meclise getirilen yeni bir yasa taslağıyla kişisel özgürlükleri koruyacaklarmış! Gayeleri internet iletişimini toptan sansürlemek. Böylece yaptıkları ve yapacakları soygunlar yanlarına kar kalacak.
Özetle; AKP hükümetinin politikaları sonucu, ülkede halkların birbirinden korktuğu, nefret ettiği ve bir iç savaşın çıkması için bir kıvılcımın beklendiği bir durum ortaya çıkmış bulunuyor.
Geleceği belirlemek elimizde
Ülkede olup bitenlerin sadece yüzde birini dile getirdim. Peki ama bizler ne yapmalıyız?
Dört ay sonra önümüze bir demokrasi sandığı (Ne derece demokrasi içerir orası ayrı bir konu) gelecek. Genel seçim sandığı. Yukarıda anlatmaya çalıştığım olumsuzlukların olumlu hale getirilmesinin, anahtarı bu sandıktan çıkacak. AKP’ye oy verirseniz, Anayasayı tek başına değiştirme olanağını verirsiniz. Ülkeyi, Ortaçağın karanlığına sürükleyecekler. Gerçekten İslamlıkla ilişkisi olmayan İslam adına IŞİD’ın uygulamaları hayat bulacak. Bu sizlere bağlı.
Ne yapmalısınız?
Yol yakınken, adınızın seçmen kütüğünde yazılı olup olmadığını ve yazılı ise tüm verilerin (Babanızın, annenizin adı ve adresı) doğru yazılıp yazılmadığını kontrol ediniz. Adresinizde tanımadığınız yazılı isimler varsa yetkilileri haberdar edin ve basına da bildirin. Seçim günü benim oyumla bir şey olmaz demeyin. Sayın Selahattin Demirtaş’ın dediği gibi "Barajı önce sizler içinizden yıkın”. Ben partime oy verirsem baraj aşılır deyin ve çevrenizdekileri de aynı şekilde uyarın. Mahalle mahalle, sokak sokak çalışmalısınız/çalışmalıyız. Halkı uyarıp örgütlemeliyiz. Oyunuza sahip çıkın ve namusunuz gibi koruyun. Mutlak surette sandığa gidip oyunuzu kullanın. Sandıktan iki çizgiden biri çıkacak. Biri, "Ben nasıl istiyorsam öyle yaşıyacaksınız, yoksa seni keserim” diyor. Bunun temsilcisi AKP’dır. Anayasayı tek başına istediği Ortaçağ zihniyetiyle değiştirecek. Yeni çocuk ölümleri, faili meçhul cinayetler olacak. Kadınlar toplum yaşamından koparılarak birer seks kölesi haline getirilecek. Sizler görevinizi yapıp partinize oy verirseniz ikinci çizgi yaşam bulacak. Bu ise ''Senin kimliğin, anlayışın ne olursa olsun, bir arada eşitçe, özgürce yaşayalım'' diyen çizgidir. Bu çizginin temsilcisi de HDP’dir. ''Bana ne'' derseniz, ilerde oluşacak olumsuz olayların vebali omuzlarınıza binecek ve torunlarınıza karşı sorumlu olacaksınız.
Takdir sizlerin!..
elbistanliali@fsmail.net