Sonucu ne olursa olsun 16 Nisan anayasa değişikliği referandumu sonrası siyasal dengelerin yeniden kurulacağı kesin. Zira hayır da evet de çıksa iki seçenek arasındaki fark bir bir buçuk puanı ancak bulacak gibi görünüyor. Bu sonuç toplumsal kutuplaşmadan ziyade Erdoğan’ın siyasal geleceği açısından ciddi problemler doğuracak. Sandıktan evet çıkması durumunda da Erdoğan’ın kendine bir monark kadar yetki ihdas eden başkanlık sistemini hayata geçirmek sandıkta onaylatmak kadar kolay olmayacak. Erdoğan bunun farkında. Yüzde 48-49’un karşı çıktığı bir sitem değişikliğinin yaşama geçmesi kolay kolay mümkün görünmüyor. 

Evet çıkması durumunda ortaya çıkacak sonuç bir sistem değişikliği olduğu için Erdoğan özellikle batı illerinde bugüne kadar görmediği çok ciddi bir muhalefetle karşılaşacağının da farkında. Kürdistan’ın geniş bir bölümünde evet oylarının yüzde yirmileri bulması zor görünüyor. Bu tepkinin her iki bölgede de sokağa yansıması da sert olacaktır.

Aynı biçimde yüzde 51-52 ile bu değişikliğin reddedilmesi durumunda Erdoğan’ın kendisi için öngördüğü dokunulmazlığa dokunulmuş olacak. Siyasal geleceğini başkanlık sistemine endekslemiş AKP kadrolarında ve birinci çember nemalananlarda ciddi bir panik yaratacak. Sandıktan hayır çıkması durumunda Erdoğan’a yargı yolunun aralanacağını da söyleyebiliriz. Erdoğan’ın yargılandığı bir yerde bu yargılamaların kimlere kadar uzanacağını şimdiden kestirmek zor. AKP içerisinde bunun huzursuzluklarının yaşandığı anlaşılıyor. Erdoğan’ın başdanışmanlarından Yiğit Bulut’un TRT’de sarf ettiği “Erdoğan’ın kılına zarar gelirse kimse rahat kahvaltı bile edemez” sözleri bu paniği gösteriyor.

Yine yaşanan bir takım gelişmeler Erdoğan’ın bu her iki seçeneğe karşı ciddi şiddet uygulamalarını devreye sokacağının ip uçlarını veriyor. Bir süredir ülke genelinde yapılan “asayiş” operasyonları ile adeta darbe provası yapılıyor. 

Süleyman Soylu’nun içişleri bakanlığı görevine atanmasının ardından başta büyük şehirler olmak üzere birçok ilde eş zamanlı operasyonlar sıklaşmaya başladı. On binlerce polisin katıldığı operasyonlardan dişe dokunur bir sonuç çıkmadığını da gazete ve televizyon haberlerinden biliyoruz. Operasyonların yapılacağına ilişkin haberler yapılırken bu operasyonların sonucunda yapılan göz altıların dışında bir sonuca ulaşılamadığı anlaşılıyor. Böylesine kapsamlı operasyonların peş peşe devam ediyor olması olası sonuçlar üzerine kafa yormaya değer bir hal alıyor.

Zira emniyet genel müdürlüğünün 18 Şubat 2017’de yaptığı açıklamada, “Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Dairesi Başkanlığı koordinesinde, aranan şahısların yakalanması ve süratle adalete teslim edilmelerini sağlamak amacıyla gerekli arama kararları alınarak ülke genelinde eş zamanlı operasyonların ikincisi 18.02.2017 Cumartesi günü sabah erken saatlerde gerçekleştirildi. 3 bin 583 ekip, 11 bin 586 personelin görev aldığı operasyonda, 4 bin 767 ikamette arama yapıldı” deniliyordu. Görüldüğü üzere bu operasyon da ilk değildi.

Yine aynı açıklamada “operasyonlar esnasında yapılan aramalarda 1 adet ruhsatsız tabanca, 7 av tüfeği ve 100 mermi ele geçirildi” deniyordu ki bireysel silahlanmanın kaçak silah trafiğinin yoğun olduğu bu şehirlerde sadece bir adet tabanca ve 7 av tüfeği ile 100 mermi “ele geçirilmesi” amacın güvenlik olmadığını gösteriyor.

Erdoğan iktidarının şehirleri kuşatmaya varan operasyonlarının sistematik bir hal alması tehlikeli bir gidişin habercisi. Genellikle gece geç saatlerde yapılan operasyonlar artık gün ortasında da hayatı durdurarak gerçekleştiriliyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, 15 Mart günü Anadolu yakasında 1000 polisin katılımıyla helikopter destekli adı askeri tatbikatları çağrıştıran “Kurtkapanı-1” adı altında bir operasyon yaptı. Operasyon sırasında İstanbul'un hava, kara ve denizden tüm giriş çıkışları 14 noktadan tutuldu. Şehir kuşatmaya alındı.

Bu operasyondan kısa süre sonra 23 Mart’ta bu kez “Kurtkapanı-2” operasyonu yapıldı. Gündüz 12:00 - 15:00 saatleri arasında Avrupa yakasında helikopter ve polis botları destekli operasyonda da daha önce olduğu gibi İstanbul'un hava, kara ve denizden tüm giriş- çıkışlar kapatıldı. Şehrin tüm ilçelerinde uygulama noktaları oluşturuldu. Operasyona İstanbul Emniyeti'nin tüm birimlerinden 2 bin polisin katıldığı açıklandı.

Erdoğan iktidarı bir süredir sistematik olarak ülke genelinde yaşama müdahale etmenin provalarını yapıyor. İstanbul gibi bir metropolü kuşatmaya alarak dünyayla fiziki bağlantısını kesiyor. Binlerce eve aynı anda baskınlar düzenliyor. Toplu göz altıların provası yapılıyor. 15 Temmuz sonrası birçok ilde meydanları günlerce bindirilmiş kıtalarla işgal etme de bu provaların bir parçası gibi görünüyor. Erdoğan yeni bir saray darbesi ardından halk desteğinin var olduğunu göstermek isteyecektir elbette.

Sandığı sadece kendi iktidarını pekiştirmesi durumunda meşru gören Erdoğan iktidarının bu denemeleri olası bir darbe girişiminin hazırlıklarını andırıyor. Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin böylesi bir şiddet politikasına karşı ciddi bir direniş göstereceğini söylemek kehanet sayılmaz. 

Önümüzdeki yazın memleketin geleceği açısından ciddi bir dönemin başlangıcı olacağı anlaşılıyor.