Amerikan Uzay Araştırmaları Dairesi (NASA), yıldız salınımlarından dolayı burçların tarihlerinde oynama olduğunu açıkladı. Bu durumda, burçların yeni tarihlerine göre astroloji dünyası yorumlanacak ve hatta yeni bir burcun varlığından bahseden NASA, bu burcun da yılan burcu olabileceğini belirtti.

Astroloji gök cisimlerindeki konum ve hareketlerin biz dünyalıların yaşamı üzerinde etkisi olduğunu söyleyen Mezopotamya merkezli, zamanına göre de oldukça bilimsel bir ilgi alanı olarak karşımıza çıkıyor. nsanlığın içinde bulunduğu evrene dair bitmez bilmez merakının ürünü olarak ortaya çıkmış astroloji, zaman içinde özünden kopartılarak, müneccimlik gibi oldukça bilimdışı bir alana taşındı. Daha çıkış şartlarında potansiyel bir durum arzeden iktidarla içli dışlı olma hali Ortaçağla iyice somutluk arzetti. Nostradamus ve yakın zamanda Rasputin’le bu konunun iktidarlar için oldukça önemsenen bir noktada olduğunu bize göstermekte. Günümüz dünyasındaki astroloji ise dünden daha az önemli bir noktada değil. Astrolojik burç tahminlerine bakmadan güne başlamayan, onların dediklerine göre yaşamını dizayn eden büyük bir insan topluluğu söz konusu.

Sümerler gök cisimleri ile insan ve tabii olarak yaşamı arasında sıkı bir etkileşim bağı bulunmaktadır düşüncesi, Rebêr Öcalan’ın belirttiği makro ve mikro evren arasında sentez konumunda insan vardır ve insan evren ilişkisi çok güçlüdür vurgusuyla bu düşünce tamamlanmış oluyordu. Lakin günümüzde büyük bir rant ve kar pazarına dönüştürülen bu alan, anti bilimsel, insanın içini okşamaya dönük ve mevcut sistemin yarattığı ağır sömürü dünyasından ruhta ve düşüncede onu uzaklaştırmak gibi bir görevi üstlenmiş durumda. Anlık bu hipnoz etkisinin sonrası ise bildik modern dünyanın yaşam geçim telaşı yani sömürü cenderesi. Ve bu cendere bir duvar misali, yeterince günlük yaşamın çelişkileri içinde yıpranan insanı yaşanan kandırmacayı anlamaktan uzağa düşürülmekte. Bu duvar büyük oranda medya, din, ataerkil cinsiyetçi yapı ve ekte astrolojinin katkılarıyla örülmekte olduğunu söylemek mümkün. Sümerlerin bugünü görebileceklerini varsaydığımızda, kendi geliştirdikleri ve bilimlere öncülük eden bu alanın bu hale getirilmiş olmasından dolayı oldukça garipsiyeceklerini kestirmek zor olmasa gerek. O halde ilerlemek ve gelişmek gibi izafi kavramları dillendirirken, oldukça dikkat etmek ve üzerine iyice düşünerek kullanmamız en iyisi.

En azından beş bin yıl gibi insanın uygarlaşma süreciyle yaşıt olan astrolojinin odaklandığı ve bildiğimiz kadarıyla gezegenlerle en büyük farkları sabit olarak evrenin bir köşesinde asılıymış gibi durmaları, olan yıldızların bile bir zaman içinde evrenin doğal döngüsünün sonucu olarak yer değiştirebildiklerinden bahsederken, egemen sömürü düzenlerinin statik varlığı insanı oldukça derin bir düşünceye sevk etmekte. Varoluşumuz üzerine bizleri ister istemez kendimizi yeni baştan gözden geçirmemize, sömürü düzenini daha derinden irdelemeye bizleri sevk etmekte, her ne kadar çok az sayıda insan bunu yapıyor olsa da. nsanın temel yaşam haklarını yok sayarak halen kendi bildiğince bir sistemi insanlığa dayatarak kendini var eden kapitalist egemen sömürü düzeni içinde, belkide en çarpıcı ve kendinde ısrarlı duran örneklerinden birini Türk egemen sistemi oluşturmakta. Bu sistemin yirmi yıllık ‘şoförü’ rolünde olan AKP-Erdoğan iktidarı ise icraatlarındaki, ‘30’ların katı faşizmini hatırlatan uygulamalarıyla statik varlığının ne kadar güçlü olduğunu çarpıcı bir şekilde bize göstermektedir.

Demekki evren bile değişime uğrarken, egemen faşist cumhuriyet ve onun icraatlarının öncülerinde değişme yaşamasını beklemek beşbin yılı aşan bu devingenlikten daha zor! Tabii sözün gücünün bittiği yerde, bilim başlar. Bilimin aydınlık araç ve yöntemleri, kendini bile alt etmeye çalışan bu sisteme karşı, söylecekleri var. Bunu görmek istemeselerde, kulaklarını tıkayıp üç maymun misali kendilerini ‘orman kanunlarına’ yaslayanlar, kaçınılmaz sonun en nihayetinde ayrıştırıp berraklaştırdığı diyalektiğinde hak ettikleri sona ulaşacaklarını söylemek müneccimlik olmayacaktır. Toplumsallaşma sürecinden bugüne kadar, hükmü hep geçerli olan, doğa ve toplumun çoklu aklı ve özgürlük eğilimidir. Bugün AKP ve onun fütursuzluğunun bundan kurtulma şansı da bulunmamaktadır. Son sözü, bu şekilde, tarihi toplumun kaderini kendi doymak bilmez hükümranlıklarına alet edenler değil tam tersine, buna karşı hakikatin üstü örtülemez yadsınamaz varlığına işaret edip onun yanında yer alanların söyleme hakkı olabilir

Biliminsanı, anti militarist, sosyalist, hümanist Albert Einstein evren için, “Evrenin en anlaşılmaz özelliği anlaşılır olmasıdır” derken sanırız bu hakikat savaşçılığının evrenle ortak bir akıl birliği yaptığını demeye çalışmaktaydı. O halde bu aklın neresinde durmaktayız ya da tüm hakikatin yadsınması olarak karşımızda beliren, kapitalist sistemin en lümpen, en ehliyet yoksunu, demogogu konumundaki AKP ve Erdoğan bunun neresinde durmakta. Yıldızların bile hareketinden bahsettiğimiz bugün için, Efrîn’i vahşi çeteleriyle işgal eden, üstüne Fırat’ın Batısına da gireriz teraneleri atan, Güney ve Kuzey Kürdistan’ın dağını taşını kendi babasına ait olmayan paralarla bombalatan, Güney Kürdistan’ı da işgal etmenin provalarına giren Erdoğan bu hakikate karşı daha ne kadar direnebilir?! Kendi temel stratejik ittifakları bile bu akıldışı kalkışma girişimine karşı duracaklarını söylediği yerde Erdoğan ne yapabilir, yapsa da, etse de ne kadar başarılı olabilir?! Hakikatin evrensel savunucuları belki olağanüstü güçlere tekniğe ve uçaklara sahip değiller ama hakikatin özüne ulaşmak gibi bir gerçeği bilinçlerinde taşımaktalar. O yüzden tarih buna kanıttır, onlar yenilmeyecekler! Tarih ve günümüz hakikatin savaşçılarına hakettiği başarı liyakatını hep vermiştir. Rojava’da, Güney’de ve yahut Kuzey’de yaşanacak olan da bundan başkası olmayacaktır.