Avrupa’daki birçok ülkenin ardından İsviçre’de burka (Peçe) yasağını gündemindeki konular arasına aldı. Burka’nın İsviçre’de yasaklanmasını isteyen Egerkinger adlı inisiyatif, konunun referanduma götürülmesi için gerekli olan 100 bin imzayı geçtiğimiz Cuma günü İsviçre Federal Konseyi’ne sundu. Sunulan 106 bin 457 imzadan 105 bin 553’ünü geçerli sayan Konsey, konuyu önümüzdeki dönemlerde İsviçre genelinde referanduma götürmeye hazırlanacak.

Hali hazırda ülkenin İtalyan kantonu Tessin’de kanton yönetiminin aldığı karardan kaynaklı kamuya açık alanda yasaklanan burka, referandumdan geçerse ülke genelinde yasaklı hale gelecek. 

Referandum yolu açılan burka yasağı şimdiden beraberinde büyük bir tartışmada getirirken, ülkedeki çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu yasağa destek vereceğini dolaylı yollardan hissettirmeye başladı. Anayasanın yasağa elverişli olup olmadığının tartışılması gerektiğini gündeme getiren bazı siyasetçiler ise ülkede yaşayan yarım milyona yakın Müslümanın tavrının tam olarak ne olacağının da dikkate alınması gerektiğini ifade ediyor. 

Yine ülkenin önde gelen gazetelerinden Tagez Anzeiger ve le Matin Dimanche’un konuya ilişkin yaptığı anketlere katılan insanların yüzde 75 gibi büyük bir çoğunluğu burka yasağını desteklediğini ifade ediyor. 

Öte yandan ülkedeki Müslüman kanattan şimdiye kadar önemli bir açıklama gelmezken diğer taraftan ülkedeki aşırı dinci grupların konuyu örgütlenme malzemesi olarak kullanacağı kaçınılmaz bir gerçek. Kamuya açık alanlarda ve cinsiyetinden kaynaklı aile baskısıyla burka takılmasına yönelik yasağı getirecek olan referandum, öyle gözüküyor ki ülkenin gündemini uzun bir süre meşgul edecek. 

Burka yasaklanmalı mı veya bu yasağın özgürlükler noktasında ne anlam ifade edeceğini konunun asıl muhataplarına yani kadınlara bırakılması gerektiği kanısındayım. İsviçre dahil olmak üzere Avrupa’da gelişmekte olan radikal İslam’ın ve bunun doğuracağı sonuçların önüne geçilmesine yönelik alınan yasakçı kararların, sorunun çözümüne katkı sunmaktan çok Avrupa’daki Müslüman toplumu daha çok içine kapanık ve bir o kadar da patlamaya hazır bir bomba haline getireceği gerçekliği de göz önüne alınmalıdır. 

Müslüman ülkelerde bitmek bilmeyen savaşların asıl sorumlusu veya yaşanan her savaştan nemalanan kimlerin olduğu gerçekliğini unutarak, bugün o savaş bölgelerinden kaçarak en doğal hakkı olan yaşamak için Avrupa’ya gelen Müslüman topluma terörist gözüyle baktıracak uygulamaların sorunları daha da derinleştireceğine inanıyorum. 

Ortadoğu veya Afrika’yı sömürge haline getirerek kendi halkına büyük bir zenginlik alanı yaratan güçler, tehlikenin kendisine karşı harekete geçtiğini fark edince yine yasakçı bir zihniyetle Müslüman toplumu hedef tahtasına oturtuyor. Bu zihniyet, aynı zamanda Avrupalı’nın, Ortadoğulu’ya veya Afrikalı’ya egemen bakış açısına katkı sunmaktan öte bir şey ortaya koymuyor. 

‘Avrupa’da bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde yıllardır ‘Kara kafalıdır’ denilerek ötekileştirilen veya gettolaştırılan bu kesime bugün hala aynı mantıkla yaklaşmak aslında çözümden çok çözümsüzlüğü dayatmak olacak. Özgürlüklerin ve demokrasinin merkezi olarak sunulan bu alanlardan bugüne kadar kaç insan barbarlar ordusu DAİŞ’e katıldı veya neden bu insanlık düşmanı örgüte katılmak, bir kesim için cazip hale geldi. Belki de üzerinde durulması gereken en önemli konu, Burka’nın yasaklanması kadar bu insanları burka takmaya iten nedenlere de çözüm aramak olmalı.

 İşin özü İsviçre, Burka’yı yasaklayarak ülkede belli kesimler tarafından geliştirilmek istenen radikal İslam’ın önüne geçmek isteyecek ama bu yasakçı mantık asla ülkede yaşayan bir kesim Müslümanın İsviçre’ye karşı duyduğu nefret duygusunu yok edemeyecek. Özetlersek burka yasakçı bir zihniyetle değil özgürlükçü bir mantıkla ortadan kaldırılmaya çalışılmalı. Unutulmamalıdır ki her yasak beraberinde başka bir sorunun başlangıcını doğurur.