Büyük Rus yazar Gogol’un Petersburg’ta geçen ünlü bir hikayesidir “Burun”. Berber İvan Yakovleviç sabah uyanıp “bugün canım sıcak ekmekle soğan çekti” der. Ekmeği ikiye böler ve içinde bir burun görür. Böyle başlar hikaye. Daha sonra korkuya kapılıp burnu yok etmek ister...

Burun, sekizinci dereceden bir memur olan Kovalev’e aittir. Bir sabah kalkar ve burnunun yerinde olmadığını görür. Yüzü dümdüzdür. Yüzünü, burnunu kapatarak dışarıda onu aramaya koyulur. Kovalev’in derdi sosyeteye karşı vereceği çirkin görüntüdür. Burun sahibi olmamak utanç vericidir onun nazarında. Aklına burunsuzluk hali geldikçe karamsarlığı artar. İnsanların içine nasıl çıkacaktır? Ne yapması gerektiğini düşünürken gidip bir gazeteye ilan verir. 

Kayıp burun ilanı. 

Gerçek adını yazmaya korkarak verir bu ilanı. Çok geçmeden burnunu sokakta bir binaya girerken görür. Evet burun bir devlet memuru olarak ortalıkta dolaşmaktadır. Kılık değiştirmiştir. Onunla tartışır, ikna etmeye çalışır. 

Burun ondan kaçar... 

İyice bunalıma giren Kovalev evine döner. Sonra bir sabah uyandığında burnunun geri döndüğünü görür. 

***

2016’nın Türkiye’sinde ise bu durum çok da farksız değil. Sabah kalkıp bir parça ekmeğini açan herkes bir burun görüyor. Bu Erdoğan’ın burnudur. Zira burnunu sokmadığı şey yoktur. Ama Erdoğan’ın burnu değil yüzü kayıptır. Yüzsüzdür...

Bu yüzü her yerde ve kılıkta görmek mümkün.

Bir bakıyorsunuz mumin görünümünde Kabe’de tavaf yapıyor. 

Bir bakıyorsunuz çoluk çocuk öldürüp canileşiyor.

Bir bakıyorsunuz bir lokma bir hırka diyor.

Bir bakıyorsunuz kutulara para saklıyor. Çuval çuval para çalıyor. 

Bir bakıyorsunuz bir ülke ile dostluk kuruyor. Bağrına basıyor. 

Bir bakıyorsunuz beş saat geçmeden o dostu satıyor, hançerliyor. 

Bir bakıyorsunuz sevgiden, barıştan, insanlıktan bahsedip insanlaşıyor(!) 

Bir bakıyorsunuz top ve tanklarını evlere çevirmiş namaz kılan insanları hunharca katlediyor. 

Bir bakıyorsunuz ezilenin yanında saf tutmuş görünüyor.

Bir bakıyorsunuz zenginlerin sofrasında yoksulun iki lokmasını da nasıl alacağının hesabını yapıyor. 

Bir bakıyorsunuz ahlak abidesi, şerefin koruyucusu olmuş. 

Bir bakıyorsunuz tarihin en ucube ahlakına bürünüp akıl almaz sözler sarfetmiş. Ahlakı ayaklar altına almış. 

Bir bakıyorsunuz tarihin en özgürlükçü kişisi kesilip caka satıyor.

Bir bakıyorsunuz kendine bile yasak getirecek kadar paranoyaklaşıp her şeye müdahale ediyor. 

***

Hasılı nereden bakarsanız bakın, gerçek yüzünü saklayamıyor. Anladığım kadarı ile binlerce yüzü var. Hepsini sokağa salmış. Yeryüzü için artık aşırı bir yük olan bu yüzsüzlük hali, kendini kemire kemire, kendine ve gerçekliğine ihanet ede ede artık tüketmek üzere. Çünkü iktidarın, güç zehirlenmesinin, akıl tutulmasının son durağı insanın kendisidir. 

Kaybolan yüzünü çevirdiği Kürdistan ve onun sokakları, onun yüzünü net görüyor. Gördüğü için de mücadeleyi yükseltiyor. 

Ve çok iyi biliyoruz ki bir sabah kalktığında yüzü geri gelmiş olmayacak. Tarihin ona layık gördüğü kimlik, çocuk katleden bir yüzsüzlük olacak...