
Cumhuriyetin otoriter modernliğinden yaka silkerken “selamet kapısı” diye, o cumhuriyetin otoriter kurumlarının içerisine Türk usulü şefliği, alaturka tek adamlığı yerleştirip hiçbir yasa tarafından sınırlanmamış bir postmodern sultanlığı dayatabileceklerini umanların yanıldığını kaydeden Kürkçü, "Adalet Bakanlığı bütçesi usule uygun olarak Sayıştay tarafından denetlenmiş olsaydı da bu bizi, 2012’yi bir 'adaletsizlikler yılı' olarak geçirmiş olduğumuzu, 2013’ün de böyle geçeceğini söylemekten alıkoymazdı" dedi.
Türkiye’de cezaevindeki insanların genel nüfusa oranı durmaksızın arttığına dikkat çeken Kürkçü, şu rakamları verdi: "1992’de her 100 bin kişiye düşen mahpus sayısı 54. 2004’te bu 81’e;2010’da 164’e; 2012’de 170’e çıktı. Yani 20 yıl içerisinde Türkiye’de cezaevinde yatan insanların nüfusa oranı her 100 bin kişide 3 kat arttı. Yüzde 300’den fazla Türkiye'nin nüfusu artmadı ama cezaevlerinin nüfusu arttı. Bu problem bize Türkiye’de açık bir adaletsizlik rejiminin hüküm sürmekte olduğunu gösteriyor çünkü kanunun yurttaşlarla ihtilafı olmasa cezaevleri nüfusu bu kadar artmaz."
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verilerine göre, 2011 yılı sonu itibarıyla mahkeme önüne Türkiye’den gelen dava sayısı 15 bin 940, bunun 2 bin 500’ü uzun tutukluluklarla ilgili. Bu sayının 2012 sonuna kadar 3 bin 500’e varacağı hesap ediliyor. Şu an cezaevlerinde 2012 Mayıs ayı sonu itibarıyla 125 bin 100 kişi yatıyor, cezaevlerinin kapasitesi 116 bin 754 kişi, yani 8 bin 346 kişinin yatacak yatağı yok. "Cezaevleri komisyonuyla birlikte gittiğimiz bütün cezaevlerinde bu rezaleti görüyoruz" diyen Kürkçü, ne kadar çok cezaevi yapılırsa yapılsın bütün bu problemlerin, bu adaletsizlik hüküm sürdükçe ortadan kaldırılamayacağını söyledi.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun devlet organları içerisinde öne doğru çıkarak, geçmişte ordunun oluşturduğu vesayet mekanizmasını şimdi bir yargıçlar vesayeti olarak kurma eğiliminde olduğunu kaydeden Kürkçü, "Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Türkiye’de bugün sürüp giden bütün hukuksuzlukların arkasındaki mekanizmayı çalıştırıyor" dedi.
Siyasi soykırım davalarından Mor Gabriel Manastırı davasına kadar somut örnekler veren Ertuğrul Kürkçü, bu yargıçlar ve adalet anlayışla cezaevleri sorunlarının da bitmeyeceğini söyledi.
Türkiye’de devletin halkla ihtilaf halindedir, her gerekçeyle halkı hapse atmaya teşne olduğunu kaydeden Kürkçü, "Böyle bir adalet bütçesi, böyle bir adalet uygulaması, buna dayalı bir hayat Türkiye’de olamaz. Adalet mücadelesi devam ediyor, edecek, Adalet Bakanlığı bu adalet mücadelesini sınırlamaya istediği kadar çalışsın, adalet yerini bulacak" sözleriyle konuşmasını bitirdi.
ANKARA
Özel mahkemeler varsa
BDP Adana Milletvekili Murat Bozlak, özel mahkemelerin varlığının hukuksuzluk ve adaletsizlik anlamına geldiğini belirterek, yargı bağımsızlığından bahsedilemeyeceğini söyledi. Siyasi soykırım operasyonlarına dikkat çeken Bozlak, tanık olduğu keyfi zorbalıklardan örnek verdi.
BDP Adana Milletvekili Murat Bozlak, Adalet Bakanlığı'nın bütçesi üzerine BDP adına konuştu. Türkiye’de yargının değil bugün, cumhuriyetin kuruluşundan beri tarafsız ve bağımsız olmadığını, yargılamaların adil yapılmadığını belirten Bozlak, İstiklal Mahkemeleri ile başlayan sürecin Yassıada Mahkemesi, Sıkıyönetim Hahkemeleri, Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Özel Yetkili Mahkemeler ve şimde Bölge Mahkemeleri ile devam ettiğini söyledi. Bu mahkemelerin görevinin, kutsal sayılan devleti ve devletin kurulu düzenini vatandaşına karşı korumak; resmi devlet ideolojisine ters düşenleri yargılayıp cezalandırmak; zulme ve haksızlığa karşı direnenleri yargılayıp hapse atmak olduğunu kaydeden Bozlak, "Özel mahkemeler ortadan kaldırılmadıkça yargı bağımsızlığı asla ve katiyen olmaz" dedi.
Bugün için de haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizliğin diz boyu olduğuna dikkat çeken Murat Bozlak, şöyle devam etti: "10 bini aşkın Kürt siyasetçisi cezaevlerinde tutsak durumundadır. 6 milletvekilimiz, 4 Eşbaşkan yardımcımız, 6 MYK üyemiz, 57 PM üyemiz, 34 belediye başkanımız, 212 belediye meclisi ve il genel meclisi üyemiz, yüzlerce il ve ilçe başkan ve yöneticilerimiz ile üyelerimiz bu dönemde tutuklanmışlardır. Öğrenciler, gazeteciler, avukatlar, bilim insanları toplu tutuklamalara maruz kalmıştır."
Pozantı vahşetinden Roboskî Katliamı'na kadar listeyi uzatan Bozlak, tanık olduğu iki olayı da paylaştı:
- Bulunduğu Urfa Cezaevi'nden Adana Kürkçüler Cezaevine nakledilen Urfa Milletvekilimiz Sayın İbrahim Ayhan’ı, Adalet Bakanlığı'nın özel izniyle Adana Kürkçüler Cezaevinde ziyaret etmiştim. Cezaevi Müdürü, İbrahim Ayhan’la açık görüş yaptırmayacaklarını, kapalı görüş yapabileceğimizi söyledi. Bunun Urfa Cezaevi'nde kendisine verilen disiplin cezasından kaynaklandığını ifade etti. Kapalı görüş yaptık. Sayın İbrahim Ayhan milletvekilidir, milletvekili seçildiği andan itibaren milletvekilliği dokunulmazlığına sahiptir. Dokunulmazlığı kaldırılmadıkça mahkemeler dahi milletvekiline ceza verme yetkisine sahip değilken, cezaevi idaresi rahatlıkla dokunulmazlığı bulunan milletvekiline disiplin cezası verebilmektedir. Bu, hukuk tanımazlıktır. Cezaevleri idarelerinin hükümlü ve tutuklulara yönelik nasıl bir hukuksuz davranış içerisinde olduklarının da açık kanıtıdır.
- Adana 8’inci Ağır Ceza Mahkemesinde izleyici olarak katıldığım bir davada 8 tutuklu sanığın yargılanması yapılıyordu. Sanığın savunmasını beğenmeyen mahkeme başkanı bağırarak “Atın bunu dışarıya” dedi, askerler sanığı almaya yeltenince askerlere hitaben bu kez mahkeme reisi “Durun! Yaz kızım: Sanıkların tutukluluk hâllerinin devamına, duruşmanın filan tarihe bırakılmasına karar verilmiştir, alın götürün.” diyerek duruşmayı sonuçlandırdı. Böyle bir yargılamaya otuz yıllık meslek yaşamım boyunca ilk defa tanık oldum. Bir mahkeme reisi, duymak istemediği sözleri söylediği için sanığı susturabiliyor, diğer sanıkların hiç birine söz hakkı tanımıyor, tutukluluğun devamı konusunda Cumhuriyet Savcısının talebini almıyor, vereceği karar konusunda heyetteki diğer iki yargıcın kararını almaya ihtiyaç duymuyor, tüm usul yasalarını çiğneyerek son derece keyfi karar verebiliyor. Bu hakim herhangi bir soruşturmaya uğramadan görevini hala sürdürebilmektedir.
ANKARA
KDGM kaldırılsın
BDP Batman Milletvekili Ayla Akat, Kamu Düzenliği ve Güvenliği Müsteşarlığı'nın (KDGM) görev tanımına göre ayrılan bütçenin fazlalığıyla ilgili kuşkularını dile getirerek, kaldırılmasını istedi.
BDP Batman Milletvekili Ayla Akat, Kamu Düzenliği ve Güvenliği Müsteşarlığı (KDGM) bütçesi üzerine söz aldı. Müsteşarlığın istihbarat bilgilerini bir merkezde toplayıp koordine etmekle görevli olduğunu, ancak operasyonel bir faaliyetinin bulunmadığının açıklandığını kaydeden Ayla Akat, "Ama operasyonel bir faaliyeti bulunmayan bir kuruma niye bu kadar bütçe aktarılıyor? 90 küsur personeli var. Bu personelin maaşlarını ödemek dışında nasıl bir ekonomik girdiye ihtiyaç duyabilir? Üstelik aynı zamanda örtülü ödenekten bütçe alan bir kurumdur. Örtülü ödenekle bu müsteşarlığın yapmış olduğu çalışma ne? " diye sordu.
Muhtemelen dinlemeler için yoğun bir mesai gerektirdiğini ifade eden Ayla Akat, "Bizim elimize geçen notlardan görüyoruz gece de konuşsak tutanakları var, gündüz de konuşsak tutanakları var, evde de konuşsak var, parkta da konuşsak var, partide de konuşsak bunların tutanakları var. Şimdi, böyle olunca tabii bu kadar yorulacak personeli muhtemelen hoşnut tutmak gerekiyor, her çalışmanın bir kadrosunu oluşturmak lazım. Bütçenin büyük bir kısmının dinlemelere ayrıldığına inanıyoruz, çünkü 'Operasyonel bir faaliyeti yoksa nereye para gidecek?' diye soruyoruz" şeklinde konuştu.
Bu müsteşarlığa ortak bir kurum olan Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu'na işaret eden BDP Batman Milletvekili Akat, "KCK operasyonları" adı altındaki siyasi soykırım operasyonlarının Batman ayağı hakında geniş bilgi verdi.
Müsteşarlığın mevcut halini "Toplumu kontrol etme, sindirme, pasivize etme, tek tipleştirme, korkutulmuş bir toplum yaratma ve planlama müsteşarlığına dönüştü" şeklinde tanımlayan Ayla Akat, böyle bir müsteşarlığa gerek olmadığını söyledi. Ayla Akat, "Bu bütçenin kendisine halktan toplanan vergilerle ayrılmasına da gerek yoktur. Bu şartta kapatılması gerekir" dedi.
ANKARA