
Bütçe geneli üzerindeki konuşmaları bu sene BDP Eşbaşkanları yapmadı, BDP Grubu’nun diğer üyeleri söz aldı. BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, ilk oturumdaki konuşmasında, çarpıcı rakamları paylaştı. Türkiye’nin konut, iş, uzun çalışma süreleri, iş yaşamı dengesi, mutluluk endeksi gibi konularda 37 ülke arasında sondan birinci olduğunu kaydeden Kaplan, cinayet işleme sırasında sondan 7’nci; eğitimde, sağlıkta da yine o sıralarda; çevre konusunda da sondan 2’nci olunduğunu söyledi.
Askeri harcamalar şampiyon
Kaplan’ın verdiği bilgilere göre en fazla bütçe askeri ve güvenlik harcamalarına ayrılmış, ancak Sayıştay raporları, denetim ve bilgi yok. Savunma Bakanlığı, Savunma Sanayi Müsteşarlığı, İçişleri Bakanlığı ve MİT, kayıt-mali rapor-tablo sunmadı. Millî Güvenlik Kurulu iç denetçi bile atamadı. Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesi artmasın arağmen denetim yok. Jandarma, kayıtları ibraz etmedi; Kamu Düzeni Müsteşarlığı, görüş bile bildirmedi; Sahil Güvenlik, rapora gerek duymadı.
Diktatör yönetim tarzı
Kabahatin, Sayıştay Kanunu’nda “Askeri ve güvenlik harcamaları denetlenemez” diye son dakikada öneri verip bunu yasalaştıran, torba kanunlarla imkansızlaştıran, gizli yönetmeliklerle denetçileri kışla kapısında bırakan diktatör bir yönetim zihniyetinde olduğunu vurgulayan Hasip Kaplan, şu rakamlarla konuşmasını sürdürdü:
* Polis sayısı 264 bin 477,
* Jandarma 181 bin 233,
* Sahil Güvenlik 5 bin 609,
* Özel Güvenlik 699 bin 945,
* Korucu 82 bin,
* TSK 678 bin 637.
Toplam 1 milyon 829 bin 881 silahlı personel olduğuna işaret eden Kaplan, 40 kişiye bir silahlı personel düştüğünün altını çizdi. Buna karşılık bir hakime yılda 948 dosya; bir hekime 633 hasta; bir rehber öğretmene ise 941 öğrenci düştüğünü kaydeden Kaplan, iktidar anlayışı ile değnekçisi muhalefetin vicdanını yitirdiğini söyledi.
Borçlar katlanıyor
Halkın borcunun katlanarak arttığını ifade eden Hasip Kaplan, şöyle devam etti:
* 2002’de 6,4 milyar iken 2013’te 299,9 milyar. Tüketici kredileri 2005’te 50 milyar iken 2013’te 300 milyara kadar çıktı.
* Tüketici kredisi borcu olan hanehalkı gelir grubuna bakın: 1’den 1.000 liraya kadar -yani asgari ücretli çalışan- 2012’de 38,8; 1.000-2.000 arası 25; 2.000 ile 3.000 lira arasında olan yüzde 12; yani garibanlar, ücretliler.
* Yoksulluk sınırı 1.717; asgari ücret 803. En düşük memur maaşı 1.887; açlık sınırı 1.101; aktif sigortalı 18 milyon, pasif 9 milyon; toplam 28 milyon açlık sınırında, 20 milyon da yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
Kürdistan ve Kürtçe alerjisi
Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Meclis tutanaklarında Kürtçeye uygulanan sansürü de gündeme getirdi. Konuşmalarından geçen Kürtçe ifadelerin “…(x)” şeklinde bırakıldığını ve metnin altına “Bu bölümlerde hatip tarafından Türkçe olmayan bir dilde kelimeler ifade edildi” denildiğini hatırlatan Kaplan, “Kürtçe bir dil değil mi? Kürtçe bir ifadeyi yazamayan Meclis’te özgür idare olur mu? Demokrasi tartışması yapabilir misiniz?” diye sordu.
Tutanak Müdürlüğü’ne giderek “Müdür Bey, Başkanlığın size bir talimatı var mı bu konuda? Çıkarın, istiyorum” dediğini ama “Yok, yazılı bir talimatı yok” denildiğini belirten Kaplan, “Bu hakareti kabul etmiyoruz. Bu saygısızlığı kabul etmiyoruz bu Meclis’te. Bunun düzeltilmesi lazım. Kürtlere saygı istiyoruz, Kürdistan’a saygı istiyoruz” dedi. Meclis Başkanlığı’na seslenen Kaplan, “Sayın Başkan, bu tutanakları celbedin, getirin ve düzeltin. Aksi takdirde dava açacağız” diyerek tamamladı.
Baluken: Cezaevlerini boşaltın
2014 merkezi yönetim bütçe tasarısı hakkında BDP’nin görüşlerini aktaran Grup Başkanvekili İdris Baluken, Kürt halkının siyasal soykırım operasyonlarına karşı direnişi ve bu direnişin getirmiş olduğu çözüm süreciyle beraber, artık bu konseptin iflas ettiğini hatırlatarak, “Bu nedenle, düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü ekseninde yapmış olduğu siyasi çalışmalardan dolayı şu anda cezaevlerinde bulunan tüm siyasetçilerin bir an önce tahliye edilmesi gerektiğini ifade etmek istiyoruz” dedi.
Çalışanların, işçilerin, emekçilerin emekleriyle ortaya çıkan değerlerin, güvenlik politikalarına ve askeri harcamalara ayrıldığı bir bütçe kanun tasarısıyla karşı karşıya olduklarını kaydeden Baluken, şöyle devam etti: “Bu bütçede de gördüğümüz şey, daha fazla silah, daha fazla bomba, tank, uçak, TOMA, gaz ve cop şeklinde halka geri yansıyacaktır. Çevre Bakanlığı’na ayrılan pay binde 3 iken güvenlik politikaları ve askeri harcamalara ayrılan pay yüzde 13’ün üzerindedir. 100 binlerce öğretmen atama için gün beklerken polis sayısı şimdiden 300 binin üzerine çıkmaktadır. Bu anlayış, başlı başına güvenlik ve askerî harcamaları önceleyen polis devleti anlayışını halkın karşısına çıkaran bir iktidarın anlayışıdır.”
Bütçenin mantığı
Bu bütçenin mantığının sadece Kürdistan’la sınırlı değil, ODTÜ’den Kızılay’a, Taksim’den bütün Türkiye meydanlarına kadar, emekçiye ve hak arayan bütün kesimlere gaz fişeği, polis copu ve tazyikli olarak su olarak döneceğine inandıklarını vurgulayan İdris baluken, sağlık alanındaki çarpıcı rakamları da paylaştı: “2008 yılında vatandaşın özel hastanelere vermiş olduğu miktarlar yüzde 30 oranında iken 2010’da bu miktarlar yüzde 90’a, 2013’te ise yüzde 200’e çıkmış durumda. Özel hastanelere aktarılan para miktarları, sadece son on yılda 16,5 kat arttı. Sağlıkta özellikle özel sektörün almış olduğu pay yüzde 6’dan yüzde 30’un üstünde bir orana gelmiş durumda. Özel hastane sayısında ise tam bir patlama yaşanmış durumda.”
Eğitimde tablonun yine aynı şekilde, tam bir fecaat olduğunu ifade eden Baluken, şöyle izah etti: “AKP iktidarları boyunca eğitime yapılan yatırım harcamaları yaklaşık yüzde 10 oranında azalmış durumda. Bütçede azınlık okullarına tek bir kuruş pay bile ayrılmamıştır. Kürt halkını bir halk olarak kabul edip Kürt halkının eşit yaşam talebini içselleştiremediğiniz için ana dilde eğitim talebini bile paraya, ticari mantığa bağladınız. Üstelik, ana dilde eğitimi Kürt çocuklarına yabancı diller statüsünde getirdiniz.”
Demokratik çözüm süreci
Öcalan’ın çağrısının ardından Kürt tarafının gerekli adımları attığını; Türkiye’de yüzyıllık sorunların konuşarak, tartışarak, müzakere yöntemleriyle çözülebileceğine dair güçlü bir umut oluştuğunu ama bu dönemde AKP Hükümeti’nin denk düşen bir tutum ortaya koymadığını hatırlatan Baluken, önerilerini tekrarladı: “Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmasına başlamadan önce bir demokratikleşme, bir yol, alan temizliği önermiştik. O yol temizliği kapsamında özel mahkemelerin kaldırılması; Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması; Türk Ceza Kanunu’nun düşünce, ifade, örgütlenme özgürlüğü önündeki bütün antidemokratik yasaların kaldırılması; siyasi partilerin önündeki seçim barajının kaldırılması; hazine yardımları eşitsizliğinin ortadan kaldırılması; cemevlerine ibadethane statüsü tanınması; yerel yönetimlerin özerklik şartıyla ilgili Türkiye’nin ortaya koymuş olduğu çekincelerin kaldırılmasının son derece önemli olduğunu ifade etmiştik. Maalesef aradan geçen sürede bu konuda herhangi bir adım atılmamıştır.”
Hem adım atılmadı hem de…
Yine, adım atılmadığı gibi, başta cezaevlerinde şu anda ölümün kıyısında bulunan 168 ağır hasta tutuklu başta olmak üzere içerideki milletvekilleri, belediye başkanları ve siyasetçiler için demokratik siyasi çalışmaların içerisine dahil olabilecek yasal çalışmalar ortaya konulmadığını; tam tersine, bu çözüm sürecinde tel örgüler, utanç duvarları, mayınlı araziler, yeni karakollar, kalekollar, korucu kadrolarının yeniden gönderildiğin belirten Baluken, bunun sürdürmenin imkansızlığını vurguladı.
Rojava ile iç içedir
Rojava’da Kürt halkının iradesine düşmanlık yapıp içeride çözüm sürecinin bir tarafı olunamayacağının altını çizen İdris Baluken, “İçeride yürüyen çözüm süreci Rojava’da gelişen devrim sürecinden bağımsız değildir. Bu süreçler iç içedir. Eğer tarihi bir Kürt-Türk ittifakını öngörüyorsanız gerek içeride gerekse de Rojava’da Kürt halkının ortaya koyduğu iradeye saygı duymak zorundasınız. Çetelere vermiş olduğunuz desteği kaldırmak zorundasınız. Ambargoyla kapatmış olduğunuz sınır kapılarını her türlü ilaç ve tıbbi malzeme dahil olmak üzere insani yardıma ve ticari ilişkilere açmak zorundasınız. Bu nedenle Rojava’daki gelişmeler ve AKP’nin Rojava politikaları içerideki çözüm sürecini de doğrudan ve birebir etkileyen bazı sonuçlar ortaya çıkaracaktır” diye konuştu.
Hükümet yanıt versin
İçeride yürüyen bu diyalog süreciyle ilgili ifade ettikleri bütün önerilere Türk Hükümeti’nin bir an önce yanıt vermesi gerektiğini dile getiren Baluken, şöyle tamamladı: “Müzakere süreçlerinin yasal zemini ve hukuki statüsü bir an önce oluşturulmalı. Bu konuda gerek akil insanlardan gerekse de Türkiye’nin vicdan sahibi kanaat sahiplerinden süreci takip edecek üçüncü bir gözün, üçüncü bir heyetin bir an önce oluşturulması gerekir.”
ANKARA