Bunlar sonucunda olanları ise herkes biliyor. Dışarıdan fiske bile vurulmadan dünyanın en büyük partisi ve devleti çürüyen temelleri üzerine çöktü. Ortaya öyle bir enkaz çıktı ki, neredeyse herkes altında kalacaktı. Oysa olup bitenlere yol açan neden çok basitti. Özgürlük, farklılıklara dayalı eşitlik, dayanışma ve paylaşım gibi ilkeler, iktidar ve devlet gibi baskı ve sömürü araçlarıyla gerçekleşemezdi. O halde yapılması gereken açık ve kolaydı. Özgürlük, eşitlik ve dayanışma demek olan sosyalizmi devlet aracından kurtarıp demokrasi aracıyla birleştirmek gerekliydi. Bu çok zor ve çok kolay işi en açık ve kapsamlı bir biçimde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan yaptı.
Kürt Halk Önderi devletçi sosyalizm yerine demokratik sosyalizmi tanımladı. Demokratik, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü toplum paradigmasını geliştirdi. Kadın özgürlüğüne ve demokratik özyönetime dayalı demokratik ulus inşasını öngördü. Böylece demokratik modernite çizgisini yarattı. Bu temelde Kürdistan devrimine yeni bir içerik kazandırdığı gibi, dünyanın tüm ezilenleri için de yeni bir kurtuluş umudu ve bilinci ortaya çıkardı.
Yaklaşık son on yıldır PKK bu bilinç temelinde eğitiliyor ve yeniden yapılandırılıyor. İktidardan ve devletten arındırılmış bir PKK ve PKK’lilik yaratılmaya çalışılıyor. Bu konuda önemli adımların atıldığı ve gelişmelerin yaratıldığı da bir gerçek. Fakat pratik yine de hedeflenene ulaşılamadığını, PKK’nin demokratik modernite çizgisiyle yeterince donatılamadığını gösteriyor. Kendi çelişkisi temelinde çöken reel sosyalizm belirtilerinin PKK’de de yaşandığı görülüyor. Bakur, Rojava ve Avrupa pratikleri bu durumu ortaya çıkarıyor. Bu nedenledir ki, özgürlük devriminin zafer yolunda ilerlediği içinde bulunduğumuz süreçte “Bütün Yönetim Halk Meclislerine” sloganı hayati öneme sahip bir eylem sloganı haline gelmiş bulunuyor.
Kuşkusuz söz konusu alanlardaki pratikler birebir aynı değil. Her birinin farklı yönleri ve sorunları var. Fakat yönetimin parti kadrolarının elinde toplanması, halk meclislerinin yeterince örgütlenmemesi ve yönetimin bu meclislerce seçilen kurullara devredilmemesi durumu da büyük ölçüde ortak. Bu durum PKK içindeki reel sosyalizm etkilerini gösteriyor. Reel sosyalizm etkilerinin demokratik toplum ve demokratik özyönetim paradigması karşısında direndiğini ifade ediyor.
Bu nedenle demokratik konfederalizm sistemini tam örgütleyemiyor ve işletemiyoruz. Özgürlük hareketimizin ulaştığı geniş kitle gücünü örgütlü demokratik toplum haline getiremiyoruz. Toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamına nüfuz edemiyor ve yaşanan sorunları çözemiyoruz. Paradigmamızın içerdiği çok daha geniş kitle tabanına ulaşamıyoruz ve bu çerçevede büyüyemiyoruz.
Bu konuda var olan eski alışkanlık ve anlayışları aşamıyoruz. Deyim yerindeyse ciddi bir darlık ve tutuculuk yaşanıyor. Eski parti ve cephe örgütlülüğünü aşıp demokratik toplum sistemi haline gelemiyoruz. Politik ve ahlaki toplumu işletemiyor ve geliştiremiyoruz. Ortada yetkiyi aşan ciddi bir iktidar gücü fazla yok. Fakat yetki de politik-ahlaki topluma bağlanmazsa iktidara götürür. Bu anlamda yönetim yetkisini parti kadroları olarak elimizde toplayıp halkın demokratik özyönetimlerine devretmeyişimiz tehlike yaratmaktadır. Bugün için darlık ve tutuculuk olmakta, gelecek açısından iktidar tehlikesini ortaya çıkarmaktadır.
Kuşkusuz bu durum ciddi bir sorun ve rahatsızlığa yol açıyor. Halk içinde ve kadrolar arasında ciddi tartışma ve eleştiriyi ortaya çıkarıyor. Toplantılarımızın en temel tartışma ve eleştiri konusu bu oluyor. Bu durumu yeni paradigma temelinde partileşerek mutlaka aşmamız gerekiyor. Fakat görünen o ki, o kadar da kolay ve hızlı gerçekleşmiyor.
Söz konusu tartışmalarda en aktif kesim yurtsever halk oluyor. Kadın ve gençlik hareketleri yoğun eleştiri geliştiriyor. Belliki en çok bu kesimler zorlanıyor. Yurtsever halkın ifadesi şöyle: Kadrosuz çalışma yürümez, ama bu kadroyla da çalışma yürümüyor; o halde kadrolar kendini eğitip düzelterek gelmeli ve çalışmaları yürütmelidir! Yurtsever halkın “Bu kadroyla çalışma yürümüyor, kadrolar kendini eğitmeli” biçimindeki görüşü doğru ve kabul etmek gerekiyor. Fakat “Kadrosuz çalışma olmaz, eğitimli kadrolar gelip çalışmaları yürütsün” görüşü doğru değil ve reddetmek gerekiyor. Bu görüşe karşı “Halkın demokratik işleri kendisinin sahiplenmesini ve örgütlenip yürütmesini” geçirmek gerekiyor. Halkı buna yöneltmek şart. Demokratik sistemin yaşam bulması buna bağlı.
Bunu yapmak da kuşkusuz partiye ve onun kadrolarına düşüyor. Bazı kadrolar bunu yapmaya çalışırken, bazıları da yetkici davranarak “Madem halk bize muhtaç, o halde biz de halkın ve partinin istediği gibi değil, kendi istediğimiz gibi oluruz” diyorlar. Sorunu da esas olarak bu anlayış ve bunu esas alan kadrolar oluşturuyorlar. Darlık, tutuculuk, keyfiyet, kendini beğenmişlik, kendine görelik, yetkicilik, iktidarcılık böyle ortaya çıkıyor. Bu da hareketi daraltıp, gelecek açısından tehlike oluşturuyor.
Belliki bu kadro yeni paradigma temelinde kendini değiştirmemiş ve pratikleştirmemiştir. Bu durumda olan kadronun ya hemen kendini yenilemesi, ya da görevden alınarak engel olmaktan çıkarılması gerekir. Pratik gösteriyor ki, bu işin başka yolu yoktur. Kadroları eğitip değiştirme işini ve yeni kadrolar yaratma çalışmasını büyük bir ciddiyetle yürütmek gereklidir.
Kadroları engel olmaktan çıkartma ve işlevsel kılma nasıl olacaktır? Kuşkusuz devrim, parti öncülüğü olmadan gerçekleşmez. Ama parti yönetimi de demokratik toplum sistemini yaratmaz. Parti öncülüğü demek partinin halkı yönetmesi demek değildir. O halde partiyi yönetim olmaktan çıkartıp gerçek öncü konumuna getirmek gerekir.
Halkın eğitimini, örgütlenmesini ve yönetim iradesini geliştirmek kadro desteği olmadan gerçekleşmeyeceğine göre, o halde halkın demokratik özyönetimi alanında az ve ölçüleri yüksek kadroları görevlendirmek gerekir. Bu alanlardaki kadrolar yetkiciliği tamamen aşmış ve halkın içinde erimiş olmalıdır. Bunun dışında parti kadrolarını esas olarak eğitim, propaganda ve savunma çalışmalarında görevlendirmek ve parti öncülüğünü bu temelde tesis etmek en doğrusudur. Böylece parti öncülüğü ideolojik ve savunma alanında gerçekleşecek, bütün yönetim halka ve onu temsil eden halk meclislerine geçecektir. Demokratik toplum sistemi ve demokratik özyönetim böyle gerçekleşir.
O halde demokratik konfederalizm sistemini inşa eder ve demokratik toplumu geliştirirken ciddi bir düzeltmeye ve yeniden yapılandırmaya ihtiyaç vardır. En başta kadrolar yönetimi halk meclislerine devretmelidir. Parti öncülüğü yeni paradigmaya uygun ve doğru bir biçimde tesis edilmelidir. Yurtsever halk ise kendi gücüne güvenmeli ve kendini yönetme iradesini göstermelidir. Halk meclisleri gerçek bir karar ve denetim gücü haline gelirken, meclislerin seçtiği yönetimler tüm görev ve sorumluluğu üslenmelidir. Bu temelde halk meclisi, komünü olmayan ve halkın özyönetimine kavuşmayan hiçbir alan bırakılmamalıdır.
Kuşkusuz bu bir dönemlik değil, sürekli olmalıdır. Hiçbir zorluk Kürt Özgürlük Hareketini bu çizgiden saptırmamalıdır. Reel sosyalizmden ders çıkaran ve onu aşan demokratik sosyalizme ancak böyle ulaşılır.
Bütün yönetim halk meclislerine
‘Bütün İktidar Sovyetlere!” sloganı Rus devriminin en etkili sloganıydı. Devrim biraz da bu sloganın çekiciliğiyle gerçekleşti. Fakat önce Sovyetlere verilen iktidar, tek parti yönetimi altında giderek partinin eline geçti. Bu da bürokratik devlet yapısını büyüttükçe büyüttü. Öyleki giderek büyümüş iktidara parti kadrosu yetmedi. Sonunda iktidarı elinde tutan herkes parti üyesi yapıldı. Böylece parti, iktidar ve devlet iç içe geçerek özdeşleşti.