- Türkiye‘nin önünde iki seçenek var; ya Kürt sorununda demokratik çözümün önünü açıp 'ortak devlet' olacak ya da daha fazla uluslararası bir sorun haline getirecek.
CAFER TAR
Cumhuriyet tarihinin en önemli siyasi gelişmelerinden biri olan Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde çok büyük gerilimler olmadan yeni bir aşamaya geçilmek üzere. Türkiye Meclisi, 10 Ağustos‘ta 'çerçeve yasa'yı kabul ederek aslında sadece bir kapı araladı fakat asıl iş/sorumluluk o günden sonra başladı. Bir yasanın çıkarılması ile yasayı içeriğine uygun hayata geçirmek başka şeylerdir.
Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, yeni yasama yılının açılışında yaptığı konuşmada kabul edilen yasanın uygulama aşamasına geçildiğini ifade etti. Bu noktada Kurtulmuş‘un yeniden Meclis’in sorumluluğuna vurgu yapması önemlidir, çünkü Türkiye‘nin bu kadar önemli bir sorununda sadece bir yasa çıkararak sorumluluğu yürütmeye devredemez.
Numan Kurtulmuş, bütün partilerin katılacağı bir izleme komisyonundan bahsetti; bu oldukça yerinde ve önemlidir. Olası bir izleme komisyonuna sadece Meclis’te grubu bulunan partilerin değil, sivil toplum örgütlerinin de katılımı esas alınmalıdır. Bu süreçte inisiyatif sadece devlete verilmemeli, geniş toplum kesimleri de sürece katılım göstermelidir.
Ayrıca hiç kimse Kürt sorununda demokratik çözüm ve Türkiye‘nin demokratikleşmesi sorununu sadece bir yasa ve onun yürütme tarafından hayata geçirilmesiyle çözülebileceğini düşünemez. Muhakkak hem toplumsal alanda hem de yasal alanda yapılacak çok şey var. Meclis, muhtemelen bundan sonra da çıkaracağı yasalarla sürecin hukuki ve toplumsal alanda sağlıklı işlemesine katkı sunmalıdır.
'Çerçeve yasa' sıradan bir yasa değildir. Kanunun amacı, ilk aşamada PKK‘nin fiilen varlığının sona erdiğinin ve sahip olduğu silahların devlet güçleri tarafından tespit edildiğinin MGK'nin kararıyla teyit edilmesi ve kararın Resmî Gazete‘de yayımlanması olarak tanımlanıyor. İkinci aşamada ise soruşturmalar durdurulacak, kimi mahkumiyet hükümlerinin infazı ertelenecektir. Bu aşamada çıkan kanun sadece bir başlangıç olması açısından önemlidir; bu kanunla çözüme giden yolda bir kapı aralanıyor ama hala gidilecek uzun bir yol var.
Dolayısıyla hiç kimse “yasa çıktı, Kürt sorununun çözümü konusunda yasal zemin artık oluştu” gibi bir yanılgı içerisinde olmamalıdır. Asıl süreç şimdi başlıyor; hiçbirimiz henüz yasanın nasıl uygulanacağını pratikte deneyimleyemedik. Bu noktada hem devletin hem de Kürt tarafının önünde yapılacak çok şey var.
Türkiye nereden baksanız 200 yıldır demokratikleşmeye çalışıyor ve bu noktada hiç kimse, Türkiye‘nin istenilen yerde olduğunu düşünmüyor. Osmanlı‘dan günümüze Türk devlet geleneği ulusal sorunla meşgul ve bu konuda kimseyi tatmin eden bir pratik sergileyemedi. Dolayısıyla sorun sadece herhangi bir yasaya indirgenemez; Türk devlet geleneğinin bundan sonra “Ulusal mesele ve demokratikleşmeyi“ nasıl ele alacağıdır. İkincisi ve daha önemlisi, Türkiye halklarının bütün bu tartışmalara nasıl katılacağıdır.
Sorun, sadece silahların bırakılması ve çatışmaların sona ermesi olarak ele alınamaz. Devlet, Kürt sorununda süreci oyalama ve geçiştirme yoluna gitmeye çalışırsa süreç en başa döner ve bundan sonra olacaklar muhtemelen bugüne kadar olanlardan çok daha kötü olur. Geçmişte sorun biraz daha lokaldi, ancak artık Kürtler ve Kürt sorunu, jeopolitik olarak her zamankinden daha önemli hale geldi.
Kürt sorununun bundan sonra çok daha fazla 'alıcısı' var, bunların her biri Türkiye ile farklı nedenlerle rekabet halindedir ve Kürt sorununu pekala kendi dış politikalarının bir bileşeni haline getirebilirler. Türkiye‘nin önünde gerçekten artık sadece iki seçenek var; ya Kürt sorununda demokratik bir çözümün önünü açıp ortak devlet olacak ya da her geçen gün daha fazla uluslararası bir sorun haline getirmeye devam edecek.
Türkiye‘de 100 yılı aşan, son 40 yılda da yoğun çatışmalarla günümüze kadar gelen Kürt sorunu, sadece yasa çıkararak da çözülemez. Eğer bu ülkede artık silahlar susacaksa en başta Kürtler olmak üzere toplumun en geniş kesimleri konuşmaya başlamalıdırlar; siyasetin işi bunun önünü açmak olmalıdır. İşte bunun olabilmesi için ise Meclis’in bu sürecin yasal olarak önünü açması gerekiyor, çünkü mevcut yasalarla toplumun siyasete aktif katılımının ve özgür tartışmaların olanağı yoktur.
Türkiye, bundan sonra mecburen ana dilde eğitim başta olmak üzere Kürtlerin ulusal demokratik haklarını, yerel demokrasiyi ve kayyumları, ifade özgürlüğünü, anayasadaki vatandaşlık tanımını konuşmak zorundadır. Mevcut yasal mevzuat bu tartışmaya izin vermez; ilk elden mevcut yasal mevzuat bu türden özgür bir tartışmanın zeminini oluşturmalıdır.
Bu noktada Meclis çalışmaları yeni dönemde oldukça önemli olacaktır. DEM Parti‘nin Meclis çalışmaları, yeni dönemde her zamankinden daha önemli olacaktır. DEM Parti, bütün bu gelişmelerle birlikte sadece aracı, süreci eleştiren bir yapı olmaktan çıkmalı; Kürt sorununda çözüm ve Türkiye‘nin demokratikleşmesi konusunda somut önerilerde bulunmalı; bütün Türkiye halkları ile doğrudan iletişime geçmenin yollarını bulmalıdır.
Türkiye‘de uzun bir süredir silahlar susmuş ve bu insanlarda büyük bir rahatlamaya yol açmış durumda. Bütün zorluklarına rağmen insanlar geleceğe biraz daha umutla bakıyo fakat bu asla yeterli değil. Sorun, bundan sonra şiddetsiz, demokratik bir toplumun kurulup kurulamayacağıdır. Bu da mücadele, emek ve sabır gerektiren uzun bir süreç olacaktır; bu noktada örgütlü, ne istediğini bilen bir toplumsallık ve onu tamamlayan ideolojik netlik önemli olacaktır.