
Ancak çok geçmeden yanıldığımı anladım. İkinci Dünya Savaşı‘nda büyük oranda hasar gören Fridericianum Müzesi’de açılan sergiyi gezdikten sonra ilgimi çeken eserleri sizlere tanıtmak istedim. İlk olarak giriş kapısında bilete ilişkin formaliteleri bitirdikten sonra, kadın görevliye nereden başlayayım diye sordum.
Görevli beni zemin katta yuvarlak kubbeli bir odaya yönlendirdi. Küçük olan odada ilk gözüme çarpan resim Vandy Rattana’nın Kamboçya’da çektiği göl fotoğrafıydı. ‘Bombalı Göller’ adlı fotoğraf, ABD’nin Vietnam savaşında, Kamboçya’ya yönelik gerçekleştirdiği bombardıman sırasında oluşan göllere aitti.
Resim, Rattana’nın objektifinden savaşın yıkımının ne derece korkunç olduğunu gözler önüne seriyordu. Bomba, insanları öldürdüğü gibi, doğayı da tahrip ediyordu. Vietnam savaşının korkunç yıkımını anlatan bir fotoğraf. Yuvarlak odada bir kaç metre ileride bir masa. O masada ne bir tablo ne de fotoğraf var. Yalnızca görüntü gösteren bir küçük laptop... Görüntülerde, akşam saatlerinde gösteri yapan bir kalabalık. Çekim, Kahire’de doğan ressam Ahmed Basiony’ye aitti. Kendisi akustik ve görsel medyalarla uğraşıyor. Aynı zamanda müzisyen ve öğretmen.
Mısır halkının özgürlüğünü ve barışı savunan Basiony, Mısır halkının devrimine inanıyordu. Basiony, 28 Ocak 2011 ‘Arap Baharı’nın ilk gününden beri gösteri yaptığı Tahrir Meydanı‘nda polisler tarafından 5 kurşunla infaz edilmişti.
Asefi’nin tehlikeli işleri
Daha sonra bir resim ilgimi çekiyor. Resimin adı ‘Dare Shamali’ ve öyküsü de ilginç. Muhammad Yusuf Asefi’nin tehlikeli bir öyküsü…
Muhammad Yusuf Asefi 90’lı yılların sonu ve 2000’li yılların başında Taliban rejiminden çeşitli hilelerle çok değerli 80 resimi kurtarabildi. Peki nasıl ve neden yaptı bunu? Nasıl, Asefi sulu boyayla insanları ve hayvanları çeşitli şekillerde değiştirmiş. Çünkü Talibanlar, insan ve hayvan figürlerini gösteren eserleri dine aykırı olduğu gerekçesiyle tahrip ediyordu. Muhammed Asafi, resimleri Taliban rejiminden sonra resimleri suyla temizleyip, restore etti ve eski haline getirdi. Resimi inceledikten sonra ikinci kata geçtim. Geç saat olmasına rağmen ikinci kat tıklım tıklımdı. Merdivenler yoğunluktan dolayı daralıyordu. Gençlerin, orta yaş ve yaşlılardan daha fazla olması dikkatimi çekti.
İkinci kata çıktıktan sonra karşıma çıkan ilk odaya girmeyi tercih ettim. Bembeyaz bir duvarın üstünde ilk bakışla savaşı, zulmü, acıyı, kederi ve ölümü yansıtan kocaman resimlerle karşı karşıya geldim. Yanılmamıştım…
Resimler Hannah Ryggen’e ait.
‘Rüyaların Ölümü- Drommedod’ adlı eserde sadece yük ve ip kullanmış.
Soldan başlarsak, ilk bölüm cezaevine benziyor. Demir kapılar, mahkumlar, elleri kelepçeli insanlar. Orta bölümü, üç gardiyan ve aralarında işkence görmüş bir mahkum. Sonuncu resim ise, sağdaki resimdeki gibi cezaevine benziyor ama sadece kadınların tecrit edildiği bir cezaevi. Hannah Ryggen, bu resimde Hitler’in cinayetlerini, cezaevi uygulamalarını unutturmamak istemiş ve kilisenin bu uygulamlara karşı sessizliğini eleştirmiş.
Bu arada Amerikalı ressam Llyn Foulkes’dan bahsetmek istiyorum. Los Angeles’te yaşayan Llyn Foulkes’in çeşitli materyallerle hazırladığı eser oldukça enteresan... Örneğin kum, teneke, çakıl taşları, ağaç talaşı gibi malzemeler kullanıyor. ‘Kaybedilmiş Sınırlar’ adlı eseri işte bu malzemelerden oluşuyor. Foulkes, ABD’nin çöküşünü anlatmak istiyor eserindi. Resimlere dikkatli bakıldığında iki ülke ve iki toplumun var olduğu görülüyor. Birinci toplum/ülke gözlemciye göre daha harap olmuş. İkinci toplum/ülke ise sınırın arkasında. Dikkat edildiğinde resimde yıkımı göremiyorsun. Sınırın üstünde ünlü Mickey Mouse’u andıran silahlı bir nöbetçi duruyor.
Documenta 13’te insanlığın sorunlarını, siyaseti, tarihi ve ekolojiyi yansıtmak isteyen eserler bulunuyor.
Güzel düşlü işgalcilere…
Documenta 13 nedeniyle ‘Yeşil yüzlü’ Kassel’e dünyanın birçok yerinden insanlar geliyor. Dünyanın dört bir yanından sanat tarihçileri, aktörler, kültür-sanat alanında okuyan öğrenciler, müzisyenler, magazin dergilerine dekor olan mankenler, hafızayı tazelemek isteyen politikacılar Kassel’in yolunu tutmuş durumda.
Fridericianum Müzesi’nin etrafı bu kültür etkinliği nedeniyle oldukça canlı. Kafeteryalar, turistler için açılan standlar, yiyecek-içecek standlarının önünde insanlar kaynıyor. Ancak dev binanın etrafındaki çadırlar da ilgimi çekiyor. Çadırlarda, Frankfurt’da Avrupa Merkez Bankası (AMB) önünü sisteme yönelik protestoları yürüten Blockupy ‘İşgal Et’ eylemcilerini görüyorum. Onlar Frankfurt’ta polisin şiddetine maruz kalmış, çadır kent zorla boşaltılmıştı. Fridericianum Müzesi onların yeni mekanları olmuştu. Documenta 13’ü sömürgecilik karşıtı, savaş karşıtı amaçları için yeni bir durak olarak görüyorlardı.
ÇETİN DEMİRBİLEK / KASSEL