İnsan yanılabilir. Düşünürler, bilgeler, bilim insanları yanılabilir. Devletler, hükümetler, politikacılar yanılabilir.
Yanılgılar insan hayatının ve evriminin bir parçası; her anında, her kademesinde, her durağında var.
Kısacası herkes, düşünen her beyin yanılabilir.
En muhkem, en kusursuz deneyimler bile beklen sonuçları vermeyebilir.
Ancak bir sorun var: Zaman!
Gerekli olanı yapmak/elde etmek için zamanınız yoksa ya da zaman aralığınız darsa, sürüp giden yanılgıları tolere edemezsiniz!
Zira yanılgılar giderilemezse hatalara yol açar, hatalar da büyük kayıplara…
İktidar, yaşadığı yanılgıları görmediği, sürekli tolere ettiği için ha bire hata yapıyor; hatalar da her geçen gün daha büyük kayıplara/yıkımlara yol açıyor.
* * *
Şimdi, İktidarın kulağına ha bire “pıs pıs”lanan, iktidarın da kendini iyiden iyiye kaptırdığı, hatta politik-toplumsal başarısının ölçüsü saydığı yanılgı şu; düşünüyor ve diyorlar ki:
“Kürt politikasında başarılıyız. BDP merkezli operasyonları başarıyla yürüttük. KCK olayını bitirdik. Kürtlerin en büyük en örgütlü gücünü böylece kriminalize ettik. Kadro gücünden düşürdük, kurumsal yapılarını zayıflattık. Siyasal temsiliyetini tartışılır hale getirdik. Marjinal sınırlara çektik. Kitle desteğini, eylem gücünü kırdık, sokakları boşalttık. Artık eski güçleri yok.
Bu durumda Kürt hareketi, BDP artık muhatap değil; bu güçte, özellikte de değil.
O zaman doğru yoldayız. Devam edersek, yerel ve genel seçimlerde alacağımız sonuçlarla Kürt hareketini, dolayısıyla Kürt sorununu bitiririz…”
Aynen böyle düşünüyorlar, dediğim gibi destekçi medyanın, bilirkişilerin, pek akıllı danışmanlarının salık verdiği, yazıp çizdiği de bu…
“Kürt siyasal temsiliyeti bitti bitecek!”
“Ya da en kötü ihtimalle kitle desteğinden olmuş, temsil niteliği ve yeteneği kalmamış etkisiz bir aygıta dönüşecek…”
AKP, “son Kürt muharebesini” kazandığını düşünüyor ve uzunca bir zamandır sorunlara da böyle bir açıdan yaklaşıyor.
* * *
Bunun için sorumluluk duymuyor ve sorunsal yaklaşmıyor. Temel meseleleri görmezden geliyor. Değişim ve demokratikleşme konusunu es geçiyor. “Kürt sorunu yok” diyor. Tecride kayıtsız kalıyor. İmralı-Oslo görüşmelerini basite indirgiyor.
Daha da önemlisi 50’li günlere yaklaşan açlık grevlerini, grevcilerin taleplerini ve ölüm sınırındaki hallerini “hayati” bulmuyor.
Öyle bir “vur patlasın, çal oynasın” hallerde ki, hiçbir toplumsal sorunla yüzleşme, giderme ihtiyacı duymuyor.
Yaptığı tek şey ise palazlanmak…
Ana muhalefeti ve demokratik Kürt muhalefetini “sindirmiş olmanın” rahatlığıyla palazlanıp duruyor.
* * *
Ancak büyük yanılıyor.
Bir iktidar, kendini hakikatlere bu kadar kapatmış, bu kadar manipüle edilmiş, yanılgılara boğulmuş bu kadar öznelleştirmiş olamaz.
“Kürt hareketinin ayaklarını yerden kestim, Kürt meselesini hallettim” aymazlığını yaşayamaz.
Kürtler ve Kürt sorununa ilişkin AKP’nin kulağına “fısıldanan” bazen de yüksek sesle kurulan her cümle, yapılan her tahlil, sadece aldatmadan ve aldanmadan ibaretir.
Ne Kürt sorunu gündemdeki yerini yitirmiş ne de demokratik Kürt güçleri ana gücünden bir şey kaybetmiştir.
Pratik ve politik yenilgiler/kayıplar yaşatmaksızın sadece devlet/iktidar gücüne dayalı operasyon ve tutuklamalarla ortaya çıkan sayısal sonuçlar üzerinden –ki bunların tamamına yakını politik arenaya mahkemelerdeki duruşları ve açlık grevleriyle geri dönmüşlerdir- kendine başarı atfetmek büyük yanılgıdır.
Türkiye açısından kayıplara yol açabilecek büyük bir hatadır.
Dahası körlüktür.
Kürtler ne bir doğrultu eksilmesi yaşamış ne de demokratik siyasal mevzilerini terk etmiştir. Öyle sanıyorum ki hayat ve hakikat bunu çok daha yakıcı tarzda gösterecektir.
Ancak bir sorun var: Zaman gerçekten de daralıyor!
delil-karakocan@hotmail.com
Büyük yanılgı...