'Örgüt üyesi olmak’ Kürt halkının kırk yıla varan özgürlük mücadelesinin her aşamasında gündemde olmuş, ilgili-ilgisiz herkes örgüt üyeliğinden yargılanmış, tutuklanmış, katledilmişti. KCK operasyonlarında da durum aynıydı. Geçmiş yıllarda da buna benzer gerekçeler hep vardı.
Kürt sorunun demokratik çözümünün en çok konuşulduğu Oslo sürecinde, nihayetinde iki yıla yakındır süren çözüm sürecinde de durum değişmedi. Yani Kürtlere dönük siyasi soykırım operasyonlarının yapılmasına hep bir gerekçe.
12 yıllık AKP Hükümetinin 'Eski Türkiye’ diye tanımladığı dönem ile 'Yeni Türkiye’ arasında Kürtler açısından ne gibi farklar var? 'Asmayalım da besleyelim mi?’ anlayışından 'tutuklamayalım da büyütelim mi?’ anlayışına geldi. Yani 'ya öldürelim, ya da içerde çürütelim.’ Kaldı ki binlerce faali belli cinayetleri aydınlatmayan 'Eski Türkiye’ydi, ama yeni faali belli cinayetleri işleyen de katillerinden hesap sormayan 'Yeni Türkiye’ anlayışıdır. Kaldı ki Roboskî’nin, 6-7 Ekim'de katledilenlerin failleri, Berkin Elvan’ın, Uğur Kurt’un, Medeni Yıldırım’ın, Ethem Sarısülük ve daha bir çoklarının failleri halen sokaklarda yeni katliamlar yapıyor.
Türk devletinin anti-Kürt ve tekçi zihniyetiyle oluşan ulus devlet yapısı her geçen gün bütün çıplaklığı ile daha fazla sırıtmakta. Anti-Kürt ve teklik stratejisi üzerine kurulmuş olan bölge ülkeleri sırasıyla tek tek kaos yaşamaktadır. AKP Hükümeti ise bu kaosu anti-Kürt ve tekçi stratejisi üzerinden ötelemeyi halen umut etmektedir. Anti-Kürtlük ve teklik üzerine kurulmuş olan bu devlet geleneği bütün iktidarların temel argümanı olarak Türk devleti tarihinde değişik yöntemlerle uygulandı. Kürt Özgürlük Hareketi ise 'tek’lik stratejisi üzerine kurulmuş olan bu devlet geleneğini değiştirmek ve Türkiye’de yaşayan halkların ortak geleceği için büyük bir mücadele vermekte. HDP’nin programını oluşturan bu anlayış her geçen gün yaşam bulmakta ve taraftar toplamakta. HDP’de ki bu büyüme AKP’nin küçülmesi anlamına geldiğinden Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere HDP Eşbaşkanı Demirtaş üzerinden saldırılarını arttırmaktadır.
Demirtaş "Makul şüphe paketini sokakta engelleriz" sözlerine Erdoğan "Halkı sokağa dökmek isteyenler yargıdan kurtulamayacaktır" diyerek tehdit ederken, Başbakan Davutoğlu ise "dökülecek her kandan Demirtaş sorumludur" diyor.
Tabii ki buradaki saldırının hedefi HDP’nin halkları ve toplumun bütün kesimlerini kucaklayan çizgisine saldırıdır.
HDP’nin bu pakete muhalefet etmek ve engellemek istemesi en doğal hakkıdır. Çünkü bu paket Türk devlet geleneğinin anti Kürt ve tekçi zihniyetinin ürünüdür. Tekçi devlet zihniyeti 90 küsür yıldır Türkiye halklarını 'güvenlik’ politikaları ile inkar etmiştir. Güvenlik olarak ortaya konulan ise kamu güvenliği değil, tekçi ulus devlet güvenliğidir.
HDP’nin büyümesi-AKP’nin küçülmesi anlamına gerçekten gelir mi? Buna evet demek gerekiyor. Devletin bütün imkan ve kurumların kendi hizmetinde kulllanan bir Devletin büyük imkanlarını kullanan iktidar düşünüldüğünde inandırıcı durumaya bilir. Ancak burada ki püf nokta HDP’nin Türkiye halklarının ve toplumsal kesimlerin sorunlarına ve ihtiyaçlarına dönük çözümleridir. Türkiye halklarının ihtiyacı olan demokratik toplum projesi HDP’nindir. AKP’nin ise Türkiye halkları diye bir gündemi yoktur. HDP’ye dönük saldırıların esasını da bu demokratik toplum projesi oluşturmaktadır. Düşünün bir kere AKP, CHP ve MHP’nin Türkiye halkları için ne gibi projeleri var? Hangi partinin hedef ve programı içerisinde demokratik toplum projesi bulunmakta? Tekçi ulus devlet zihniyetinde ortaklaşan bu partilerin böylesi bir projesi olmasını düşünmekte abes zaten. Dolayısı HDP’nin büyümesi böylesi bir sonuç doğurur. Büyüme sadece rakamlarla ölçülecek bir durumu ifade etmez. Niteliksel yanı ve çözüm kapasitesi Türkiye halklarının ortak, demokratik geleceğinin sağlanmasıdır büyümek. HDP’ye dönük saldırıların bir diğer nedeni de yaklaşan seçim ve seçim barajı tartışmaları. AKP Hükümeti 'sokağa çıkanı vururuz. Sorumlusu da sizsiniz’ diyerek HDP’nin imajını zedelemek istemektedir. HDP büyürse sokaklar karışır diyerek hem seçim barajı tartışmalarını ötelemiş oluyor, hem de HDP’nin büyümesi önüne algı barajı oluşturuyor. Oysa HDP Türkiye’nin ana muhalefet partisidir ve kamu güvenliğinin demokratik toplumdan geçtiğini en iyi bilen bir deneyime sahiptir. Öte yandan sokak muhalefet etmenin en önemli alanlarından biridir. Son yıllarda sokağa çıkmayan toplumsal kesim kalmadı. Bir ülkenin demokratik toplum düzeni yoksa sokak muhalefeti kaçınılmazdır. Ve eğer bir ülkede sokak muhalefeti yasaklanıyorsa o ülkede diktatöryal bir düzene gidiliyor demektir.