Wan’da yaşanan depremin ardından kentte dayanışma nöbeti tutan Amed kadın kurumları temsilcilerinin, asker gözetimindeki çadır kentte kadınlar ile görüşmesine izin verilmedi. "Çadır kentte kadınlar tecrit altında" diyen kadınlar, “Kampta saklanan bir şeyler var mı? Neden çadır kente girişimize ve kadınlarla görüşmemize izin verilmedi” diyerek tepki gösterdi.
Wan’da yaşanan depremin ardından kurulan ve asker gözetimindeki çadır kentler, yurttaşların sosyal yaşamını sağlayacağı bir alandan ziyade uygulamaları ile adeta askeri kampı andırıyor. Depremzedelerin 24 saat izlendiği çadır kentlerde giriş çıkışlar da asker kontrolünde yapılıyor. Amed’den gelen ve kentte dayanışma nöbeti tutan kadın kurumları, İskele Caddesi’nde bulunan Mimar Sinan Çadır kentinde kalan kadınlar ile yapmak istediği görüşme askerler tarafından engellenerek, kadınlar çadır kente alınmadı. Ceren Kadın Derneği, Ceren Dayanışma Merkezi, Diyarbakır Kadın Sorunlarını Araştırma Merkezi (DİKASUM) temsilcileri ile Van Belediyesi çalışanları askerler tarafından zorla çadır kentten çıkartıldı.

Saklanan birşey mi var?
Burada özellikle kadınlarla görüşerek ihtiyaç listesi hazırlamak isteyen kadınlardan Ceren Kadın Derneği’nden Gülsün Altan, kampa girişlerine izin verilmemesine tepki gösterdi. Altan,“Sadece kadınlarla görüşüp ihtiyaç listesi hazırlayacaktık. Kadınların çok fazla sorunları olduğunu gördük. Hatta bazı kadınların başka çadırlardaki kadınlarla konuşmalarına bile izin verilmediğini duyduk. Bu bir tecrittir. Kampta saklanan bir şeyler var mı? Neden çadır kente girişimize ve kadınlarla görüşmemize izin verilmedi?” diyerek tepki gösterdi.

Bakanlıktan izin gerekiyormuş!
Ceren Kadın Dayanışma Merkezi temsilcisi Meral Tekin ise, kamplardaki kadınların tecrit altında tutulduğuna ve kimseyle görüşmelerine izin verilmediğini belirterek, kadınların sürekli olarak kontrol altında tutulduğuna söyledi. “Kampa girişimize izin vermeyerek, biz de kampta gizli işler yapılıyor hissini yaratıyorlar” diyen Tekin, “Bize Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan izin getirmemizi söylediler. Yanımızda belediye çalışanı resmi görevliler olmasına rağmen kampa almadılar. Kurum kimliklerimizi gösterdik. Yine de ikna edemedik. Belli ki bu çadır kentler insanların toplu yaşam alanı olabilmesi için uygun yerler değil. Bu nasıl bir uygulama” diyerek şaşkınlığını ifade etti.

Askerin çöp korkusu!
DİKASUM temsilcisi Helin Baveraslan ise elinde fotoğraf makinesi olduğu için arkadaşlarına göre daha sert bir tepki ile karşılaşmış. Askerlerden birinin “Sen bu makine ile buradaki çöpleri çekip çadır kenti deşifre edeceksin” diyerek tepkisini alan Baveraslan, “Biz çadırkente kadınlarla görüşüp rehabilite anlamında ve maddi anlamda ihtiyaç belirlemesi yapacaktık. Ancak buna izin verilmedi. Fotoğraf makinemi bile neredeyse suç unsuru sayacaklardı. Çadır kentler yaşam alanlarından daha çok askeri kampları andırıyor” dedi.


EVRİM KEPENEK - 
DİHA/WAN