9 Ekim 1999’da Önder Apo şahsında, Kürt Halkı üzerinde uygulanmak istenen komplo bir kez daha 9 Ekim 2019’da Rojava Kürdistanı’nını işgal girişimi ile denenmek istendi. Günümüz siyasetinde de alınan birçok kararın tarihi tesadüf değildir. Belki de bize göre tesadüfler en çok Kürt halkı şahsında somutlaşmaktadır. Tıpkı Ermenileri Nisan ayında katlettikleri ve ardından kalanları da tutuklamaları gibi ve bu olayla bağlantı kuraraktan, yine Nisan ayında KCK adı altında Bakur Kürdistan’ında başlattıkları tutuklama furyaları gibi. Evet, tarih tekerrür ettirilmek isteniyor, peki ya ezilen halklar egemenlere bir kez daha tekerrür etme hakkı verecek mi?
Tarihte yaşanan olaylar çoğu kez birbiriyle benzerlik gösterir. Tabi eğer ki ders çıkarılırsa ne ala fakat eğer ki ders çıkarılmasa aynı hazin sonla baş başa kalınır. Bugün tıpkı Erdoğan’ın yaşayacağı son gibi, sözde yüce Osmanlı imparatorluğunun –zamanın da dünyanın dört bir tarafına hüküm etmişse de- çöküşü gibi.
Türk devleti tarihinde, dünya siyaseti sahnesinde ancak bu kadar pejmur de olabilirdi. Elbette bu pejmurdeliğe sadece AKP-MHP yani Erdoğan ve Bahçeli faşist rejimi öncülük yapmadı. Onların yanında çakma Cumhuriyetçi CHP, yalaka siyasetçi, sanatçı- gerçek sanatçılara hakaret etmeden-, futbolcu, oyuncu vb. artık bu saydıklarımızı daha da artırabiliriz, öncülük yaptılar. Fakat tüm bu çabalar derin bir sudan kurtulmak için boşa kulaç atmaya çalışan bir yüzücüye benzemekten kendini alamadı. Verilen tüm çabalar yüzücüyü bekleyen hazin sondan kurtaramayacak çünkü yüzücü boyunu aşana sularda yüzmeye yeltenmiştir.
Türkiye de bugün yürütülen siyaset, Erdoğan’ın son çırpınışları, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış zamanlarını ne kadar da andırır oldu. Her ne kadar o kendini yükseliş dönemi padişahlarına benzetse de, tünelin ucunda görünen ışık onun silüetini yansıyor ve tam tersi yıkılış dönemi padişahı olacağını, olduğunu göstermektedir. 1900’ler dünya tarihinde emperyal güçlerin Ortadoğu’da tampon devlet stratejisi ve böl, parçala, yönet stratejisi eşliğinde bölge de hakimiyet kurma isteminin Türkiye, İran, Irak ve Suriye gibi devletçiklerin oluşturulmasıyla somutluk kazanmıştır. Dönemin Yahudi lobileri -her ne kadar o zaman bir devletleri olmasa da, o dönem de mevcut ve oluşturulan ulus devletlerin yapılandırılmaların da başat rol oynamaktadırlar- Erdoğan’ın kader ortağı olan Abdülhamit’in çırpınışlarına koşu verirler. Takati kırılan padişahın karşısına 4 şartla çıkarlar. Bu şartlar saltanatın yıkılması karşılığında, Osmanlı’ya bölge de askeri bir üs verileceği, siyasi anlamda Avrupa’ya karşı Osmanlı’ya destek verileceği, mali yardım yapılacağı ve gençlerine Avrupa’da değil İsrail’de okutma şansı verileceğidir. Bu şartlar karşılığın da takatsiz kalan padişah, lobilerin oyununa gelir ve Musul ve Kerkük’ten de vazgeçerek yeni devletçiğine razı edilir.
Erdoğan’ın bir diğer kader ortağı da diktatörlüğü ve mazlum halkların kanı ile varlığını sürdürmeye çalışan fakat miyadı dolduktan sonra onu yaratanlar tarafından idama götürülen Saddam’ dır. Saddam İrak ve dünya siyaset tarihinde, döktüğü mazlum Kürt halkının kanıyla yerini aldı. Saddam, Kuveyt işgal hareketini başlattıktan sonra dünya hegemon güçlerinin kontrolünden çıktı ve artık hegemon güçler için bir tehlike olduğuna dair çanlar çalmaya başladı. Çünkü Kuveyt işgaliyle Saddam bölgedeki petrol ve Boğaz ticareti üzerinde hakimiyet gösterecekti, hegemon güçler yarattıklarının kendileri için tehlike haline gelmesine elbette göz yumamazlardı. Böylelikle ABD’deki ikiz kulelerin vurulması bahane bölgeye müdahale şahane diyerek, Irak’a girme zemini yarattılar.
Bugün ne tesadüftür ki Erdoğan’da hegemonların bir projesi olarak Türkiye’de boy gösterdi ve Kuzey ve Doğu Suriye’ye işgal girişimleriyle hegemon devletlerin kar kavgalarında ben de varım diyerek bir kez daha diş gösterdi. Elbette ki Erdoğan, Trump şahsında dünyada yaratılmak istenen istikrarsız siyasetin temsilcilerinin, çıkarlarına ters bir hareketle dünya gündeminde yerini almayı başardı. Eskilerin bir sözü vardır hani derle ya ‘büyük lokma ye fakat büyük konuşma’ ve her ne kadar Erdoğan televizyon ekranların da büyük konuşmaktan kendini alıkoyamadıysa da sonu da tükürdüğünü yalamak oldu. Kuzey ve Doğu Suriye’de, halkın ve SDF, YPG ve YPJ şervanları 21. Yüzyılın ‘Onur Direnişini’ insanlığa bir kez daha gösterdiler. Rojava Kürdistanı’nda insanlık bir kez daha çağın Sargon’una karşı onur savaşını verdi. Yaşananlar tüm dünya kamuoyunda ses getirdi. Elbette ki elde edilenler Kürt halkı için kimsenin bir lütfü değil, Kürt halkının kadın, çocuk ve gençlerinin kanı, yanmış ve moloz yığınları altında parçalanmış bedenleriyle elde edilmiştir. Bir kalaşnikofla işgalci ve çete Türk ordusunun savaş uçaklarına ve en ağır savaş tekniğine karşı verilen “Onur Direnişi”nin bir sonucudur.
Yazımı İranlı yazar Sadi Şirazi’nin de dediği gibi “Zulümle hüküm süren padişahın, saltanatı payidar olmaz” sözüyle sonlandırmak anlamlı olacaktır.