Bazı anlar, tarihin hafızasına hiç silinmeyecek şekilde kazınır. Öyle anlar vardır ki, onlar yokluktan varlığı yaratır. Tarihin alışagelmiş gidişatına "dur" dercesine, tarihi yönlendiren güç olarak belirginlik kazanır. Tarih sahnesinde geleceği belirlemede büyük roller oynar. Böylesi anlar, tarihi süreçler olarak kendisini günümüze dek hissettirmiştir. Lanetin simgesi olan Nemrut da, kutsallığın abidesi olarak büyük bir mücadelenin sahibi olan Hz. İbrahim'in tarihte yerini aldığı gibi...
Tarih, kendi içerisinde her daim kutsallık ve lanetli olma ekseninde büyük çelişki ve çatışmaları barındırmıştır. Dönemlerine göre farklı alan ve zaman dilimini kapsamış olsalar da, gelişen tüm olay ve olgular kendi içerisinde her zaman için köleliğe karşı özgürlüğü, lanetliliğe karşı kutsallığın sahibi olan yüksek erdemli halk önderlerinin ve halkların direnişiyle tarihe adlarını yazdırmayı başarmışlardır. Mezopotamya coğrafyası ve halkları tarihten günümüze dek böylesi mücadelelerin doğuşuna ve gelişimine ev sahipliği yaptı.
Özellikle Kürdistan coğrafyasında, Kürt halkı bu mücadeleci ve direnişçilik kültürünün simgesi oldu. Kürt halkı tarihin hiçbir döneminde köleliğin simgesi olan devletçi sistemi kabullenmedi, reddetti ve buna karşı sürekli bir direniş ve mücadele içinde oldu. Bu yüzden, onlarca kez isyan etti. Bu yüzden de onlarca isyan önderi ve milyonlarca kişi katledildi.
Kürt halkı adeta tarihten silinmek istendi. Bunun yegane sebebi özgür ve komünal değerlere bağlı olarak yaşamak istemeleriydi.
Artık Kürt halkı kendi topraklarında yok sayılmakta, yaprağın bile kıpırdamadığı yaşamın anlamsız girdabına sürüklenmekte. Niçin yaşayacağını, niçin öleceğini daha bilemez hale getirildiği inançsızlığın, umutsuzluğun varlığını sürmekteydi. Kürde reva görülen sadece acı-gözyaşı ve ölüm idi. Ölümden yaşamı, yokluktan varlığı yaratacak bir güç, bu duruma "dur" diyebilirdi. Bu güç tamamen gerçeklerden uzak ve soyut bir güç olarak da işlenmişti halkın yüreğine. Bu yüzden, Kürt halkı da adeta kaderine razı olmuştu.
Böylesine bir atmosferde tarihin bu gidişatına, adeta çağdaş İbrahimi bir direniş-mücadele ile "dur" diyerek, çağımızın Nemrutlarına karşı, "Bu topraklarda, bizler de yaşıyoruz. Bu topraklar, bize ait. Gasp ettiğiniz topraklarımız ve kimliğimiz için ayağa kalkıyoruz" denildi. Tarihte hiç silinmeyecek bir dönüm noktası yaşanıyordu.
Bu dönüm noktasının adı, 27 Kasım 1978'dir. Bu an'a tanıklık eden bereketli yer Fis köyüdür. Tarih bu yer ve zamanda insanlık için büyük hakikat arayışçısının öncülüğünde tekrar yazılmaktaydı. Bu an'da toprak hiç olmadığı kadar nemliydi. Gerçekten de yeni filizlere gebeymişcesine. Hava hiç olmadığı kadar berraktı.
Fırat hiç olmadığı kadar durgun iken, Dicle bir o kadar hırçınlaşarak akıyordu.Tüm doğanın bu değişimleri, o an'ın özgür yaşama olan özlemlerin çok yakında biteceğini müjdeliyordu. Doğa adeta 27 Kasım'a selan duruyordu. Selam olsun, 27 Kasım'a! Selam olsun, 27 Kasım'ı bugünlere taşıyanlara...
Kürkçüler F Tipi Cezaevi