Fransa Gündemi
Fransa'da işçiler, emekçiler ve öğrenciler yeni çalışma yasası nedeniyle 4 aydır ayaktaydı. 12 ulusal çapta grev ve eylem, yüzbinlerin katıldığı mitingler, başta başkent Paris olmak üzere ülkenin çeşitli kentlerinde bu süreçte doğallığında gelişen Gece Ayakta Hareketi eylemleri toplumsal muhalefetin kendini yasa karşısında konumlandırdığı eylemlerdi. Polisin eylemlere güç kullanımı sonucu, gözünü kaybeden, kolunu yitiren ve geri dönülemeyecek sakatlıklar yaşayan yüzlerce insana, meclisteki muhalafet ve en önemlisi de halkın yüzde 75 oranındaki karşı çıkışına rağmen hükümet, yasayı Anayasa’nın 49,3 bendine göre kabul etti.
Salı günü kabul edilen yasaya göre, günlük azami 10 saatlik çalışma süresi 12 saate çıkarılacak. İş güvenliğini ve esnek çalışmayı dayatan en önemli madde ise "sözleşmesinde değişiklik yapmak isteyen çalışanlar işten atılabilecek" ve işyerinin krize girmesi halinde işten çıkarmak yasalaşıp tazminat olarak sadece 15 ay asgari ücret baz alınarak ödeme yapılacak. Bu ödeme işyerinin kriz durumuna göre düşürülebilecek. Çıraklık eğitimi alanlar için çalışma süresi haftalık 24 saate düşürülecek. Son olarak da fazla mesailerde daha az ödeme yapılabilecek.
Yasaya karşı başkentte ve diğer kentlerde düzenlenen 12. grev gününde, sendikalar yaz tatilinin başlaması nedeniyle katılımların düşük olduğunu belirterek, Eylül ayından itibaren eylemlerini sürdüreceklerini açıkladı. Sendikaları bu duruma getiren ise, son eylemlere katılımın giderek düşmesi, grev nedeniyle birçok işten çıkarma yaşanması, grev günü yapılan kesintilerin sendikalar tarafından karşılanması, özellikle CGT ve FO sendikalarının hükümet ve İşverenler Birliği tarafından hedefe çakılıp yıpratılması vb nedenler öne çıktı.
Hükümet Yeni Çalışma Yasası’nı gündeme taşıdığı Mart ayından bu yana önce kendi içerisinde yasaya muhalif olanlara savaş açtı. Yasaya karşı oy kullananların ihraç edileceği yönünde tehditler bizzat Başbakan Manuel Valls tarafından dillendirildi. Ardından sokağa inen milyonlara dönük uygulamalar birbirini izledi.
Eylemlerin ana gövdesini oluşturan öğrenci sendikalarıyla hükümetin yaptığı görüşmeler ve öğrencilere tanınan bazı sosyal haklar ile eylemlere öğrencilerin katılımı yarıya indirildi. Ardından sürecin başından itibaren 9 Mart günü Republique Meydanı’da start alan Gece Ayakta eylemlerine sıra geldi. Gece Ayakta eylemleri, sadece çalışma yasası değil toplumsal bütün ihtiyaç sahiplerini konut, çevre, işsizlik, göçmen, eğitim, sağlık vb konularda etrafında her gece meydanlara topladı. Önce eylemler yasaklandı. Ardından 4-5 saatlik izinlerle yapılan eylemlerde sınırsız şiddet uygulandı. Yapılan bu uygulamalarla eylemler elli-yüz arasında değişen rakamlarla geçmeye başladı.
Hükümet ve İşverenler Birliği MEDEF bu aşamadan sonra bu kez eylemlerin ve grevlerin temel gücü olan CGT ve beraberindeki sendikaları hedefe çaktı. Terörist olarak ilan edilmekten, ülkeyi felakete sürüklemek vb suçlamalar birbirini izledi.
Bir yasayı kararnameyle dört aylık zaman dilimi içerisinde geçiren hükümet, Fransa’da uzun yıllardan sonra eylem yasakları, grev ve gösterilere sınırsız polis müdahalesi meşrulaştırarak toplumda geriye kalan kırıntı düzeyindeki güvenini de yitirdi. Şimdiden Fransa’da 2017 seçimlerinde sağın iktidarı, bütün bu uygulamalarla da sağlamlaşmış oldu.