Osman Baydemir’in  bilinmeyen yönleri - 4

Amed’in Ortadoğu’nun kültür, sanat, ticaret ve turizm başşehri olması için misyon biçtiklerini söyleyen Amed Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, “Tüm çalışmalarımız alanında model oldu” dedi.

Belediye başkanlığında hedeflediğiniz projeleri hayata geçirebildiniz mi? Başardığınız veya başaramadığınız projeleriniz nelerdir?

Kentsel gelişimin anayasası Nazım İmar Planı’dır. Göreve gelir gelmez kentimizin tüm dinamiklerini ve yurttaşı da sürece katarak 1/25.000’lik Nazım İmar Planı oluşturduk. Bu çalışmayla gelecekteki 30 yılın kentsel gelişimini planladık. Kişi başına 0.5 metrekare olan yeşil alan miktarını standartların üstüne çıkararak 18.3 metrekare olarak ayırdık. Yeşile o kadar ihtiyaç vardı ki, ağacın büyümesini beklemeye tahammülümüz kalmamıştı. Bunun için kente 12-15-20 yaşındaki ağaçlar diktik. 80 bin metrekarelik Park Orman şehir içinde insanların rahat nefes alabileceği bir mekana dönüştü. Yeşil bir Diyarbakır yarattık.
Bununla birlikte Suriçi Koruma Amaçlı İmar Planı yaptık. Binlerce yıllık tarihi olan Suriçi’ni korumaya yönelik, 1992’de yapılan Koruma Amaçlı İmar Planı ne yazık ki Suriçi’ni korumadığı gibi tersine bozmuştu. Yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde Diyarbakır Kalesi ve Surları UNESCO Dünya Mirası aday listesine girdi. Bu Diyarbakır’ın turizm kenti olmasında çok önemli bir gelişmedir. Öte yandan 1990’lardaki zorunlu göçle birlikte Sur etrafındaki sağlıksız yapılaşmayı kaldırdık ve sur çevresinin peyzaj düzenlemesini yaparak koruma altına aldık. Bu çalışmalarımız Tarihi Kentler Birliği tarafından da takdir edildi ve ödüllendirildi.

En büyük Ermeni kilisesini geleceğe taşıdık


Esasında Diyarbakır’a Ortadoğu’nun kültür, sanat, ticaret ve turizm başşehri olarak misyon biçtik ve bunu hayata geçirmek için pek çok proje gerçekleştirerek önemli mesafeler aldık. Tarihi kent ile yeni yerleşim alanı arasında geçiş noktasında bulunan Dağkapı Meydanı’nda düzenleme yaptık. Yine Nebi Camii, Ulu Cami, Kervansaray, Hasanpaşa Hanı gibi eşsiz yapıların bulunduğu ve Suriçi’nin ana aksı olan Gazi Caddesi’nde yenileme ve sağlıklaştırma çalışması yaptık. Bu caddeye açılan ve Dört Ayaklı Minare, Paşa Hamamı gibi yapıların bulunduğu Yenikapı Sokak’ı ve Suriçi’nin ikinci büyük aksı olan Melikahmet Caddesi’ni tarihi dokuya uygun olarak yeniden düzenledik.
Mervaniler döneminde yapılan 10 asırlık tarihi Ongözlü Köprü ağır vasıtaların yükünü kaldıramıyordu ve bunun için trafiğe kapattık. Köprünün siluetini bozmamak için 1 kilometre aşağısında Mervani Köprüsü inşa ettik. Böylece tarihi Ongözlü Köprü’yü turizme kazandırarak geleceğe taşımış olduk.
Şimdi bölgenin en büyük sivil mimari örneklerinden biri olan Suriçi’ndeki tarihi Cemilpaşa Konağı’nı kamulaştırdık ve restorasyon çalışmasını yürütüyoruz. 2012’nin sonunda restorasyon çalışması bitecek. Paralelinde de Cemilpaşa Konağı’nı Kent Müzesi haline getirmek için çalışmalar yürütüyoruz.
Ortadoğu’nun en büyük Ermeni kilisesi olan tarihi Surp Giragos Kilisesi’nin çöken tavanını Ermeni cemaatiyle birlikte onararak kiliseyi geleceğe taşıdık. Türkiye’de merkezi hükümet cemevlerini Alevi toplumunun ibadet yeri olarak kabul etmezken, Türkiye’nin batı yakasındaki yerel yönetimler Alevi toplumunun kendi imkanları ile yaptığı cem evlerini yıkarken, biz Alevi toplumunun kendi kültürünü ve ibadetini yaşayabilmesi için Pir Sultan Abdal Cem ve Kültür Evi Projesi’ni tamamladık.

Sümerpark Diyarbakır’ın bir gururudur


İskanevleri’nde Yeniköy Sosyal Konut Projesi ile Aziziye Sosyal Konut Projesi yürütüyoruz. Bu projelerimiz, hükümetin geleneksel TOKİ politikalarından farklı olarak sosyal belediyecilik örneğini oluşturuyor. Yurttaşın konutuna karşılık fark talep etmeden yerine daire veriyoruz. 8 etaptan oluşan Dicle Vadi Projesi’nin 1. Etabında amfi tiyatro, kültür yolu, kafe restoran ve Fiskaya Şelalesini canlandırma projesini hayata geçirdik. Sümerpark’taki eski fabrika binalarını onararak, Türkiye ve dünyaya örnek sosyal belediyecilik mekanına dönüştürdük. Kentin yoksul ile varsıl nüfusunun orta yerinde bulunan Sümerpark’ta 10 bin metrekarelik kapalı alan ile toplam 80 bin metrekarelik alanı göçle gelen nüfusun yaşama tutunabilmesi için işlevsel hale getirdik. Sümerpark Ortak Yaşam Alanı’nda bilgisayardan muhasebeye, oto motor tamirciliğinden doğalgaz tesisatçılığına kadar 29 dalda eğitim verilen Meslek Edindirme Merkezi, Çocuk Destek Merkezi, Engelli Destek Merkezi ve Kadın Destek Merkezi bulunuyor. Dünya Metropol Kentler Birliği, Sümerpark Ortak Yaşam Alanı’nı yurttaşın yaşam kalitesini yükselttiği, tarihi varlıkları koruduğu, alanında model olduğu gibi kriterlerle Kasım 2011’de 38 dünya metropol kentin projeleri içinde ödüle layık gördü. Bu Diyarbakır’ın bir gururudur.
Yine Sümerpark’ta Mehmed Uzun Kent Kütüphanesi oluşturduk. Güneş Evi Eğitim ve Uygulama Parkı Projemiz ise Türkiye’de bir ilkti. Enerji mimarlığı ilkelerine göre dizayn ettiğimiz Güneş Evi yüzde yüz kendi enerjisini üretiyor. Güneş Evi’nde ilkokuldan üniversiteye kadar bütün yaş gruplarına enerji, ekoloji ve yenilenebilir enerji kaynakları konusunda eğitim veriyoruz. Bugüne kadar 35 bin kişi eğitim çalışmasından yararlandı. Diyarbakır Güneş Evi 200’den fazla bilimsel toplantıda deneyimini aktardı ve 100 binden fazla ziyaretçi kabul etti. Güneş Evi EUROSOLAR Avrupa ve EUROSOLAR Türkiye Güneş Ödülü’ne layık görüldü.
En güzel sosyal çalışmalarımızdan biri de Hazar Gölü kenarında oluşturduğumuz Çocuk Yaz Kampı’dır. 7 yıldır her yaz dezavantajlı çocukları kampa götürerek birer hafta tatil yaptırıyoruz. Çocuklara kampta ekolojiden toplumsal cinsiyete, kültürel çalışmalardan spora kadar pek çok eğitim veriyoruz. Çocuk Yaz Kampı da kendi alanında model oldu.

Her büyük kent gibi Diyarbakır’da da ulaşım sorunu yaşanıyor. Ulaşım için yeni projeler var mı?

Yaşanılabilir bir kent için ulaşım da olmazsa olmazlardandır. Kentin İmar Mastır Planı’na paralel olarak Ulaşım Mastır Planı çalışmaları yürüttük. Özel Halk Otobüsleri’nde servis araçlarında dönüşümü gerçekleştirdik. Birinci önceliği “hizmet” olan kamu eliyle toplu taşıma için 100 araç alarak taşımacılığa giriştik. Öğrenciler, engelliler başta olmak üzere, kentin dezavantajlı nüfusu bundan istifade ediyor. Yine ticari taksilerde “TT (Ticari Taksi) uygulaması” ile bir dönüşüm gerçekleştirdik. Uyguladığımız sistem başka kentler tarafından da model olarak alınıp uygulanıyor.
Bunun yanı sıra kentin gelecekteki 30 yıllık ihtiyacını karşılayacak olan Şehirlerarası Otobüs Terminali’ni (DİŞTİ) hayata geçirdik. İlçelere giden araçlar için İlçe Otogarı, köylere giden araçlar için köy garajları inşa ettik.
Elbette bunlarla da yetinmedik. Merkezi hükümet tarafından yapılması gereken çevre yolu bulunmadığı için, şehirlerarası ve uluslararası trafik kentin içinden geçiyordu. Bunu önlemeye yönelik olarak 75 metre genişliğinde Mahabad Bulvarı oluşturduk. Yine Qamişlo Bulvarı yapıyoruz. Trafiği ışıklarla değil, geniş kavşaklarla düzenlemeyi tercih ediyoruz. Bu yolla hem trafiği durdurmadan yakıttan tasarruf etmesini sağlıyoruz hem de hava kirliliğini önlemeye çalışıyoruz. Özellikle yol konusunda, asfalt çalışmasının girmediği bir tek mahallemiz kalmadı.

Hayvan Bakımevi Türkiye’ye örnek oldu


Bölgenin en büyük Canlı Hayvan Borsası’nı açtık. Canlı Hayvan Borsası Suriye, Irak gibi ülkelere de model oldu.
Öte yandan, ekolojik bakış açımızın bir gereği olarak bölgenin en büyük Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’ni açtık. Bugün Siirt’ten Ağrı’ya, Elazığ’dan Malatya’ya kadar pek çok kentten hayvanın da getirildiği Rehabilitasyon Merkezimiz 24 saat sivil toplum örgütlerinin denetimine açık bulunuyor. Hayvanların ameliyat da edildiği Diyarbakır Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezimiz, hayvanseverler Platformu olan HAYTAP tarafından diğer belediyelere Türkiye’nin örnek merkezi olarak gösteriliyor.
İsterseniz biraz da altyapıya ilişkin bir iki hususu ifade edeyim. 1999’a kadar kent genelinde 362 kilometrelik içme suyu şebekesi bulunurken, 2011’in sonunda bunu 1659 kilometreye ulaştırdık. Bugün Büyükşehir Belediyesi’ne bağlanan köylere şehir şebeke suyu veriyoruz. Verdiğimiz su hem ucuz hem de musluktan içilebiliyor. Dolayısıyla Avrupa Birliği’nin ortalamasının üzerinde bir standarda sahiptir. Türkiye genelinde görülen sıtma vakalarının yarısı Diyarbakır’da görülürken, bu sayede bunu sıfıra indirdik. Aynı şekilde Atıksu Arıtma Tesisi oluşturduk. Yine 1999’da kent genelinde 109 kilometre kanalizasyon şebekesi bulununken 2011 yılı sonunda bunu 799 kilometreye çıkardık.
Yaptığımız planlı çalışmalar neticesinde, su, kanal, yol, yeşil alan gibi altyapı çalışmalarında kentsel gelişimin önüne geçmiş durumdayız. Halen yürüttüğümüz iki büyük çalışmamızdan da söz etmeden geçemeyeceğim. Bunlardan biri İleri Biyolojik Arıtma Tesisi Projesi’dir. 27 milyon Euro’luk bu proje ile kentin kirlenen suyu biyolojik arıtmaya tabi tutularak Dicle Nehri’ne verilmiş olacak. Diğer bir çalışmamız ise, 65 kilometrelik Yağmur Suyu Drenaj Sistemi Projesi’dir. Bu çalışmalarla kentin altyapı sorunu bitmiş olacaktır.

Çalışmalarınızda önünüze ne gibi engeller çıktı veya çıkarıldı?

9 yıllık zaman dilimi içerisinde BDP ve geleneğin, yani demokratik, özgürlükçü yerel yönetimler paradigmasının başarıya ulaşmaması için Merkezi Hükümet elinden gelen bütün engelleri ortaya koydu. Ekonomik ambargo, medya linçleri, yargı kıskacı, tutuklama furyaları gibi elinden gelen bütün gayretleri ortaya koydu. Bütün bu negatif uygulamalara rağmen, BDP belediyeciliğinin halka hizmet, şeffaf çalışma ilkesi çok açık biçimde yaşam buldu. Bu başarılarla elbette yetinmiyoruz. Elbette ki halkımız, kentimiz hizmetin daha güzeline, daha büyüğüne layıktır. Bizden sonra bayrağı devredeceğimiz arkadaşlarımız da inanıyorum ki, bizim yükseltmiş olduğumuz çıtayı daha da yükselteceklerdir. Çünkü bizim onlara bırakmış miras, bizim devraldığımız mirastan çok daha büyüktür. Onların da kendilerinden sonrakilere bırakacağı miras da mutlaka bizimkinden daha büyük olacak. Ve bu silsile devam edecektir.
Zira kentlerin kendisi de tıpkı bir insan bedeni gibidir. Zaman dilimine göre ihtiyaçlar şekillenir, farklılaşır, nitelik ve nicelik değiştirir. Dolayısıyla kent yaşamında ihtiyaçlar ve talepler asla bitmez. Şu anda kentimizde, modern dünyanın herhangi bir kentinin insani ihtiyaçlarının tamamı karşılanmış durumdadır. Bundan sonraki zaman dilimi içerisinde belediyeler daha çok estetik çalışmalara yönelecektir diye düşünüyorum. Çünkü altyapı sorunuz bitti, konut ve planlama sorunuz bitti, yağmur suyu sorunumuz projelendirildi ve bitti. Dolayısıyla bundan sonra turizm potansiyelinin harekete geçirilmesi, daha estetik bir kent yaratma üzerine çalışmalar yoğunlaşacaktır.

Yapmak isteyip de yapamadığınız en büyük hayaliniz ve gerçekleştirmek istediğiniz projeleriniz nelerdi?

Diyarbakır açısından hayati öneme sahip olan 4 temel hayalim vardı. Bunlardan bir tanesi Mastfroştepe ile Talaytepe arasındaki Kent Ormanı. İkincisi Dicle Vadisi Projesi. Üçüncüsü Hafif Raylı Sistem Projesi. Dördüncü ise Kentsel Dönüşüm ve Sosyal Konut Projeleri. Bu dört hayalimde de mesafeler kat ettik. Örneğin Dicle Vadisi Projesi’nin 1. Etabı olan Fiskaya Projesini bitirdik. Dicle Vadisi Projesi mega bir proje ve bu mega projede mutlaka hükümetin ilgili kuruluşları yanımızda olmalıydı, ama destek olmadılar. Benim buradaki özeleştirim hükümeti beklemeden çalışmaya başlamalıydım. Onları çalışmaya katmak konusunda çok zaman kaybettim. Aynı durum Kent Ormanı’nda da gerçekleşti. Maalesef hazine arazisi bize tahsis edilmedi. Bu yıl bin dönümlük bir alanı uzun uğraş ve kavgalar sonucunda ağaçlandıracağız. Dolayısıyla bu hayalimize de başlangıç yaptık, ama sonuçlandırma işlemi bizden sonra bayrağı devralacak arkadaşlarımız tarafından gerçekleştirilecek. Diyarbakır açısından kentsel dönüşüm konusunda Türkiye’ye de model olacak Aziziye Sosyal Konut Projesi ile Yeniköy Sosyal Konut Projesi’ni tamamladık. Bu konuda da başlangıcı yaptık. Bunun devamını da bizden sonraki arkadaşlarımız getirecektir. Hafif Raylı Sistemde Ulaşım Mastır Planı’nın planlama ayağını tamamladık. İhale aşamasını 2013 yılında tamamlayacağız ve bizden sonraki arkadaşlarımız bu konuda çabaları sürdürecekler.

Halkımın değerlerine asla sırt çevirmeyeceğim
Amed gibi Kürtlerin umudu ve beklentisi olmuş bir kentin belediye başkanlığını yapıyorsunuz. Görevinizi tamamladıktan sonra Amed ve Kürt halkı için nasıl bir çalışma içerisinde olmayı düşünüyorsunuz?
Amed gibi bir kentte belediye başkanı olmak şüphesiz ki büyük bir onurdur. Nazarımda Amed halkına hizmet etmek mukaddes bir görevdir. Bunun yanı sıra ateşten gömlektir. 8 yıl boyunca gece-gündüz, Amed halkına geçmişine ve gelecek nesillerine layık olma çabası içerisinde olduk. Şükürler olsun ki bugüne kadar Diyarbakır halkına karşı mahcup olmadık. Kentsel ihtiyaçlar bağlamında, su, kanalizasyon, altyapı, yol, kent estetizmi, planlaması, kent vizyonu, kentlinin kent yönetimine katılımı, belediye faaliyetleri yürütürken şeffaflık, halka dayalı olmak, halkın demokratik değerlerine bağlı olmak konusunda büyük mesafeler kat ettik. Son on yılda Diyarbakır’daki yerel yönetim algısında, katılımcılığa yaklaşımda, halka yaklaşımda çıta yükseldi. Dolayısıyla bu çıtanın bir daha düşmeyeceği inancını taşıyorum. 2004’te göreve aday olduğumda halkıma vermiş olduğum üç büyük söz halen aklımda. Birincisi kayıtsız ve koşulsuz asla akçeye bulaşmayacağız, yani kirlenmeyeceğiz. İkincisi halkla ilişkilerimizde asla halka üstten bakmayacağız. Halkın hizmetkârı perspektifiyle halkımızla aramızdaki bağı güçlendireceğiz. Üçüncü bir husus da, halka hizmeti bir ibadet, bir eylem olarak göreceğiz ve asla yürütmüş olduğumuz hizmeti de bir minnet olarak görmeyeceğiz. Şükürler olsun ki bu üç taahhüdümüz konusunda halkımız karşısında mahcup değiliz, alnımız açıktır.
Diyarbakır halkına hizmet etmek için mutlaka belediye başkanı, milletvekili veya yönetici olmamız gerekmiyor. Bundan sonraki yaşamımda da Diyarbakır halkına, mensubu olduğum halka hizmet etmeye devam edeceğiz. Yaşamın hangi alanında halkımızın bize ihtiyacı varsa gücümüz yettiği oranda kendisine hizmet etmeye çalışacağız. Bu bir sivil toplum örgütü olabilir, bir vakıf olabilir. Yeri ve zamanı geldiğinde halkın verdiği bayrağı onurla taşımak kadar, onurla iade etmesini de bilmek gerekiyor. Dolayısıyla 2013 yılının Ekim ayında, nasıl ki bu 9 yıl boyunca hizmet bayrağını, temsil bayrağını onurla taşıdıysak, bu bayrağı onurla halkımıza iade edeceğiz. Ama ondan sonraki zaman dilimi içerisinde pozisyonumuz ne olursa olsun, mutlaka halkımızın haklı davasında yer almaya, ona gücümüz oranında destek vermeye devam edeceğiz.
En derin saygılarımı sunuyorum. BİTTİ

Hazırlayan: ELİF GÜRÇALI