Ömrünün baharında milyonlarca çamın devrilmesine birkaç gün kaldı. Hindilerin köküne kıran getirmek için de geri sayım başlamış durumda.
Normalde doğu kültürüyle büyümüş insanlar için yılbaşlarının, kendileriyle özdeşleştirebilecekleri bir anlamı yok.
Tamamıyla batı kültürünün bir ürünü olan yılbaşı partileri veya kutlamalarının, takvimsel olarak çok mühim bir yönü de yok. Zira dünyada kullanılan başka takvimler de var. Ama yeni yıllara girerken kopartılan fırtınalara bakıldığında, insan ister istemez bu fırtınaları gerekçelendirecek akla yatkın bir sebep arıyor. Aslına bakarsanız bir yere girdiğimiz de yok, zamanın kendi döngüsünde akıp gittiği mecrada, anlık dilimlerdir sadece yılbaşları.
„Her eğlencede sebep aramaya gerek yok, günlük yaşam içerisinde özellikle emekçiler olarak yeterince ezilip, üzülüyoruz zaten” diyebilirsiniz. Doğru. Bir günlüğüne de olsa stresten uzak, eğlenceli zaman geçirmek herkesin hakkı. İyi güzel de eğlenme hakkını kullanırken insanların, kainatı paylaştığımız gezegenimizin diğer sakinleri çamlar yahut hindiler gibi canlılara kastetmesinin eğlendirici yönü ne? Ben şahsen, bu doğa katliamının hangi noktasında eğlenemem gerektiğini hala kavrayabilmiş değilim.
İtiraf edelim: kuzey yarımkürenin coğrafik olarak (oğlak dönencesi) en karanlık ve kasvetli zaman aralığında, ortalığın ışıl ışıl aydınlatılmasının baştan çıkartıcı bir etkisi de yok değil. Bununla birlikte, şehirleri böyle estetize etmenin geçici olduğu ve binlerce kilovat elektriğin heba edildiği de bir gerçek. Üstelik doğamızın selameti açısından, enerji israfından şiddetle kaçınmamız gereken bu dönemlerde! Malumunuz; küresel ısınmayla birlikte yerkürede meydana gelen çeşitli nükleer kazalar, dünyadaki varlığımızı tehdit eder hale geldi.
Küresel ısınma demişken, yeni yılın ilk saniyelerini havai fişeklerle karşılama geleneğini de bir kere daha düşünelim bence. Söz konusu havai fişeklerin sayısız versiyonunun tek ortak özelliği, çevreyi kirletmek ve atmosferi insan sağlığına zararlı, zehirli gazlarla doldurmak. Birkaç dakikalık eğlencenin, en az birkaç saatlik ömrümüze mal olduğunu unutmayalım.
Bir de işin ekonomik boyutu var tabii… Bir yeni yıla girerken yapılan alışverişin kapitalist sermayeye bıraktığı toplam karın, bütün bir yıla tekabül ettiği söyleniyor. Bu kar marjında en büyük payı, yılbaşı ışıklandırmalarında kullanılan elektrik cihazları ile havai fişekler oluşturuyor.
Yılbaşı kutlamalarında verilecek hediyeler ile ev-sokak süslemelerinde kullanılan materyalleri üreten firmalar, büyük bir ekonomi sektörü haline gelmiştir. Dolayısıyla, bizim yılbaşı kutlaması için harcadığımız her kuruş, kapitalist sermayenin kar havuzuna akan bir damlaya dönüşmektedir. Emekçiler, muhalifler ve ezilenler olarak harcamalarımızı yaparken, bu durumu da göz önünde bulunduralım diyorum.
Oyunbozanlıkla suçlanma pahasına da olsa söylemek durumundayım: yoksulluğun ve zulmün kol gezdiği dünyamızda, hele hele baskılarla sindirme operasyonlarının eksik olmadığı, gözümüzün değdiği her santimetrekarede egemen olanın zulmüyle karşılaştığımız ülkemizde, yeni yılda da kutlanacak bir gelişme yok.
Yeni yıl ne zaman barışa, özgürlüğe, eşitliğe ve insanın insana zulmü reva görmediği bir dünyaya vesile olursa, o zaman kutlanmayı hak eder ancak!
***
Bir de gerçek anlamda, iktidarın güdümündeki bağımsız(!) Türk yargısının devirdiği çamlardan bahsetmeden geçmek olmaz!
Bu başlı başına sayfaları dolduran bir yazı konusuyken, şu an gündemin en yakıcı sorunu olduğundan, birkaç cümleyle de olsa bu ülkede yaşayan her bireyi, sürecin işaret ettiği tehlikelere karşı uyarmak zorundayız.
Her türlü muhalefeti susturmayı kendisine görev bilen ülke iktidarı ve iktidarın kayıtsız-şartsız korunması görevini, cesetler üzerinden yürüyerek yerine getirmekte kusur etmeyen emniyet ve yargı organları, öldürerek bitiremediği azınlık ve muhalifleri, hapislere tıkarak etkisiz hale getirmeye çalışıyor.
Düzen bekçilerinin maaş ve mevki karşılığında muhalefeti bitirme hizmetine karşılık muhalifler, halkların ve ezilenlerin demokratik hakları, eşitliği ve adil bir yaşam dışında hiçbir kişisel çıkar gözetmezler.
İşte bu yüzden, onların baskı ve zulüm aracılığıyla kazandıklarını zannettikleri zaferleri, geçici olmaya mahkumdur.
 Halkların çıkarı için mücadele edenlerse, her zaman gerçek zaferlerin sahibi olacaklardır.
Tam da bunun için, basın büroları kapatılsa, bombalansa da; muhabirlerin kameraları kırılsa, sokaklarda polis joplarıyla kovalansa, hapislere konsa da „özgür basın“ mücadelesi veren hiçbir basın mensubu susturulamayacaktır!