İngiltere Gündemi
Diğer bir deyişle İngiltere Başbakanı David Cameron, Adalet Bakanı Michael Gove’a karşı. Cameron, İngiltere’nin AB’de kalmasını savunurken, Gove buna tamamen karşı.
Bu hafta farklı günlerde katıldıkları Sky News kanalında kozlarını paylaştılar ve iki farkı kampanyanın ana politikalarını savundular.
Bu iki program da iki karşıt tarafın savundukları argümanları, kamuoyuna anlatabileceği önemli bir platformdu. Her seçim öncesi gelenekselleşen bu canlı yayın platformu, hiç bir politikacı için kolay geçmez. Zira konuk siyasetçi, karşıt fikirden bir salon dolusu insanın acımasız sorularıyla köşeye sıkıştırılır. Adalet Bakanı Gove ile Başbakan Cameron’un bu hafta sıkışması gibi. Ama kısa yoldan söylemek gerekirse iki tarafta fena halde çuvalladı.
AB’den çıkmakla İngiltere’nin büyük bir çöküş içerisinde olacağını yineleyip duran Cameron ‘felaket tellalı’ olarak suçlanırken Gove’un ‘her hafta AB’ye 350 milyon Sterlin veriyoruz’ iddiasının boş çıkması program esnasında yinelenmesi Gove’u epey zor bir duruma düşürdü.
Bir İngiliz vatandaşı Faslı öğrenci tarafında Başbakan Cameron’a yöneltilen ‘DAİŞ’i finanse ettiği herkes tarafından bilinen Türkiye’nin AB’ye yakınlaşmasına nasıl izin verirsiniz?’ sorusu zira kanımca programa damgayı vuran anlar arasındaydı. Cameron’un da ‘Türkiye’nin AB’ye girebilmesi için 35 bölümlük kritere uyması gerekiyor. Şu ana dek bir tanesine uydu. Bu durumda Türkiye, AB’ye ancak 3000 yılında girer’ sözleri oldukça manidardı.
Gove’a Birinci Dünya Savaşı’nda sonuçları bilmeden askerleri savaşa yollayan bir komutana benzetilmesi aslında haklı bir benzetme oldu. Zira Gove, AB’den çıkılmasını savunuyor ama elinde ne ekonomik bir plan var ne de bir iş güvencesi. Arkalarını yasladıkları bir finans kurumu yok. Bütün dev finans şirketleri ve bankaları AB’den çıkılmasının ciddi bir maddi kayıp olacağını savunuyor. Buna rağmen AB’den çıkılmasını savunanların oranı az bir farkla da olsa önde ilerliyor. Yegane sebebi Cameron’a olan güvensizlik.
Kamuoyunda Cameron’ın AB savunmasına karşı bir güven oluşamamasının yegane sebebi özellikle son bir yıldır özellikle çizdiği negatif liderlik çizgisi. Geçtiğimiz sene Panama belgeleri sızıntıları, 100 bin net göçmen sözü skalasını yakalayamaması gibi Başbakan, liderlik imajını zedeleyen birçok olayın başını çekti. Şimdi de AB ile gizli bir anlaşma içerisinde olmakla suçlanıyor. Başbakanlıktan ayrılmasını isteyenlerin sayısı gittikçe artıyor. Bu Muhafazakar partiden bir uzaklaşma olarak anılmasın, Başbakan Cameron’dan bir uzaklaşma söz konusu.
Referandum sonrası sonuç ne olursa olsun AB tartışmalarının Muhafazakar Parti içerisinde onulmaz ayrılıklara yol açtığı bir gerçek. Toparlar mı toparlamaz mı bilinmez ama bilinen bir gerçeklik var ki referandumdan AB’den çıkılsın çoğunluğu sağlanırsa bu iki tarafında iyi ya da kötü bir kampanya yürüttüğünden kaynaklı olmayacak.
Ekonomik kaybı göze alıp AB’den çıkılsın çoğunluğu sağlanması, kamuoyunun tüm göçmenleri dışarıda tutarak kendilerini daha güvenli bir ada haline gelecek olmalarına bir hayli inanmaları anlamına gelecek. Bu fikre nasıl kapıldılar diye sormaya gerek yok. Hükümet partinin tamamı, muhalif parti işçi partisinin de büyük bir çoğunluğu bu fikrin baş mimarları.