İngiltere Gündemi
İngiltere Başbakanı David Cameron, Amerika’yı ziyaret ederek, iki ülke arasındaki ilişkilerin ve ortak çalışmaların artması için önemli bir adım atmış oldu. Bu iki müttefik ülkenin liderlerinin gündemlerinde başta Paris’teki Charlie Hebdo katliamıyla yükselişe geçen dinci terörün yanı sıra Rusya ve Ukrayna krizi, Ebola virüsü ile mücadele ve siber güvenlik konuları vardı. Ukrayna’daki kriz hakkında liderler, daha önceki söylemlerini yineledi. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik politikalarını değiştirmesi için daha fazla baskı yapılması gerektiğini vurguladılar. Ancak radikal İslam terörizmi konusunda alınan kararlar dikkate değer.
Obama ve Cameron’ın da konuşmaları dikkatle dinlendiğinde aralarında ton farkının çok belirgin olduğu ortaya çıkacaktır. Obama olabildiğince sakinken, Cameron ise çok kızgın. Mesela Obama, kendi Müslüman kitlelerinin göç sürecini Amerikalı olmanın bir parçası olarak gördüklerini ancak Avrupa’da bu sürecin daha sancılı olduğunu söyledi. Aslında Obama bir nevi Avrupa’nın Müslümanlara yönelik daha sert politika yürütmesinin Paris ve benzeri saldırıları engellemede çözüm olmayacağını ima etti. Yani Avrupa’nın Müslümanlarla başı dertte bizimkisi daha az dertte demeye getirdi çünkü kendilerinin Müslüman göçmenleri asimile etmede daha başarılı olduklarını açıkladı.
Cameron ise konuşmasında Fransa’nın yanı sıra İsrail ve Nijerya’daki saldırıları da değinerek radikal İslam’ın herkes için büyük bir tehdit olduğunu söylemeye çalıştı. Hatta radikal İslam’ı "zehirli ideoloji" olarak tarif etti. IŞİD’e karşı Irak'ta savaşan güçlere de İngiltere’nin desteğinin artacağını söyledi.
Birçok konuda uzlaşan ve hatta radikal İslam’a karşı 'birleşik cephe' çağrısında bulunan Obama ve Cameron’ın, Google ve Facebook gibi Amerika merkezli internet şirketlerinin şifreli iletişimlerinin devletlerce izlenmesi konusunda ise fikir ayrılıkları bulunuyor. Cameron böylelikle köktendincilerin şifreli konuşmalarını takip etmek isterken, Obama bunun sivil özgürlüklerin ihlali anlamına geleceğini söylüyor.
Cameron, Amerikan sosyal medya şirketlerinin teröre karşı kendilerine yeterli destekte bulunmadığını düşünüyor. Böyle düşünmesinin en büyük nedeni de geçen yıl bir İngiliz askerin öldürülmesi olayıyla ilgili olarak, zanlılardan birinin cinayet planlarını Facebook’ta beş ay önceden açıklamış olmasına rağmen Facebook yönetiminin bu cinayetle ilgili ihbarda bulunmadan hesabı silmesiydi. Ancak sosyal medyanın devlet tarafından izlenmesi, Amerika için aleni alınacak bir karar değil.
Cameron'ın, Amerikan sosyal medya şirketlerinin istihbaratlarıyla işbirliği yapması önerisine Obama soğuk yaklaştı gibi gözükse de ABD'nin istihbarat için hak ve hukuk dinlemeyeceğini çok yakın tarihten biliyoruz. Daha yakın bir zaman önce ABD Ulusal Güvenlik Dairesi’nin (NSA) milyonlarca Amerikalının telefon konuşmalarını dinlediği ortaya çıkmış, yine Amerikalı eski istihbaratçı Edward Snowden, kimi Amerikan internet şirketlerinin müşterileri bilgilerini NSA ile paylaştığını basına sızdırmıştı. Yani bakmayalım Amerika’nın şimdilerdeki sivil haklar söylemlerine, daha iki ay önce CIA’nin yüzlerce sayfalık sorgu ve işkence suçlarını okuduk. Amerika’nın geçmişinden çıkarttığı tek ders, insan hakları ihlallerini bundan sonra daha gizli kapaklı yürütmesi olacaktır.